İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 21.04.2020 tarih ve 589 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "RADYO SPOR" çağrı işaretli medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 30.03.2020 tarihinde saat 07:00’de yayınlanan ve sunuculuğunu Barış Ertül’ün yaptığı, "Sabah Sporu" isimli programda sunucunun; “Valla işte herkes tedirgin. Ben de şey tarafındayım yani bu işin iyi götürülmediği tarafındayım. Hükümet tarafından. Ve tamamen ekonomik gerekçelerle halkın sağlığını riske ettiklerine inanıyorum. Kimse kusura bakmasın. Kişisel görüşümdür. Vatandaş olarak bunu dile getirme özgürlüğümüz vardır. Ekonomik gerekçelerle halkın sağlığını tehlikeye atıldığını, işe gitmek zorunda olan gitsin noktasındaki tasarruf bence doğru bir yaklaşım değildir. Herkesin kendi olağanüstü halini ilan etmesi vatandaşa haksızlıktır. Hiç kimse kendi olağanüstü halini ilan edemez. Kendi olağanüstü halini ilan edebilecekler tamamen ekonomik özgürlüğünü elinde bulunduranlar olabilir. Türk halkının %99'u ekonomik özgürlüğünü elinde bulunduran insanlar değildirler. Dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü elinde bulundurmayan bir insanın kendi OHAL'ini ilan etmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla OHAL'i devlet ilan eder. Ama devlet de OHAL'i ilan etmeme, sokağa çıkma yasağı yapmamasının arkasında ekonomik sebepler olduğu aşikardır. Bu da halkını tehlikeye atmaktır... Dolayısıyla bence henüz önlemleri yeterli şekilde alabilmiş değiliz. Ve ben bu sayının giderek tırmanacağı konusunda özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta giderek tırmanacağı ile ilgili endişeliyim açıkçası. Önünde sonunda daha sert tedbirler almamız icap ettiği noktada iş işten geçmiş olmasın. Çünkü hali hazırda şunu anlatmamız lazım. Ekonomi zaten bitmiş vaziyette. Yani insanların, işletmelerin, esnafın, tüccarın, taksicinin ne derseniz deyin bütün iş kollarında başta hava yolu, turizm olmak üzere, esnaf olmak üzere, sokaktaki esnaf tüccar olmak üzere zaten iş kolları şu anda iş falan yapmıyor. Çalışıyor gibi gözüküyor, hiçbir şey doğru düzgün çalışmıyor. Çok zor durumda. İşletme sermayesi konusu çok sıkıntılı bir konu. Nakit akışı konusu çok sıkıntılı bir konu. Bizim alacaklarımızla ilgili tahsilat problemimiz başladı olmaya. Yani dolayısıyla kimse kimseye borcunu ödeyemez hale geldi zaten. Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla şu anda zaten ekonomi yürümüyor. Anlatabiliyor muyum? Ekonomi yürüsün diye bazı kararlar almaktan geri duruyorlar ama ekonomi işlemiyor, çalışmıyor. İnsanlar perişan vaziyetteler. Yani bunu söylemek için insanlar illa telefonlarda, ekranlarda ağlamaları mı gerekiyor? Anlayamıyor musunuz durumu, gidişatı? Yani bir vuruyorsun bin ah işitiyorsun şu anda Türkiye'nin her bir yerinden. Eğer olmaz o zaman sosyal devlet kavramı da buna sığmaz. Anlatabiliyor muyum? İnşallah düzelir. Ben memnun değilim. Beğenmiyorum gidişatı.”” şeklinde ifadeleri nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz…” hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Söz konusu programda yer alan ifadelerin ne kadar doğru olduğu, programın yapıldığı 30.03.2020 tarihinden, 12 gün sonra ilk sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ile korona virüs salgınını önlemek için alınmak zorunda kalınan tedbirlerle anlaşılmıştır.
Söz konusu programda ki ifadeler eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
Sırf iktidara yönelik eleştirilerde bulunduğu için yıldırmak, korkutmak, susturmak amacıyla para cezası yaptırımı uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım. 15.06.2020


