İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 23.12.2019 tarih ve 1044 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda, “HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşa, 30.09.2019 tarihinde saat 22:58’de yayınladığı ‘Spor Saati’ isimli program yayınında Sunucun, Futbol Federasyonu ve Başkanı Nihat Özdemir ile ilgili, ‘Abi bunların hepsi batacak. Hepsi batacak, olacak bak. Şimdi bu devlet büyük hata yapıyor bu adamları kurtararak. Neden? Çünkü baktığın zaman federasyon başkanı diye getirdiğin yaratık aynı düzenin içinden giriyor kardeşim…, - Abi işte bu kadar basit, abi bu kadar basit, tezgâh bu. Bu tezgâh. Yani bu Federasyon söyleyeyim, bak bu Federasyon iğdiş edilmiştir. Bu Federasyon hadımdır. Bu Federasyon iktidarsızdır. Bu Federasyon hiçbir şey yapamaz kardeşim. Bu Federasyon, Federasyon değildir. Bu Federasyonun Başkanı kulüplere verilen transfer bütçeleri “Valla benim de haberim yok, Bankacılar böyle uygun görmüşler” diyen birisinden Federasyon Başkanı falan olmaz. O Nihat Abidir, oraya laf olsun diye, süs olsun diye konmuştur. Yani şu bardağı da, bardak abi diye oraya koymakla o Nihat Abiyi koymak arasında zerrece fark yoktur. O Federasyonu o yönetmiyor. O Federasyonda o orada Abi olarak var. Ama ailenin muktedir olan abisi değil o. Ailenin tonton abisi. Abiciğim sen otur orada, sen merak etme, elini sıcak sudan soğuk suya, her şeyi biz yapacağız zaten abisi o’ şeklinde ifadeler nedeniyle yaptırım uygulanması” yönünde verilen çoğunluk kararına aşağıda belirttiğim nedenlerden dolayı katılmadım:
Öncelikle söz konusu programda, program sunucusu tarafından; gerek Futbol Federasyonu Başkanına gerekse de Federasyonun tüzel kişiliğine yönelik eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullanmamıştır.
Anayasamızın 25. maddesi uyarınca "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. AİHS`nin 10. maddesinde "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir..." hükmü bulunmaktadır. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Bu özgürlük, AİHS`nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir. (AİHM nin Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, Seri A No. 24, s.23, paragraf 49)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre de; kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirinin sınırı özel kişiler için olandan daha geniştir. Bu kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerekir. Çünkü siyasetçi veya kamuya mal olmuş bir kişi zorunlu ve bilinçli olarak eylem ve davranışlarını gazetecilerin ve vatandaşların kontrolüne açık bırakmakta, kamuoyuna mal olmuş kişiler haline gelmeyi bilerek tercih etmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 2014/8386 Esas 2015/3689 Karar sayılı ilamında “...davacının siyasi kimliği sebebiyle normal koşullardan daha ağır eleştiriye açık olması gerektiğinden bu şartlar altında ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı...” demiştir. Kamuya mal olmuş kişilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin dediği gibi bilinçli olarak eylem ve davranışlarını vatandaşların kontrolüne açık bıraktığı, bu nedenle de ortaya çıkacak kamusal yarar sebebiyle, sert, ağır ve hatta incitici de olsa eleştirilere açık olması gerektiği düşünülmektedir.
Kamuya mal olmuş kişilerin kişilik haklarına yapılan müdahaleler özel kişilerden farklı biçimde ele alınır. Basın yoluyla kişilik hakkına müdahale edilen kişinin kamuya mal olmuş bir kişi olması, kamunun bilgi almakta üstün bir yararı söz konusu olduğunda, müdahaleyi hukuka uygun hale getirebilir. Kamuya mal olmuş kişiler, toplumsal hayatın çeşitli alanlarında öne çıkarak toplumun ilgisini üzerlerinde toplayan ve haklarında bilgi edinmek bakımından toplumun meşru bir menfaatinin bulunduğu kişilerdir. Yargıtay kararlarında da kamuya mal olmuş kişilerin özellikle siyasetçilerin kendilerine yöneltilen eleştirilere bu eleştiriler sert nitelikte dahi olsa katlanmaları gerektiği belirtilmektedir. (Yargıtay 4. HD.,2015/8396 E., 2016/7668 K., 9.6.2016; Yargıtay 4. HD.,2014/1846 E., 2014/16594 K., 4.12.2014, https://emsal.yargitay.gov.tr)
Program sunucusunun şikayete konu sözlerinin, yukarıda örneklerini sunduğum görüşler doğrultusunda, ifade özgürlüğü kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerekirken yaptırım uygulanması doğru bir karar değildir.


