İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 13.04.2020 tarih ve 524 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
FOX logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 30.03.2020, 31.03.2020 ve 01.04.2020 tarihlerinde saat 19:00’da yayınlanan Ana Haber bültenlerinde haber sunucusunun COVİD-19 salgını kapsamında hükümete yönelik, “Ha devlet ne yapıyor? Ama yoksulu... dikkat ediniz, lütfen buraya dikkat ediniz ve haberi dikkatlice dinleyiniz! Yoksulu bankalara borçlandırmaya devam ediyor", “Bunda bile siyaset yapıyorlar. Bunda bile siyaset yapmaktan imtina etmiyorlar, pes! Gerçekten pes!”, “Kötü yönetim nasıl olurmuş örneği burada. Kötü yönetmek nasıl olurmuş bir ülkeyi örneği burada. Zamanındaki paraları çarçur ederek harcamak nasıl olurmuş? Kara gün düşünmeden ülke yönetmek nasıl olurmuş örneği burada sevgili izleyenler!” şeklindeki eleştirilerinin, "Devlet ile vatandaşın karşı karşıya gelmesine sebep olunabileceği, özellikle ülke birliği ve bütünlüğü göz önüne alındığında bu sözlerin Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin vatandaşlarıyla olan bütünlüğüne zarar verebileceği nedenleriyle, 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendini ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanması" şeklinde alınan çoğunluk kararına aşağıda belirttiğim nedenlerle katılmadım:
- 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, "Irk, dil, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz" şeklindedir. Haber Sunucusunun yaptırım uygulanan sözlerine bakıldığında, ne ırk, ne dil, ne cinsiyet, ne sınıf, ne bölge ne de mezhep'e benzer bir tek sözcük dahi yoktur. Anılan sözcüklerin olmadığı cümleler, toplumu kin ve düşmanlığa tahrik etmez. Toplumda nefret duyguları da oluşturmaz. Özetle, haberde ifade edilen sözlerin (b) bendini ihlal etmediği gibi (b) bendi ile hiçbir ilgisi de bulunmamaktadır.
- Sunucunun eleştirel sözleri, bırakalım ağır eleştiriyi, hafif eleştiri kapsamında dahi değerlendirilemez. İfade özgürlüğü kapsamında yapılan eleştirilere yaptırım uygulamak doğru ve adil değildir.
- 6112 sayılı Yasa'nın birinci maddesinde Üst Kurul'un temel amacının, "Görsel ve işitsel medya alanında ifade özgürlüğünü temin etmek" şeklinde belirtilmektedir. Birkaç cümle eleştiriye en ağır cezayı vermek, İfade özgürlüğünü "Temin etmek" değil "Yok etmek" anlamına gelir.
- Sunucunun sözleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğü, "İnsan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal bir özgürlük" niteliğindedir.
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinde; “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” şeklindedir. Yine Anayasamızın 28. maddesinin birinci fıkrasında “basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği”, üçüncü fıkrasında “basın ve haber alma özgürlüğü bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu”, dördüncü fıkrasında da “basın özgürlüğünün sınırlandırılmasında Anayasa'nın 26 ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı” hükümleri ile ifade özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır.
- Türkiye'nin de taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası, “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir” şeklindedir.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir kararında ifade özgürlüğü il ilgili, "İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran 'bilgiler' ya da 'düşünceler' için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın 'demokratik bir toplum' olamaz" şeklinde alınmış kararları mevcuttur. (AHİM Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eleştiri sınırlarını da, "Hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır" şeklinde anlatmaktadır. (AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
- Bu yaklaşım ve hoşa gitmeyen, hatta “şoke edici” eleştirilerin dahi ifade özgürlüğü kapsamına girdiği hususu, ülkemizde defalarca Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Genel Kurulu ve Danıştay tarafından istikrarlı kararlar ile teyit edilmiştir.
- İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir. Eleştiri de basın ve ifade özgürlüğünün en temel uzantısını teşkil etmektedir.
- Gazetecilik mesleği açısından bakıldığında eleştiri hak olmakla beraber aynı zamanda yükümlülük niteliğindedir. Bir gazetecinin eleştiri yapması sebebiyle yaptırıma tabi tutulması asıl olarak mesleğini icra etmesi sebebiyle cezalandırılması anlamına gelmektedir.
- Sunucunun tamamen ifade özgürlüğü kapsamında kalacak şekilde eleştiri hakkını kullanıldığı görülmektedir.
- Yaptırıma konu edilen sözlerin tümü dinlendiğinde, Sunucu, içinde bulunduğumuz salgın sürecinde siyasi emellerin bir tarafa bırakılması gerektiği söylenmekte, özellikle belediyelerin başlatmış oldukları yardım kampanyalarının engellenmesi ve sadece ulusal çapta yürütülen yardım kampanyasının meşru gösterilmesini eleştirilmektedir. Bunun yanında sunucu, salgın nedeniyle alınan ekonomik tedbirleri de yeterli görmeyerek bu yönde de bazı eleştirilerini dile getirdiği görünmektedir. Sunucunun bu sözleri, 8/1-b’nin tam tersi yöndedir; bu zor günlerde siyasi ayrımcılık yapılmaması, birlik beraberlik çağrısıdır o sözlerin anlamı.
- Öte yandan sunucu tarafından getirilen bu eleştiriler; herhangi bir hakaret içermeyen, ayrıca gündemde yer bulan, hali hazırda kamuoyunda tartışıla gelen, gerçekliği temel alan somut olaylar üzerine temellendirilmiş bulunmaktadır.
- Toplumun önemli bir kesimi tarafından izlenen bu haber bülteninde kullanılan ifade-yorumlar açısından bir kamusallığın varlığı bulunmaktadır. Bu bakımdan bahse konu ifadeleri bir bütün halinde ve olayın bütünselliği içerisinde değerlendirdiğimiz takdirde net bir şekilde ifade özgürlüğü sınırları içerisinde ve kamusal sorumluluğa uygun bir dilin kullanıldığı görülmektedir.
- Alınan kararın gerekçesine bakıldığında da hiçbir şekilde yayının hangi suretle ırk, dil, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkları üzerinden toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edebileceği veya toplumda nefret duyguları oluşturabileceği izah edilememiştir.
- 8/1/(b)’den yaptırım uygulamanın sonucu çok ağırdır; yayıncının Lisansının iptaline giden yolda ilk adımdır. Burada son derece zorlama ve tamamen haksız bir sınıflandırma yapılarak maalesef lisans iptali yolunu açmaktır, çoğulcu medya üzerinde baskı kurmaktır. Bu tür zorlama ve hukuken temelsiz yaptırımlara izin verilirse, neticesi, yakın gelecekte çoğulcu medyanın sonunun gelmesi olur. Ülkemizde basın özgürlüğünün sonu olur.
- Bunların dışında Üst Kurul’ca iktidar dışındaki siyasi parti ve düşüncelere ağır şekilde hakaretlerin edildiği, bu bağlamda halkın bir kısmının sürekli rencide edildiği ve nefret duygularını körükleyen siyasi propaganda kanallarına “ifade özgürlüğü ile tarafsızlık-doğruluk-insan onuru denkleminde sorunlu olan” düzenlenen raporlara karşın eleştiri hakkının tamamen ötesine geçen bu yayınlara (Milletvekillerine yönelik 'Pezevenk' ve 'Kudurmuş' şeklindeki ifadeler gibi) ifade özgürlüğü bağlamında yaptırım uygulanmasına gerek olmadığı yönünde kararlar alınmıştır. Bu bağlamda Üst Kurul’un bu yöndeki kararları tutarlı değildir. Kararlar konusunda içtihat oluşturacak nitelikte objektif ölçütler ışığında değerlendirmeler yapılmalıdır.
Açıklanan sebeplerle, Sunucunun her üç haberde de yaptığı eleştiriler, ağır ve şok edici eleştiriler kapsamına dahi sokulamayacağı için "İfade özgürlüğü" kapsamında değerlendirilmeli ve yaptırım uygulanmamalıydı. Uygulanan bu yaptırımın haksız ve hukuksuz olduğu kanaatindeyim.


