İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 13.04.2020 tarih ve 528 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda:
"HALK TV" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 07.04.2020 tarihinde, saat 20:30’da yayınlanan ve sunuculuğunu Gürkan Hacır’ın yaptığı "Şimdiki Zaman Siyaset" isimli programa telefonla bağlanan Biyolog Prof. Ali Demirsoy’un; "Valla şunu söyleyeyim, dünyanın elimizdeki bütün verilere göre dünya bu kadar tüketimi, bu kadar insanı kaldıramıyor. Er ya da geç birilerinin bunu bir düzeltmesi lazım. Efendim üremeyin, çoğalmayın dedik ama kimse anlamadı ve şu anda bütün dünyanın denizlerinin, karalarının, dağlarının, tepelerinin her tarafı kirlenmiş ve hatta yok olmak üzere. Eldeki veriler şunu gösteriyor, kitapta da bahsettiğim gibi, 2035 yılında sadece Hindistan'da 1.5 milyar adamın göç etmesi bekleniyor. Dolayısıyla, benim hep sık sık gündeme getirdiğim bir söz var: İnsanlar önceden tahmin eder ve önlemini alır; hayvanlar yaşayarak öğrenir. Biz yaşayarak öğrenmek istemiyoruz ve defalarca da söylüyoruz. Bütün bunlar olacak, bu virüs başka türlü de gelecek size söyleyeyim… Şimdi tabi Amerikan virüsü diye bir şey yok. Oradan çıkarken belli bir genetik dizilimi var. Ama bunlar çoğalmaya ve insandan insana geçmeye başlarken çeşitli nedenlerle bunların kalıtsal materyalinde değişiklik meydana geliyor. Biz buna mutasyon diyoruz. Eğer siz bir mutanta göre bir antikor üretirseniz veya ilaç üretirseniz o ırk için etkili sonuca ulaşabilirsiniz ama değişen için olamıyor. O nedenle 5 bin tane nezle mikrobu var, yaptığımız tedaviler ancak bir ırkına etkili olabiliyor. Bu şu anlama geliyor; bu virüsler biz mücadele etmeye kalksak da er ya da geç bazıları içimizden şekil değiştirerek yeniden başka türler halinde insan topluluklarını etkilemeye başlayacak… Evrim dersini eğitimde yasaklayan bir ülkedeki insanların böyle bir şeyi anlaması söz konusu değil. Çünkü bela bizim kapımızda. Neden, siz bilimi yasaklamışsınız bir defa, evrim dersini. Halbuki virüslerin, bakterilerin değişerek yeni ilaçlara karşı direnç kazanması bir evrim mekanizmasıdır. Siz yasaklamışsınız, siz belaya daha çok açıksınız açık söyleyeyim. Başınıza daha çok şeyler gelecek. Bir şey daha söyleyeyim; Sağlık Bakanlığı bir kaç gün önce 8 bin tane kadro açtı. Peki bunlar içerisinde kaç tane biyolog var? 5. Arkadaşlar, en çok bu testleri yapacak kişiler biyologlardır. MR'ı en iyi kullanan biyologlardır. Siz onları alırsınız, bu testlerin yapımında kullanırsınız, hekimler de tedaviyle uğraşırlar. Bu kadar şövenist bir yapıda siz neyi kurtaracaksınız ki… Şimdi çok endişeye kapılmaya gerek yok. Neden gerek yok, 5 milyon adamın 4 milyonunu öldürse dahi 1 milyon insanda dahi mutasyon geçiriyor. Virüs bir taraftan mutasyon geçirirken biz de çok çeşitli kalıtsal yapılara sahip olduğumuz için o değişen virüsten bir kısmına karşı dirençli insanlar da üretiyoruz. Ama virüs diyelim ki bazı türlerde 10 kişiden 1'ini öldürür, bazılarında 100 kişiden 1'ini öldürür, efendim 1 milyon kişiden 1 tanesi ayakta kalabilir. Yani bu virüsler şekil değiştirecek de bütün insanları ortadan kaldıracak diye endişeye kapılmayın. Ben biyolog olduğum içi Hipokrat yeminim de yok, bu virüsler 9 milyon adamın 8 milyonunu öldürse dahi korkmayın. Zaten 1 milyonu ona otomatikman kalıtsal materyalin değişik olması nedeniyle, otomatikman doğal direnç gösterecektir… Efendim, ben şimdi biyolog olarak bana sorduğunuz için, ben hekim değilim onun için çok rahat konuşuyorum. Hiç bunun için endişe etmenize gerek yok, insanların önemli bir kısmı bu virüslerle yok olsa dahi bir kısmı dirençli zaten. Onlar daha sonra bizim neslimizi devam ettirecek. Onun için çok büyük endişeye de kapılmamıza gerek yok. Ancak şunu söyleyeyim, buradaki toplumun önemli ölçüde geleceğini kurtarmak için ilk olarak bilime yatırım yapmanız lazım. Siz temel bilimleri, düşünün ki 48 sene bilmem biyoloji bölümü, bilmem kaç tane fizik bölümünü kapatmışsınız… İlk olarak bilimi içinize sindireceksiniz. İlk olarak bunu öğreneceksiniz arkadaşlar. Böyle ağzına bilmem ne bağlama, başına bilmem ne bağlamayla, palyatif tedbirlerle bir yere gidemezsiniz... Bana bir soru daha sorabilirdiniz, kimse bu soruyu sormadı. Bu salgını başından önleyebilir miydik? Evet önlerdik. Eğer Çin'den, gerçekten Hipokrat yemini etmemiş ve bilime tamamıyla inanmış bir adam bana telefon etseydi, deseydi ki; “Ali Demirsoy böyle bir virüs piyasaya çıktı, ne yapalım?” Ne yapardım biliyor musunuz? Oradaki 50-60 kişiyi ya bir adaya götürür tecrid ederdim ya da ben biyolog olmam nedeniyle beni kınamayın, ya da öldürürdüm. Siz orada 50 kişiyi eğer itlaf etmiş olsaydınız bugün 1 milyon adamın ölümünü önlemiş olurdunuz.” şeklindeki ifadeleri nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan ,"İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez" hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verilmiştir.
Modern dünyanın en önemli “hak kullanımı” kategorilerinden biri şüphesiz, bireyin yaşam hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlıklı 56. maddesi de bireyin yaşam hakkını özetle şu şekilde tanımlar: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir… Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimini artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler…”
Maddenin yukarıda alıntıladığım bölümleri de göstermektedir ki birey, nasıl bir sağlık problemiyle karşı karşıya ve sağlık problemi ne türden bir toplumsal sonuçlara yol açacak olursa olsun, kamu otoritesi tarafından kaderine terk edilemez.
Bu bağlamda, yaşam hakkıyla doğrudan ilintili bulunan sağlık hakkı kapsamında birey de özgür iradesiyle devletten sağlığının korunmasını isteyebilir, gerektiğinde tedavisini üstlenmesini talep edebilir; tüm bu taleplerin ayrımcılığa yol açmaksızın, saygınlık çerçevesinde, dini vecibelerin yerine getirilmesine olanak tanınacak şekilde, mahremiyete saygı göstererek ve şüphesiz rıza ve iznin alınması şartıyla karşılanmalıdır.
Bu genel çerçeve kapsamında, Üst Kurul tarafından yaptırıma konu olan ve benim de doğru bulmadığım konuk ifadeleri, bireyin yaşam hakkı ile sağlık hakkını ihlal eden bir yaklaşım sergilemektedir. Ancak, bu sözleri, telefon yoluyla katıldığı bir televizyon programında dile getirenin, “bir bilim insanı” olduğunu da unutmamak gerekir.
Çin’de ortaya çıkan ve büyük bir hızla tüm dünyaya yayılan Kovid 19, uluslararası ölçekte bir paradigma değişikliğine yol açmıştır. Bu değişiklik sadece, ülkelerin salgının kendisine karşı sürdürdüğü sağlık alanındaki bir mücadeleyle sınırlı değildir. Bilim insanları, ekonomiden siyasete, uluslararası ilişkilerden spora, kültürel politikalardan tarıma, eğitimden kentleşmeye kadar pek çok konu başlığı altında köklü değişikliklerin yaşanmaya başlandığını ve bu sürecin uzun süre devam edeceğini savunmaktadır. Özetle bu dönem, hem siyasetçiler hem de bilim insanları tarafından, “Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir dönemin başlangıcı” olarak nitelendirilmektedir.
Dolayısıyla, yeniden anımsatmak gerekirse salgının Çin’in geneline ve dünyaya yayılımının önlenmesine dair ifade edilen sözler, herhangi birinin değil alanında uzman bir bilim insanının değerlendirmeleridir. Bu anımsatma neden önemlidir? Bilim insanları, demokratik tüm ülkelerde “intramural” güvence altındadır. Yani, bilim insanlarının araştırmaları, inceleme ve eleştirel değerlendirmeleri, onların mesleki vasıflarının birer parçasıdır, olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla, bir bilim insanının kendi uzmanlık alanı ya da uzmanlık alanıyla ilişkili bir konu hakkında görüş bildirmesi “intramural” yani “özgün kapsam içi” bir durumdur.
Peki, bilim insanına tanınan özgürlük sınırlandırılmamış mıdır? Elbette hiçbir hak sınırsız değildir. Ancak ülkemiz yasaları kapsamında baktığımızda, bilim insanına tanınan özgürlük sınırı farklıdır. Örneğin Anayasamız açısından bilimsel ve sanatsal özgürlük, “Milli Güvenlik, kamu düzeni, Cumhuriyetin temel nitelikleri” gibi sınırlandırıcı öğelerden muaf tutulmuştur. Anayasamızın 27. maddesi, “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. Yayma hakkı, Anayasanın 1’inci, 2’inci ve 3’üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz” demektedir. Bilim insanlarına ve sanatçılara getirilen sınırlandırma farklı bir sınırlandırmadır. Görüleceği üzere kısıtlanan sadece yayma hakkıdır; öğrenme, öğretme, açıklama ve araştırma hakkı korunmaktadır.
Üstelik, AİHM’ye göre de ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü; yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
AİHM, Mustafa Erdoğan/ Türkiye kararında da “Akademisyenlerin özgürlüklerinin yalnızca akademik ve bilimsel araştırmalarla sınırlı olmadığı, akademisyenlerin araştırma, mesleki uzmanlık ve yeterlilik alanlarındaki görüş ve fikirlerini, tartışmalı dahi olsa özgürce ifade edebilmesini” savunmuştur. (Mustafa Erdoğan ve diğerleri v. Türkiye, 346/04 ve 39779/04, 27.05.2014, p. 40.) Özetle, bilim insanlarının özgürlüğü, ifade ettikleri fikirleri “tartışmalı olsa dahi” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve AİHM kararlarınca da güvence altına alınmıştır.
Üst Kurulun aldığı karar -konuğun yaptırıma konu olan ifadelerine katılmasam da- Anayasal güvence altına alınan bir hakkın ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuştur. Öte yandan, demokratik ülkelerde yayın konuklarının farklı fikir ve kanaatlerinin ekrana getirilmesi nedeniyle, yayın kuruluşlarının cezalandırılması da doğru değildir.


