İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 13.04.2020 tarih ve 526 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 10.04.2020 tarihinde saat 07:02’de yayınlanan ve sunuculuğunu Can Ataklı’nın yaptığı "Gün Başlıyor" isimli programda, sunucunun gazete haberlerini yorumlarken; "Kanları yerde kalmayacak diye bir haber. Efendim Diyarbakır'da Kulp ilçesinde odun toplamaya giderken PKKlı teröristlerin saldırısında şehit olan 5 kişi ilçe mezarlığında törenle toprağa verildi. Şimdi bak mesele 5 şehit 5 şehit. Mesela bu şehit çok rahat kullanıyoruz artık. Şehitlik mertebesi bizim bileceğimiz bir şey değil. Biz sadece deriz. O kadar. ama öyle bir anlatıyorlar ki geçen gün Diyanetin de açıklaması vardı bu korona. Hükmen Şehit. Hükmen mağlup der gibi yani. Hükmen şehit Koronadan ölen sağlık elemanları doktoru, hemşiresi, hasta bakıcısı, hastane personeli. Hükmen. Böyle bir şey yok. Öbürleri şehit onları biliyor, cennete gittiler en güzel yerde falan. Onu da bilmiyoruz kardeşim. Öyle olduğu söyleniyor. Hangi şeye göre. Şehitliği sen neye göre algılıyorsun. Şehitliğin bir tek anlamı var, dini yaymak için ölene şehit denir o kadar. Sonra vatan savunması falan demişler o yazmıyor bir yerde. Amaç bu. Şimdi bu çok böyle yani sivil şehit, orda korucu ölürse şehit, köylü ölürse efendim o can kaybı. Şimdi köylü ölmüş ona da şehit. Niye çok kolay kullanıyoruz. Ya bazı özellikle kutsal tanımları bu kadar rahat kullanmamalıyız ya" şeklindeki ifadeleri nedeniyle 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
TDK sözlüğünde “şehit” kelimesi, “Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse, Din yolunda canını veren kimse.” olarak tanımlanmıştır. Sunucu da buradan hareketle, son zamanlarda, günün şartlarına göre şehitlik tanımının genişletilerek, neredeyse her vefat edenin şehit sayılması ile bu kutsal kavramın içinin boşaltılmasını eleştirmiş ve “Şimdi köylü ölmüş ona da şehit. Niye çok kolay kullanıyoruz. Ya bazı özellikle kutsal tanımları bu kadar rahat kullanmamalıyız” diyerek yaptırım kararı gerekçesinnin aksine milli ve manevi değerlerin korunmasına yönelik bir tutum sergilemiştir.
Söz konusu haber ve yorum eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
Şöyle ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinde; “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...”, 28. maddesinin birinci fıkrasında “basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği”, üçüncü fıkrasında “basın ve haber alma özgürlüğü bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu” hükümleri ile ifade özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükmünü içermektedir. Bu nedenle iç hukukumuz açısından, Türkiye'nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ifade özgürlüğünün nasıl düzenlendiği ve AİHS'nin esas uygulayıcısı ve içtihat mercii olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ifade özgürlüğüne yaklaşımı önem kazanmaktadır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında TELE 1 logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı da açıkça görülmektedir.
Kutsal bir mertebenin gelişigüzel kullanılmasının eleştirildiği programa sırf muhalif yayın yapıyor diye zorlamayla “Toplumun millî ve manevî değerlerine, …aykırı olamaz." maddesinden yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım. 12.05.2020


