İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 10.11.2020 tarih ve 2044 sayılı yazısına konu TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 03, 04.11.2020 tarihlerinde saat 19:58’de yayınladığı "18 Dakika" isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 03, 04.11.2020 tarihlerinde saat 19:58’de yayınlanan sunuculuğunu Emre Kongar ve Merdan Yanardağ’ın yaptığı "18 Dakika" isimli programın 03.11.2020 tarihli bölümünde sunucu tarafından; "...Buradan hareketle Viyana'ya gelmek istiyorum. Şimdi üst üste Avrupa'da bir terör saldırısı yaşanıyor. Dün gece biz ilk görüntüleri veren televizyon kanalı olduk. Sıcağı sıcağına verdik. İlk gelen bilgiler yedi kişinin öldüğü yönündeydi. Daha sonra bu rakamın dört kişi olduğu, bu sayının dört kişi olduğu anlaşıldı. Kuzey Makedonyalı yani bugünkü Makedonya Cumhuriyetinden birisi olduğu anlaşılıyor. Büyük ihtimalle orada Osmanlı bakiyesi ya bir bölgede yaşayan bir Türk Müslüman, büyük ihtimalle. Çünkü tekbir getirerek bir sinagoga saldırı hazırlığı içerisinde olduğu anlaşılıyor. Görüntülerde siz işaret ettiniz halkla polisin çatışması gibi sunulduğu olay dediniz. Bunun ne olduğunu TELE 1 ortaya koydu. Yolda kendisini bir apartman boşluğuna binanın boşluğuna bir direğin arkasına saklamaya çalışan sivil bir insana teröristin nasıl ateş ettiğini biz canlı, olaydan birkaç dakika sonra gösterdik ekranlarda. Bir şey var. Bir şey var. Olay şu. Ne yazık ki Doğu İslam dünyası kendi orta çağını aşabilmiş değil. Elinde silah tekbir getirerek insanları öldüren bir fotoğraf var ortada. Bu fotoğraf dünyayı İslam'a davet etmez. Bu fotoğrafın hızla değiştirilmesi gerekiyor. Hızla değiştirilmesi gerekiyor. ",
04.11.2020 tarihli bölümünde ise; "A.D.'ın damadı M.A.Y. da Amerika'da cirit atıyor şu anda. Yani dolaşıyor. Onunla görüşüyor. Bir takım görüşmeler, lobi faaliyetleri yapıyor. Bu lobi faaliyetlerini kimin adına yaptığını ben merak ediyorum. A.D. adına olamaz galiba. Ben Türkiye'deki AKP iktidarıyla ilişkili bir seyahat olduğunu düşünüyorum. Trump'ın ortağı ya bunlar. Türkiye'deki kazancı Trump'ın yaklaşık üç milyon dolar yılda. Sadece bu üç milyon doların vergisi bile yedi yüz elli doları geçer. Batık bir iş adamından söz ediyoruz. Yani emlakçı, arsa spekülatörü, inşaatçı filan. Türkiye'deki AKP lilere çok benziyor. Onun çevresindeki müteahhit takımına çok benziyor.- Hemen bir şey söyleyeyim müsaade ederseniz siz devam edin. Demin iki şey saydınız bunlar bütün dünyada birbirlerine benziyorlar: bir ahlakları yok, milli iradeye saygıları yok...- Yani ahlak anlayışları farklı diyelim, ahlakları yok demeyelim de.- Evet peki, evet doğru ahlak anlayışları farklı milli iradeyi farklı tanımlıyorlar, öyle diyelim bir onu söylediniz. Milli iradeyi ve ahlakı farklı tanımlıyorlar. İki, hepsi zengin ve vergi kaçırıyor filan. Ben üçüncüyü hatırlatayım siz buyurun ondan sonra devam edin ve hepsi sıkıştığı zaman yargıyı devreye sokup milli iradenin üstüne ipotek koyuyor aynen Bush seçiminde olduğu gibi. Öbürünü Türkiye'dekini söylemeyeyim.- Şimdi şöyle diyebiliriz. Kazanırlarsa milli irade var yani toplumun tercihi halkın tercihi var. O tecelli etmiş oluyor. Kaybederlerse yok. Ahlak bu." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Kitle haberleşmesinin önemi kamusal faaliyetteki gücünden ileri gelmektedir. Bu nedenle medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Medya mensuplarının söz ve eylemleri ile kamuoyunu bilgilendirmesi tabi bir durumdur. Ancak bu hakları kullanırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum, kuruluş ve milletin haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Yayıncılığın kamusal bir sorumluluk olduğu gerçeğinden yola çıkarak gazetecilik olanakları içerisinde üretilen haberlerin tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması beklenmektedir.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hak da olayların eleştirisidir. Bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştiri ve yoruma yer vermesi son derece doğaldır. Üstelik hakkında eleştiri yapılan kişiler siyasetçi, gazeteci, akademisyen, sanatçı gibi yaptıkları görevler nedeniyle büyük oranda kamuya mal olmuş kişiler ise bu eleştiri sınırının daha geniş tutulması da doğaldır. Ancak kamuya mal olmuş kişiler bile olsa eleştirinin bir sınırı olmalıdır. Şüphesiz ki eleştiri hakkı sınırsız değildir. Bu hak yasa ve ahlak kuralları içerisinde ve özellikle kamuoyunun olumlu yönde oluşmasına ve toplumun daha ileriye götürülmesine yardım amacıyla yapılmalıdır.
Ayrıca önemli fonksiyonları olan kitle iletişim araçlarının sahiplerinin veya yöneticilerinin yaşadıkları toplumun değerlerine, evrensel insan hakları veya insan onuru gibi kavramlara özel hassasiyet göstermesi, yayınlarında bunlara titizlikle uyması sahibi oldukları medya mecrasında süre giden programlarda bu değerlerin korunması noktasında çaba göstermesi bir ihtiyari durum değil yayıncının sorumlulukları arasındadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında, program sunucusu tarafından; Avusturya'da meydana gelen terör saldırısının failinin Kuzey Makedonyalı bir şahıs olduğundan bahisle söz konusu şahsın yıllarca o bölgede Osmanlı Devletinin hüküm sürmüş olması nedeniyle yüksek ihtimalle Müslüman bir Türk olduğunun ifade edildiği, Makedonya bölgesinde yıllarca hüküm süren Osmanlı Devletinin düşünce tarzının orta çağdan çıkamadığı ve bunun da bir Müslüman Türk tarafından terör eylemiyle icraata döküldüğünün ifade edildiği, tüm dünyada gündem olan bir terör saldırısının faili ile ilgili mezkur açıklamaları yaparken herhangi bir bilgi, belge ve kanıta dayalı açıklamalardan kaçınarak şahsi kanaatiyle ihtimaller üzerinden değerlendirme yapılmasının sorumlu yayıncılık anlayışıyla bağdaşmadığı, ayrıca, "ahlakları yok, milli iradeye saygıları yok, vergi kaçırıyor" şeklinde ifadelerle bir siyasi partiye mensup olanlara karşı suçlayıcı ve eleştiri sınırlarını zorlayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve insan onuruna aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) ve (ı) bentlerinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmü ile aynı maddenin (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; ..." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
Bu itibarla; aynı yayınla, birden fazla yayın ilkesi ihlali olduğundan ve her iki ihlalin de idari para cezası yaptırımını gerektirdiğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, bahse konu ihlallerden en ağır (tek) cezanın verilmesi öngörüldüğünden,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ekim 2020 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 138.983,05 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2020 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 25.881 (yirmibeşbinsekizyüzseksenbir) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


