İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 21.12.2020 tarih ve 2179 sayılı yazısına konu, HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 14.12.2020 tarihinde saat 20:24’de yayınladığı "Teke Tek" isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 14.12.2020 tarihinde saat 20:24’de yayınlanan, sunuculuğunu Fatih Altaylı’nın yaptığı, Prof. Dr. İlyas Dökmetaş, Prof. Dr. Sait Gönen, Prof. Dr. Esin Şenol ve Prof. Dr. Necmettin Ünal’ın konuk olarak katıldığı, genel olarak pandemi sürecinin konuşulduğu "Teke Tek" adlı programda, program sunucusu ile program konuğu Prof. Dr. Necmettin Ünal arasında geçen diyaloglarda; "Özellikle dinleyicilerin bir kısmı mültecilerden bahsetti, mültecilerin uyumsuzluğundan. Özellikle Yalova ve İstanbul'da. - Bütün her yerde.-Ve hastalığın yayılımı konusunda katkılarından ve bunlara hiç müdahale yapılmadığından bahsetti. Bu konu da herhalde gündeme getirilmeli ve bir çözüm yolu bulunmalı diye düşünüyorum.-Hocam Türkiye'nin sahibi onlar, biz misafir gibiyiz. Yani yakında bizi atacaklar buradan öyle bir hal var ortalıkta. Çünkü son derece özgürler, hiç bir konuda yükümlülükleri yok. Hesap verme durumları yok. Yasaklar onları bağlamıyor, bizi bağlıyor. Açık söylemek gerekirse bir Türkiye'yi Suriye'ye savaşsız kaybettik diyebilirim. 4 milyon askerle gelip Türkiye'yi şu anda esir almış vaziyette görünüyorlar. Sokağa baktığımızda ortaya çıkan tablo bu. Sağlık hizmetleri onlara bedava, Türk vatandaşlara değil. Sokaklar Türk vatandaşına yasak şu anda onlara değil. Ellerini kollarını sallayarak girip çıkıyorlar, kimse onlara bir şey sormuyor. Ne yazık ki durum bu. Neyse konumuz Suriyeliler değil ama buna karşı da bir şey yapılması lazım. Yani Meclis kürsülerinden bağırmakla olmuyor bu işler. Bunlarla ilgili de bir şeyler yapılması lazım eğer ortalıkta bu işle bir takım Bakanlıklar var ise...” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ifadelere yer verilmemesi, ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumun belirli bir kesimini ayrıştırıcı beyanlardan kaçınılması gerekmektedir.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Ayrıca yayınlarda eleştiri hakkı kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek ve toplumun belirli bir kesimini hedef göstererek kamuoyunu kin ve düşmanlığa sevk edebilecek unsurlara yer verilmemelidir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26'ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İfade Özgürlüğüne ilişkin 10’uncu maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, sunucu tarafından; Suriye'de 2011 yılından itibaren ülkedeki iç savaş ve çatışma ortamından kaçarak ülkelerini terk eden ve ülkemize sığınan Suriyeliler, Türkiye vatandaşlarının sahip olmadığı bir takım ayrıcalıklara sahip olan ve kurallara uymayarak koronavirüs salgının yayılmasında da katkısı bulunan, adeta Türkiye'de Türk halkından üstün "ayrıcalıklı" bir topluluk olarak betimlendiği, "Türkiye'yi Suriye'ye savaşsız kaybettik" şeklinde, ima ile de olsa Türkiye ile Suriye arasında bir savaşın olduğunun dile getirildiği, Suriyeli mülteciler için, "asker" ve "esir alma" metaforları kullanılarak onlara karşı toplumda antipati ve olumsuz kanaat oluşturabilecek benzetmelerin yapıldığı, dolayısıyla toplumun belirli bir kesimini hedef göstererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek nitelikte yapılan bu tür yorumların Suriyeli mültecilere karşı kin ve düşmanlığa sevk edebilecek, toplumda olumsuz yargı ve tutum geliştirebilecek, gerilime, ayrışmaya ve toplumsal iç barışı bozabilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan; "Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Kasım 2020 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 6.695.068,79 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir (%1) 66.951,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “…8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir…” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


