İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 03.06.2020 tarih ve 791 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 27, 29.05.2020 ve 01.06.2020 tarihlerinde saat 20:01’de yayınlanan "18 Dakika" isimli program sunucuları Emre Kongar ve Merdan Yanardağ’ın;
"1957 seçimlerini baskı ve hileyle kazanmış bir partidir. Tıpkı 1946 seçimlerine benzer bir seçimdir 1957 seçimleri. Dolayısıyla ortada bir Bayar Menderes diktatörlüğü vardır. Hiç unutulmasın diğer taraftan Yassıada'daki diğer suçlamalar enteresandır. Bir bebek davası diye küçümsenir o bir cinayettir. Menderes sevgilisinden doğan çocuğa sahip çıkamayacak kadar korkak biridir, güçlü bir kişilik değildir. O çocuk öldürülmüş ve makam şoförü tarafından kimsesizler mezarlığına gömülmüştür. Öyle bebek davası, bilmem ne bunlar basit davalar değil ortada cinayet davası var. Yani kişilikler de problemlidir…
Hocam bugün İstanbul'un fethinin 567. yıl dönümü. Şimdi fetih törenleri yapılıyor kutlamaları yapılıyor ve ilginç. … Fakat bu kutlamalarda benim gördüğüm şey şu bir fetih anlayışı hala bir orta çağ perspektifiyle yeniden anlatılıyor… Diyor ki bu çağ dışı bir şey. Fetih bu çağda işgal ve sömürgecilik demektir. Bu daha önceki çağlara aittir. İslamın kendisini fetih kavramını yeniden yorumlamak gibi bir ihtiyacı da var.", "Bunun önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum ben. Fetih ve Fetih Suresi'nin Ayasofya Camisi'nde okunması bu akşam sembolik gibi gelmekle beraber İslamcı hareketlerin birçok kışkırtıcı, kendi tabanlarını birleştirici, motive edici hatta provoke edici bir eylem alanı ve eylem gerekçesi haline getirilmiştir yıllardır... hala fetih ideolojisinin savunulduğu, yani işgalcilik, yayılmacılık, talan ve sömürgecilik anlayışı anlamına gelir... İstanbul'da fetihi kutlamak demek İstanbul'un Türklere ait olduğunu tartıştırmak anlamına geliyor. Hele hele Ayasofya'da Fetih Suresi'ni okutmak Hıristiyan dünyayla Müslüman dünya batıyla Türkiye arasında yeni bir sorun ve yeni bir husumet kaynağı oluşturmak demektir. Dar ve mezhepçi bir yaklaşımdır…
Yenişafak gazetesi şeyi söyledi hocam; ya işte bebek davasından beraat etti. Biliyoruz elbette beraat ettiğini. delil yetersizliğinden beraat etti ama yine söylemek lazım belki evli kadınları, büyük memurların evli kadınlarına, evli eşlerine musallat olup bunun sayısı da belli değil altı yedi kişi olduğu biliniyor. Mahkemede yargılanması itibarsızlık nedeniyle değil mahkeme onu itibarsızlaştırmak için yapılmadı. Bütün bu sevgililerine bir tanesi dünya çapında ünlü bir müzisyenin eşi, bir tanesi İstanbul Emniyet Müdürünün eşi, başkaları böyle. Makamını, gücünü, yetkisini, başbakanlığını kullanarak bu ilişkileri kuruyor ve örtülü ödenekten bunlara paralar ödüyor. Birine ev alıyor, birinin kapısına chevrolet. O günlerde Ankara'da otomobil sayısı belli; Chevrolet araba çekiyor. Örtülü ödeneği sevgililerine peşkeş çekmekten yargılanan beşinci sınıf bir zampara. Olay bu; buradan demokrasi kahramanı çıkmaz. Kimseye hakaret etmek, kimsenin anılarını zedelemek istemiyoruz ama durum bu. Buradan bir şehit ve demokrasi kahramanı çıkaramazsınız. Tam 43 kişinin idam kararını imzalamış ve bu kararlar infaz edilmiştir. Menderes demokrat falan değildir. MENDERES diktatör müsveddesidir. Bir diktatör heveslisidir ve Cumhuriyetin çok partili bir rejimle tamamlanma sürecinin canını okumuştur. Olay bu..."
şeklindeki ifadeleri nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu programda ki yorumlar eleştiri sınırları içinde olup ifade özgürlüğü kapsamındadır. İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bugüne kadar Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e yapılan hakaret, aşağılama ve saygısızlığı ifade özgürlüğü kapsamında sayarak yaptırım uygulamaktan ısrarla kaçınan Üst Kurul, hiçbir hakaret ve aşağılama içermeden sadece tarihi gerçekler ışığında eleştiri ve ifade özgürlüğünün kullanıldığı söz konusu programa uygulanan yaptırım kararının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir amaca yönelik karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım. 22.07.2020


