İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 20.03.2020 tarih ve 416 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 18.03.2020 tarihinde saat 07:05’te yayınlanan "Gün Başlıyor" isimli program sunucusu Can Ataklı’nın;
"Dün çok kötü bir olay yaşadık. Şöyle kötü bir olay, her yıl 17 Mart Harbiye'nin kuruluş yıl dönümü orada harp okulu öğrencileri de bir yoklama yaparlar Atatürk'ün numarası okunduğunda bütün herkes ayağa kalkar ve 'içimizde' der. Fakat bu sene 3-4 kişi kalkmadı, bir tanesi kız. Kalkmadılar. Bu da olay oldu, Ahmet Hakan da yazmış dünkü yazısında vardı, ben size okumayı ihmal ettim. Yanlış oldu aslında. Ve şimdi daha facia bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Kalkmamış terbiyesizler, kalkmamış reziller diyorum başka bir şey demiyorum. Yani kurucuna ihanet edemezsin kardeşim! Sevmiyor olabilirsin, kurucuna ihanet edemezsin, saygısızlık yapamazsın. Başkasını tartışmam bile. Yok efendim Atatürk! Tartışılmaz kardeşim! git onu üniversite kürsüde tartış. Kamuoyunun önünde abuk sabuk senin o sapık fikirlerini dinlemek zorunda değilim ben. Ama üzerinde üniforma olan birinin Atatürk'e hakaretini de asla affedemem onu koruyanı hiç edemem. Bak, bir general, Tuğgeneral Mehmet ÖZEREN isimli biri. Nasıl tuğgeneral yapmışlar anlıyoruz işte imam ordusundan geliyor. Bak şimdi, utanmazlığa bakın şimdi efendim, bu kişi Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviriymiş, rütbesi tuğgeneral. Diyor ki; "Törenin yıllardır değişmeyen formatına göre geleneksel yoklamanın yapıldığı bölümde Atatürk'ün apolet numarasının okunması ile birlikte sadece Harbiyeliler hep beraber ayağa kalkmakta, diğer katılımcı personel ise yerinde oturmaya devam etmektedir. Bu kapsamda yazınızda, fotoğrafta ayakları gözüken ve ayağa kalkmadığı ifade edilen kişi albay rütbesinde bir personelimiz, yine ikinci fotoğrafınızda arkada görünen kişi ise teğmen rütbesinde bir bayan subayımızdır. Yukarıda ifade edildiği gibi törenin formatı gereği ayağa kalkmaları gerekmemektedir. Törenler geçmiş yıllarda da aynı formattaydı." Ya ayıp be, ayıp utanmaz! Hakikaten ama utanmazlık bu be, hakikaten utanmazlık ya. Albaymış kalkmıyor, efendim, kural değil. Lan, bunun kuralı falan yok! Bugüne kadar bakın, bu AKP döneminde böyle bir kural çıkarmışlar. Efendim sadece öğrenciler, geri kalan personelimiz isterse kalkmayabilir. AKP'nin kafasında var ya Atatürk'e nasıl saygısızlık edilir, işte böyle. Efendim öğrenciler kalksın ya ben burada öğretmenim, ben niye kalkayım? Utanmaz bir albay öğrencinin arkasında oturuyor üstelik. Hani ayrı bir yerde oturur, öğrenci tribündedir, öğrenci ayağa kalkar. Burada oturan, üzerinde üniforma olup da yıldızları takmış olduğunuz zevat, efendim biz Atatürk için, ne için ayağa kalkmayalım falan diyebilirler. Ama hem öğrencilerin arasında, bütün öğrenci ayağa kalkacak ama albayımız nasıl bir albaysa, o rütbelere nasıl geldiyse bu millet o şehit ocağından onu nasıl çıkarıp buralara kadar götürüp... Bir tane de kadın teğmen, ben kalkmıyorum, ben teğmenim, ben bu çocuklarla beraber mi? Lan utanmaz! Ve bunu savunuyorlar. Şimdi gelelim eski komutanlara, soruyor; bugüne kadar yani AKP iktidarına kadar, daha doğrusu bu kanun çıkalı 4 yıl önce mi 5 yıl önce mi yapmışlar bunu, o güne kadar salonda bulunan, bak ne diyor; "TSK'daki tüm subaylar ayağa kalkardı" diyor. Şimdi onun için bu tuğgeneral kusura bakmasın bu cumhuriyetin tuğgenerali olamazsınız siz. Bu açıklamayı yaptığınız için. Bu açıklamayı size kim yaptırıyor, Erhan Afyoncu mu ne o yaptırıyor. Çünkü esas komutan o, onlar. Bu işte harp akademileri ne hepsini topladılar, bilmem ne akademisi yaptılar ya onun başındaki adam. Zaten ilk açıklamayı da yapan o, o yapıyor. Diyor ki; "Ya burada kural kalktı, kalkmayabilir." Onu koruyor. Abi yapmayın ya, yapmayın. Siz, şerefli Türk ordusunun subaylarısınız, bu kadar alçaltmayın kendinizi ya. Albaymış, üsteğmenmiş. Bir de üstelik kadın. Atatürk döneminde, en önemli, en hassas olması gereken kadınlar. Çünkü tarihimiz boyunca hiç kimsenin tanımadığı kadar özgürlükleri ve hakları tanımış. Ve bir kadın subay, üzerinde şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin üniforması olan bir kadın subay, Atatürk dendiği zaman ayağa kalkmayacak kadar alçalıyor. Nereye geldik biz ya? Kusura bakmasınlar, bu kadarına tahammül edemeyiz. Hepsi 2 saniyelik sembolik bir olay. Bundan bile imtina edecek kadar cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olmanızı ben buradan hazmedemem. Onun için diyorum ki; o basın halkla ilişkiler bilmem ne, o Tuğgeneral de lütfen istifa etsin, gitsin kıt'asına, yapmasın. Çok üzgünüm ya hakikaten çok üzgünüm. Bu haksızlığı bu saygısızlığı yapamazsınız, hakkınız yok. Çünkü burası Türkiye Cumhuriyeti hala; burası Türkiye Arap İslam Cumhuriyeti değil, burası Türkiye Cumhuriyeti. Hala Atatürk'ün ilkeleri ve devrimleri geçerli. Birçoğu erozyona uğratılmış olsa bile uymak zorundasınız. Ha efendim, "Ben albayım, ben Atatürk matatürk tanımam, ben imamın albayıyım." ama bana gösteremezsin kardeşim! Allah ıslah etsin, başka bir şey demiyorum. Şimdi düşmeyin ama peşime, tamam mı?"
şeklindeki ifadeleri nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu programda ki ifadeler ve yorumlar eleştiri sınırları içinde olup ülkemizin kurucusu Atatürk’e yapılan bir saygısızlığa haklı tepkinin ortaya konmasından ibarettir. Varlığımızı borçlu olduğumuz, özellikle kendisinin de çıktığı bir yuvada Atatürk’e yapılan bu saygısızlığı ‘kural böyle’ diyerek açıklamaya kalkmak da ayrı bir saygısızlık ve olayı hafife almak anlamı taşımaktadır.
Öyle ki deşifre metninde de görüleceği üzere eski bir komutanın "TSK'daki tüm subaylar ayağa kalkardı" ifadesi geleneğin ne anlama geldiğini ve nasıl olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e yapılan bir saygısızlığı eleştiren bu programa uygulanan yaptırımın hukuki olmadığı görüşünde olduğum için katılmadım. 29.06.2020


