İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 13.04.2020 tarih ve 524 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "FOX" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 30-31.03.2020 ile 01.04.2020 tarihlerinde saat 19:00’da yayınlanan "Fatih Portakal İle Fox Ana Haber" isimli programda, içinde bulunduğumuz covid-19 virüs salgını nedeniyle ekonomik güçlük yaşayan yurttaşlar için CHP’li belediyelerin sosyal yardım amacıyla başlattığı bağış kampanyasında bankalarda toplanan bağışların bloke edilmesi, aynı konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığının vermiş olduğu fetva ve salgın krizi karşısında alınan ekonomik önlemlerle ilgili sunucu Fatih Portakal’ın yaptığı yorum ve eleştiriler nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz" hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu haber ve yorumlar eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
Şöyle ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinde; “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...”, 28. maddesinin birinci fıkrasında “basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği”, üçüncü fıkrasında “basın ve haber alma özgürlüğü bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu” hükümleri ile ifade özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasal güvence altındaki basın özgürlüğü, bir iktidarın siyasi tutumuna yönelik haklı eleştiriden hareketle ortadan kaldırılamaz.
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükmünü içermektedir. Bu nedenle iç hukukumuz açısından, Türkiye'nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ifade özgürlüğünün nasıl düzenlendiği ve AİHS'nin esas uygulayıcısı ve içtihat mercii olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ifade özgürlüğüne yaklaşımı önem kazanmaktadır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Yine AİHM’ne göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında Fox logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı da açıkça görülmektedir.
Somut olayda bahsi geçen gün ve tarihte FOX TV’de yayınlanan Fatih Portakal’la Ana Haber Bülteninde sunucu, ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım'ın yazısından "…Ekonomik anlamda veriler virüs dönemlerine ait olacağı için şaşırtıcı derecede bozuk gelebilir" şeklinde bir alıntı yapıyor. Ardından da
“Bu zor dönemi atlatana kadar her ekonomik veri bozuk ve kötü gelecek. Sadece Türkiye'den değil, dünyadan bahsediyoruz. O yüzden ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Ha devlet ne yapıyor? Devlet bire bir temasta bulunmuyor yurttaşla veya bire bir yurttaşa, 'Ben şu kadar para yardımı yapayım' demiyor, diyemiyor. Belki kasada para olmadığı için bilemiyorum...” değerlendirmesini yapıyor. Bu ülkede yaşayan her yurttaş salgınla birlikte daha da üst noktaya ulaşan ekonomik güçlüğü yaşamının her alanında duyumsuyor. Sunucu da buna dikkat çekiyor. Zaten gazetecinin görevi de ülkesinde ve dünyadaki gelişmeleri, “hakikatleri”, adına denetim yaptığı halkla paylaşmaktır.
Cezanın bir diğer nedeni ise CHP'li belediyelerin salgınla ilgili yardım kampanyalarının engellenmesi ve banka hesaplarının dondurulması. Fatih Portakal'ın, "Rakip olarak mı görüyorlarmış, bunu rakip olarak mı görüyormuş acaba. Bunda bile siyaset yapıyorlar. Bunda bile siyaset yapmaktan imtina etmiyorlar, pes, gerçekten pes” şeklinde yorumluyor. İnsanların açlık içinde çırpındığı bir dönemde, partisine bakmaksızın tüm yardım yapan belediyelerin desteklenmesi gerekirken; “muhalif” belediyelerin yaptığı yardımların siyasi gelecek kaygılarıyla engellenmesini gazetecinin eleştirmesi doğaldır ve O’nun varlık nedenidir.
Salgın nedeniyle ekonomik anlamda zorluk yaşayan yurttaşlara yönelik, CHP’li belediyelerin sosyal yardım amacıyla başlattığı bağış kampanyasında, bankalarda toplanan paralar bloke edilmiştir. Tüm dünya gibi ülkemizin de ekonomik zorluk yaşadığı bugünlerde böylesi kampanya iktidar tarafından desteklenip, koordinasyonla bu yardım kampanyası daha da genişletilebilecekken, tamamen siyasi düşünceler ve kaygılarla kampanya için toplanan paraların bloke edildiği bir iddia değil, hakikattır. Fatih Portakal da sunduğu ana haber bülteninde önce bunun haberini verip, ardından da hesapların bloke edilmesinin yanlış olduğuna ilişkin düşüncelerini izleyicilerle paylaşıyor. Yayıncı kuruluşa bu nedenle “toplumu kin ve düşmanlığa” tahrik ettiği gerekçesiyle ceza veriliyor. Belediyeler eliyle yurttaşlara sosyal yardım yapılmasının engellenmesine yönelik eleştiri, toplumda kin ve düşmanlığı yol açmıyor, tam tersine ülkede yaşanan gerçekler halkla paylaşılıyor. Verilen program durdurma cezasıyla, “basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceğine” ilişkin Anayasal güvence hiçe sayılarak, tam anlamıyla sansür uygulanıyor.
İktidarın uygulamalarının sorgulandığı ve buna yönelik eleştirilerin dile getirildiği yayında, ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği veya toplumda nefret duyguları oluşturduğu gibi yakından uzaktan ilgisi olmayan ve çok ağır sonuçları olan bir maddeden yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım. 04.05.2020


