İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 27.06.2018 tarih ve 417 sayılı yazısına konu “TON RADYO çağrı işareti ile yayın yapan kuruluşun, 22.02.2018 tarihinde yayınladığı ‘Kampüs Özel’ isimli programda, program yorumcusu tarafından kullanılan ifadelerin, kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştiri sınırlarının daha geniş tutulabileceği göz önüne alınıp ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek, yaptırım uygulanmasına yer olmadığı” yönünde alınan çoğunluk kararına aşağıda belirttiğim gerekçeyle katılmadım:
Program yorumcusu Abdullah Akın’ın akıl sınırlarını zorlayan, insaftan ve izandan yoksun, Cumhuriyete ve Mustafa Kemal ATATÜRK’e hakaret içeren ve Üst Kurul Kararında yer verilmeyen iddiaların bir bölümü şöyledir:
- 12 Haziran 1924. Camiler kapatılıyor düşünebiliyor musunuz? Camiler satılıyor. Çok özür diliyorum Çanakkale ve Bursa'da genelev olarak kullanılan camiler var. Ahır olarak kullanılan camiler var. Türkiye'de, Camiler kapatıyorlar müessese olarak.
- 19 Mayıs 1915 gecesi biz burayı savunurken resmi rakamlara göre söylüyorum; bir gecede 51 subay, bunları askeri kaynaklardan söylüyorum. 3369 er şehit verdik bir gecede ve 97 subay ile 9487 askerimiz yaralandı. Toplamda 9584 yaralımız iki siper arasında 4 gün boyunca kaldı. Sıcak aylardan bahsediyorum. 9584 yaralı kardeşim bir bardak su verin diye haykırdılar bizler siperden çıkamadık. Çanakkale koktu. İki taraftan beyaz bayrak çıktı, 8 saatte bunlar kontrol edilecek. Ortada 16 bin şehit ve yaralımız var. Mümkün olmadı, iki tarafın anılarında yazıyor. Büyük kasap kancalarıyla bunları açtığımız çukurlara çektik, yaralı olanları gömdük.
- Ezan Türkçeleştirildi. 18 Temmuz 1832 (Kendi ifadesi) birkaç şeyle bunu toparlayayım. 1932 18 Temmuz sabahı burada Ezan Türkçeleştiriliyor aynı günün akşamı burada akşam Amerika'da sabah oluyor. Bizi orada Birleşmiş Milletlere kabul ediyorlar. Bunun şartı Ezanın Türkçeleştirilmesi idi. Çünkü ezanı Türkçeleştirdiler, camileri kapattılar. Harf devrimi yaptılar bizi güya 600 yıllık Osmanlı anayasasından, milleti bir arada herkesin hakkını vererek yaşatıldığı bir kanunundan kopardılar. Bize bir İsviçre Medeni Kanunu, bir Alman Ceza Kanunu, bir İtalyan kanunu verdiler. Başımıza bir şapka, ayağımıza bir pantolon giydirdiler, güya medeni olduk.
Abdullah Akın’ın bu dayanaktan yoksun, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan tamamen Cumhuriyetin kurucusu büyük önder ATATÜRK’e hakaret kastı içeren, Cumhuriyet’in kurucuları, değerleri ve kazanımlarına yönelik zırvaları belirli çevrelerin, karalama amacıyla bir süreden beri kullandıkları dedikodulardan ibarettir. Bu ifadelerin gerçeklere aykırı olduğu adı geçenin ne yazık ki eğitmen olduğu okul idaresince de tespit olunarak yaptırım uygulanmıştır. Yer olarak gösterdiği Bursa’nın Valiliği de iddia bile sayılamayacak bu iftiraları yalanlamıştır.
Adı geçenin iftiraları ve hakaretleri, 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun birinci maddesindeki “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne de aykırıdır ve bu konudaki yargı süreci devam etmektedir.
ATATÜRK’e, devrimlerine ve Cumhuriyet’e ve gerçek bir destan olan Çanakkale Zaferine böylesine pervasızca bir saldırı 6112 sayılı yasamızın yayın ilkelerini düzenleyen 8. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendine de açıkça aykırıdır.
Tarihi gerçeklerden uzak bu iftiraların ve hakaretlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek yaptırımsız bırakılması hem yasaların hiçe sayılması, hem de bu kişi ve çevrelere cesaret vermek anlamına gelebilecektir.
Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, hakaret ve iftiraları koruma kalkanı olarak kullanılamaz.
Kimi siyasi şahsiyetler ve Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde olduğu iki ülkenin (Azerbaycan ve Güney Kore) liderlerine yönelik en küçük eleştiri bile hakaret sayılıp yaptırım uygulanırken kurucusuna atılan iftiralarda böylesine cömert davranılmasına katılmak mümkün değildir.


