RTÜK Bölge toplantısı Kocaeli'de yapıldı

Başbakan Yardımcısı Sayın Fikri Işık, “RTÜK'ün sadece ceza kesen bir kurum olmadığını, sadece insanların elinde sopa gördüğü, sopasından korkulan bir kurum olması bizim arzu ettiğimiz bir şey değildir.” dedi.

 RTÜK'ün 'Radyo ve Televizyonlarda Doğru, Güzel ve Anlaşılır Türkçe Kullanımının Yaygınlaştırılması Projesi' kapsamında Kocaeli'nin Başiskele ilçesinde bulunan bir otelde düzenlenen RTÜK Marmara Bölge Toplantısı'na Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zekeriya Koçak,  RTÜK Başkanı Prof. Dr. İlhan Yerlikaya, Üst Kurul Üyeleri Nurullah Öztürk, Arif Fırtına, Doç. Dr. Hamit Ersoy, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saadettin Hülagü, ATV Ana Haber Spikeri Cem Öğretir ve  medya mensubu davetliler katıldı.

Başbakan Yardımcısı Sayın Fikri Işık, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, "RTÜK'ün sadece ceza kesen bir kurum olmadığını, sadece insanların elinde sopa gördüğü, sopasından korkulan bir kurum olması bizim arzu ettiğimiz bir şey değildir. dedi.

Işık, “Biraz evvel sosyal medyada da RTÜK'teyiz deyince, 'Ne oldu, ceza mı yediniz?' diye esprileri ben gördüm. Doğrusu RTÜK deyince herkes ceza kesen, asık suratlı bir kurum olarak görüyor. Aslında bu doğru değil, modern yönetim anlayışında ceza kesmek en son çare olmalı. Rehberlik esas amaç olmalı. RTÜK'ün bu alanda yaptığı çok değerli çalışmalar var. Ben bu çalışmaların bundan sonra da artarak süreceğine inanıyorum. Bu toplantıda aslında radyolarımızda, televizyonlarımızda Türkçe'nin daha doğru güzel ve anlaşılır kullanılması için çok önemli ve rehberlik ve yönlendirme çalışması.” Olduğunu ifade ederek,  “RTÜK şunu rahatlıkla yapabilir, 'Sen Türkçe'yi doğru kullanmıyorsun, sana şu maddeden şu cezayı kesiyorum' diyebilir. Bunu yapmak yerine sorun nerede, eksik nerede, bu sorunu giderebilmek için ne yapabiliriz? anlayışından hareketle bu toplantılar düzenleniyor. Ben bu toplantıları çok nemli ve değerli görüyorum." dedi.

Diline sahip olmayan bir ülkenin geleceğine sahip olma şansı olmadığını belirten Işık, "Dilimiz; kimliğimizdir. Dilimiz; aynı zamanda da geleceğimizdir. Diline sahip olmayan bir ülkenin geleceğine sahip olma şansı da yoktur. Dilimize ne kadar hakimseniz, ne kadar güzel kullanıyorsanız inanın geleceğe o kadar sağlam adımlarla bakabilirsiniz. Eğer bir ülkeye husumet besliyorsanız, bir ülkeye bir grup veya bir yapı husumet besliyorsa uzun vadede sonuç alacağı en büyük saldırı dile yönelik saldırıdır. Çünkü dil bozulursa, kültür çok ciddi zarar görür. Kültürün zarar görmesi medeniyet değerlerinin aşınmasına sebep olur, medeniyet değerlerinin aşınması da bir milletin hiç kuşkusuz beka sorunu ortaya çıkar. Dile yönelik saldırıyla aslında düşman ordularının sınırdan bir ülkeye saldırısı arasında çok da bir fark yoktur.” görüşlerini ileri sürdü.

 Işık, diğer hususlara dikkat çekerek, “Bir dönem Türkçe maalesef Fransızca'nın tahakkümü altındaydı. Biraz da özentiden kaynaklanan Fransızca kelimeleri kullanmak bir farklılık alameti olarak görülüyordu. Şimdi maalesef sadece Türkçe değil, pek çok dünya dili İngilizce'nin tasallutu altındadır. Bazen özenti, bazen dikkatsizlik, bazen bilmemezlik dilimizi maalesef İngilizce'nin ciddi şekilde tasallutu altına girmesine sebep oldu. Buna karşı direnmeliyiz, dilimizi özellikle bizdeki çok güzel kelimeleri bırakıp da İngilizce kelimeleri kullanma hastalığından kurtarmamız gerekiyor. Sosyal medyada gördüm 'plaza dili' diye birçok güzel bir parodi var. Şu anda bu Türkçe için geçerli değil, sadece pek çok dünya dilleri için aynı sorunlar yaşanıyor ama buna karşılık ülkelerin çok önemli tedbirleri de var. Bu tedbirlerin alınması konusunda sizler çok önemli ve kritik bir konumdasınız.” dedi.  

Işık, yıllar önce olan enteresan bir olayı şöyle dile getiriyor, “Ticaretten sorumlu devlet bakanı Çin'e gidiyor ve fındık satacak. Çin'de ilgili mevkidaşıyla görüşme yapıyor, fındığı tanıtıyor. Tabi her Çinli bir fındık yese ne kadar fındık satılır muhabbetleri falan yapılıyor. Çinli bakan müsteşarını çağırıp talimat veriyor, önce fındığa Çince bir isim bulun sonra da ithalatını serbest bırakın. Şimdi milliyetçilik bu, biz Türkler sözde dünyanın en milliyetçi insanlarından bir tanesiyiz ama iş icraata döndüğünde maalesef hepimiz bir tarafa yan çiziyoruz. Bu noktada özellikle televizyon dilin düzgün kullanılması açısından çok önemli bir fonksiyona sahiptir." dedi.

Toplantının açılış konuşmasını RTÜK Başkanı Prof. Dr. İlhan Yerlikaya yaptı. Yerlikaya, “Bireylerin dil kullanımında aile ve okul kadar radyo ve televizyon yayınlarının da önemli etkisi bulunmaktadır. Yayınlardaki dil yanlışları kısa sürede tüm topluma yayılmakta, televizyon sunucularının, reklam yıldızlarının, dizi kahramanlarının kullandıkları ifadeler toplumun diline yerleşmektedir.” dedi.

Yerlikaya, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun talebi üzerine Türk Dil Kurumu tarafından 1999 yılında hazırlanan bir raporda özellikle spiker, muhabir ve sunuculara dikkat çekilerek,Neredeyse Türkçe konuşan herkes bu görevlerde bulunabilmektedir. Dili kullanmada belli bir seviyeye ulaşmamış ve belli bir dil eğitiminden geçmemiş kimselerin radyo ve televizyonlarda yaptıkları dil yanlışları kamuoyunu rahatsız etmektedir” görüşünü dile getirerek,  ayrıca, raporda dili özensiz ve keyfî kullanmanın, radyo ve televizyon yayınları aracılığı ile toplumun dilini etkilediği; iletişimi, anlaşmayı zorlaştırdığı belirtilmiştir. Yayınların birçoğunun dilin yozlaşmasına yol açtığına, yerli film ve dizilerde toplum içinde söylenmesi çirkin olan, görgü kurallarına ters düşen pek çok kaba kelime sarf edildiğine dikkat çekilmiştir. Yayın kuruluşlarında Türkçenin kullanımı konusunda bir denetleme mekanizmasının bulunmadığı fikrine varılmış, pek çok sunucunun imlâ kılavuzu, sözlük gibi kaynakları kullanmadığının anlaşıldığı ve yayınlarda söz varlığının 500-1000 kelime etrafında döndüğü..” ifade edilmiştir.

Yerlikaya, radyo ve televizyon yayınlarında Türkçenin kurallarına uygun bir şekilde kullanılması, toplumu oluşturan bireylerin dili doğru kullanmaları açısından önem taşıdığını,  RTÜK tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları Türkiye’de izleyicilerin günde yaklaşık üç buçuk saat televizyon izlediklerini, hafta sonları bu sürenin 5 saate kadar çıktığını söyledi. “En fazla izlenen programların ise yerli diziler, kuşak programları, yarışmalar ve haberlerin olduğunu”,   Dolayısıyla bu programlarda kullanılan dilin toplumun dili haline geldiğini, bu nedenle radyo ve televizyonlarda program sunan, muhabirlik veya metin yazarlığı yapan medya çalışanlarının Türkçeyi kurallarına uygun kullanmalarını beklemek izleyicilerin en doğal hakkıdır.” Görüşünü ifade etti.

Yerlikaya, RTÜK’ün tabi olduğu Kanun hükümleri gereğince, “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Türkçeyi özensiz kullandığı belirlenen kuruluşlara çeşitli yaptırımlar uygulamaktadır. Bunun yanı sıra uzman kuruluşlarla işbirliği yaparak yayınlardaki dil kullanımıyla ilgili tespitler yaptırmakta, bu tespitleri kamuoyuyla paylaşmakta, medyanın ve toplumun bu konuya dikkatini çekmektedir.

Diğer taraftan medya çalışanlarında dil kullanımı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla, ulusal, bölgesel ve yerel yayın kuruluşlarına yönelik bölge toplantılarında Türk Dil Kurumu temsilcileri tarafından radyo ve televizyonlardaki Türkçe yanlışlarını konu alan seminerler gerçekleştirilmiştir.” dedi.

“Önümüzdeki dönemde medya hizmet sağlayıcılarının çalışanlarına yönelik sertifika programlarının gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.” diyen Yerlikaya,

“Üst Kurulun ilk sertifika eğitimi uygulamasını hizmete sunmak ve 2017 Türk Dili Yılında hayata geçirmek üzere, Türkçemizin nesiller boyunca güzelliği ve duruluğu bozulmadan yaşayabilmesi için yeni bir proje hayata geçirilmiştir. Radyo ve Televizyonlarda Doğru, Güzel ve Anlaşılır Türkçe Kullanımının Yaygınlaştırılması Projesi, radyo ve televizyon yayınlarında Türkçenin kullanımına ilişkin güncel tespitlerin yapılmasını, bu tespitler ışığında yayınlarda Türkçenin daha özenli kullanılması için gerekli mekanizmaların kurulup işletilmesini ve medya çalışanlarına Türkçeyi doğru kullanmaları için eğitim verilmesini kapsamaktadır.” dedi.

Yerlikaya, “Yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarının çalışanlarına yönelik eğitimler ise RTÜK, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve TRT’nin iş birliğiyle gerçekleştirilecektir. Bu aşamada ilk olarak Diksiyon, Spikerlik ve Sunuculuk Kurs Programı hazırlanmış ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır. Eğitim yerel yayın kuruluşlarına yönelik hazırlanmakla birlikte Türkiye genelinde isteyen vatandaşlar da söz konusu kurslara katılabilecektir. Yayıncılar için düzenlenecek kurslar ise RTÜK tarafından koordine edilecek, TRT’nin ve halk eğitimi merkezlerinin birliğiyle düzenlenecektir. Böylelikle seksen saatlik kurs programı yayıncılar için iki haftalık sürede tamamlanacaktır.

İlk kurs pilot uygulama kapsamında 16-27 Ekim 2017 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Teorik ve uygulamalı derslerden oluşan seksen saatlik kursu başarıyla tamamlayan kursiyerlere sertifikaları verilmiştir. Pilot eğitim süreciyle ilgili gerekli değerlendirmeler yapılmış olup, eğitimlere 2018 yılında da devam edilecektir.” diyerek yapılacak çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Ayrıca Yerlikaya, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde yürütülen kampanyayla 2017 yılı “Dilimiz Kimliğimizdir” başlığıyla Türk Dili Yılı ilan edilmiştir. Biz de bugün “Dilimiz Kimliğimizdir” diyor ve medya hizmet sağlayıcılarımızın dilimize, kimliğimize sahip çıkmalarını bekliyoruz.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

RTÜK İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı Fendiye İnci Özkan, proje süreçleri ve kurslara katılım koşulları hakkında bilgilendirme yaptı.

ATV Ana Haber Spikeri Cem Öğretir'in "Radyo ve Televizyonlarda Doğru, Güzel ve Anlaşılır Türkçe Kullanımının Önemi" konulu konuşmasının ardından sonra toplantı sona erdi.

 

Yayın Tarihi : 21 Ocak 2018