İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 08.09.2020 tarih ve 1716 sayılı yazısına konu TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 29.08.2020 tarihinde saat 09:59’da yayınlanan "Forum Hafta Sonu" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 29.08.2020 tarihinde saat 09:59’da yayınlanan sunuculuğunu Namık KOÇAK'ın yaptığı, gazeteci-yazar Mine KIRIKKANAT’ın konuk olarak katıldığı “Forum Hafta Sonu” adlı programda, program sunucu ile konuğu arasında geçen diyaloglarda; “(...) Sanırım kültürlü toplumla, kültüre çok değer vermeyen, kültürsüz demiyorum çünkü bizim de çok çok kültürlü insanlarımız var, hakikaten çok sayıda kültürlü insanlarımız var ama tabii ki cahillerimiz çoğunlukta, yani standart dediğimiz bir kültür Avrupa ülkelerinde çok daha yüksek, hatta İran’da daha yüksek, çok daha yüksek İran'da, bizde o çok aşağıda olduğu için bu kanıksamak aslında kültürsüzlük anlamına geliyor. Neden derseniz çünkü önem vermediği şeyi kanıksar insan. Ama eğer sizin bir ilkeniz bir ülkünüz, sevginiz derinse zaten sevginiz de ancak kültürünüz derinse derinleşebilir. İşte o zaman kanıksamazsınız. Zaten tarihi de edebiyatı da kanıksamayanlar yazar. Yani dünya tarihine dünya edebiyatına bakın, hiçbir şekilde unuttuğunu önem vermediğini ve aldırmadığını yazan bir yazara rastlamadığımız gibi zaten yazarlar da şairlerle birlikte aslında toplumun nesi varsa güzel olan, çirkin olan nesi varsa, kendisiyle birlikte bir genetik bellek olarak taşıyan ve onu gelecek kuşaklara taşıyan insanlardır. İşte bizde bu çok eksik. Çünkü cahil sayımız özel olarak eğitim ve cehaletin sonucunda…- O özel bir proje ve buna bütçe ayrılıyor.- Tabi 20 yıl boyunca, 20 yıl demek biliyorsunuz 1,5 kuşak çünkü Namıkcığım, 1 kuşak 1 kuşak diyoruz ama kimse 1 kuşağın aslında ne kadar zamana yayıldığını, ne kadar kaç yıl olduğunu söylemiyor. Herkes kuşaktan bahsediyor. Mesela sorgulamamak da bunu bir şey değil mi? Mesela kaç kişi merak etmiştir, 1 kuşak ne demek? 1 kuşak 16 yıl yani dünya ölçüsünde 16 yıl çünkü bilinçlenme yaşı 16 yıl. Dolayısıyla AKP 1,5 kuşakla birlikte milyonlarca ne yazık ki eğitilmiş cahil yarattı. "- Şimdi her şeyden önce şunu söyleyeyim çok önemli Latince bir söz vardır. Kültürlü insanlar için program yaptığımdan söyleyebilirim “verba volant, skripta manent.” Yani “söz uçar, yazı kalır.”, bizim muktedirlerimizin tam da yaptığı şey bu, yani söz, havaya uçucu sözler, hakaretler… İşte Amerika Birleşik Devletleri, İsrail vs. Kim inanıyor buna. Tabii ki yazıya değil sözsel yani sözsel belleği olan ondan da her şey uçan bir seçmen kitlesi, özenle yetiştirdikleri, cehalete eğittikleri seçmen kitlesi. Peki yazılı olarak ne var. Yazılı olarak İsrail’le yapılan muazzam anlaşma var. Amerika’ya şunu şöyle yaparsan bunu böyle yaparım tehditlerine, tabi tabi derhal imzalarım, atılan imzalar, zaten Amerika şu an şöyle tutuyor, şöyle tutuyor elinde dediğini yapan ayrıca şantaj yapıyorlar…- Şöyle söylense beni kırmaz, sever beni, değil.- Değil, hiç öyle değil. Tam tersine ellerinde muazzam şantaj şeyleri var. O şantajla tutuyorlar böyle böyle tutuyorlar, böyle (eliyle tarif ediyor) - Ama sen konuşmaya devam et.- Sen konuşmaya devam et, ben devlet adamıyım, bırak yazılı şeylerim, sen bana bak, bak burada yazılı, bak burada belge var tamam mı, sen de imzalamışsın. Sen istediğini söyle seçmenine, o cahil özellikle eğittiğin, cehalete eğittiğin seçmenine söyle, biz tamam işimizi görürüz. Yani nasıl bir yalan makinası içerisindeyiz anlatamam. Belki de tarih bu dönemi tarihten coğrafya, her şey, daha doğrusu tarihin tamamen yeni baştan ve yalan yazıldığı, coğrafyanın satıldığı, insanlığın öldüğü, çünkü insanlık derken ahlaktan söz ediyorum ve adeta kutsal kitaplarda tarif edilen bir Lut kavminin bütün ahlaksız, yalancılık, gösteriş, varaklı anlatabiliyor muyum hikâyeleriyle ve Elhamdülillah Müslümanız diye kendisini yutturmaya çalıştığı dönem olarak yazılacak, özel olarak nasıl bu kadar yalancı olunur incelenecek. "- Atatürk'ün 38'e kadar bakın 24'ten 38'e kadar Türkiye'de açılan fabrikalar. Yapılan yatırımlar. Yani insanda biraz sıkılma olur. Diyor ki Başbakanlığı döneminde " Bunlara kalsa ülkeyi satarlar". Peki bunları kim sattı?- Hayır başka bir şey söyleyeceğim. Kendi yaptıklarını da muhalefet yapmış gibi anlatıyor ayrıca. Yani zaten yetiştirdikleri cahil seçmenlere mikrofon tutulduğunda CHP'yi iktidar sananlar var. Anlatabiliyor muyum?" şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber, gerek uluslararası sözleşmelerde ve gerekse ulusal hukuk belgelerinde bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade özgürlüğünün düzenlendiği 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmekte ve ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün kullanılmasının görev ve sorumluluk istediği ifade edilerek; demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak başkalarının şöhret ve haklarının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği belirtilmiştir.
Anayasamızın 26. maddesinde de benzer şekilde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hak da olayların eleştirisidir. Bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Şüphesiz ki eleştiri hakkı sınırsız değildir. Bu hak yasa ve ahlak kuralları içerisinde ve özellikle kamuoyunun olumlu yönde oluşmasına ve toplumun daha ileriye götürülmesine yardım amacıyla yapılmalıdır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır.
İfade özgürlüğünün başka özgürlüklerin kullanılmasını kısıtlayacağı ve zarar görmesine yol açacağı durumlarda sınırlandırılabileceği, dolayısıyla sınırsız olmadığı ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.
İhlale konu yayında; program konuğu tarafından toplumun büyük bir kesiminin cahil, eğitimsiz, standart kültür seviyesinin altında olduğunu ve toplumun AK Parti tarafından bilerek ve isteyerek özel bir eğitim anlayışıyla cahil bırakıldığının ifade edildiği, program konuğunun bu ifadeleri kullanırken kendisi gibi düşünenlerin çok kültürlü ve sayıca az olduklarını, kendisi gibi düşünmeyen seçmen kitlesinin ise sadece sözsel belleği olan, cahil bir kitle olduğunu belirterek ayrıştırıcı bir dille toplumu sınıflandırarak cahil-cahil olmayan ayrımının yapıldığı, dolayısıyla söz konusu programda kullanılan bu ifadelerin toplumu ayrıştırıcı ve kutuplaştırmaya neden olabilecek nitelikte olduğu, toplumun büyük bir kısmıyla dalga geçen, aşağılayan sözlerin kamusal sorumluluk anlayışıyla bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %2 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Temmuz 2020 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 665.254,24 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2020 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 25.881 (yirmibeşbinsekizyüzseksenbir) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


