İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 11.01.2021 tarih ve 60 sayılı yazısına konu HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 30.12.2020 tarihinde saat 21:00’da yayınladığı "Şirin Payzın İle Sözüm Var" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 30.12.2020 tarihinde saat 21:00’da canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Şirin Payzın’ın yaptığı, konuk olarak Eski Devlet ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın katıldığı "Şirin Payzın İle Sözüm Var" adlı programda, program konuğu tarafından; “Bir şeyin altını çizerek söylemek istiyorum. Sorun başörtüsü değildir sorun türbandır. Emin Bey çok doğru kullanıyor türban diyor. Türban irticai faaliyetlerin, şeriat isteyenlerin üniformasıdır. Başörtüsü yüzyıllar boyunca Anadolu'da bir geleneksel giysidir. Bununla arasında çok büyük fark var. Başörtüsü diyerek zaten biraz sonra bir şey daha söyleyeceğim başörtüsü diyerek aslında olayı tamamen gerçeğinden dışarıya alınıyor. Herkes başörtüsü ile dolaşıyor Anadolu'da benim annem de ama türban takmıyor. Türban bir simge olarak kullanılıyor. Son on-yirmi yıldır AKP gelmezden önce özellikle 28 Şubat ile birlikte türbanı bir simge olarak, üniforma olarak kullanıyorlar. Dikkatinizi çekerim bu terimi farklı kullanın yani bununla ilgili çok konuşmalar yapıldı rahmetli Bahriye Üçok bu nedenden parçalanarak öldürüldü bombayla öldürüldü. Bunların çok tehlikeli bir noktada olduğunu söylemek isterim. Ben kendimden söylemek istiyorum. Ben yargılandığım zaman türbanlı bir hakimin karşısına gittiğimde benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getirebileceği doğrultusunda kuşkum var. Nitekim de başıma da geldi. Eğer mütedeyyin olan insan kendi inancından dolayı böyle örtünüyorsa o saygı duyulacak birisidir; ama örtünmesi bir militanlanmanın ve bir ideolojik mücadelenin nedeni ise kaldı ki öyleydi, şimdi geldiler işbaşına geldiler o mücadeleyle olan insanlar bir kişiye rejimi değiştirerek, bir kişiye bütün hakları, hukuku, yetkileri emanet ettiler o kişi istediği gibi davranıyor.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber, gerek uluslararası sözleşmelerde ve gerekse ulusal hukuk belgelerinde bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade özgürlüğünün düzenlendiği 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmekte ve ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün kullanılmasının görev ve sorumluluk istediği ifade edilerek; demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak başkalarının şöhret ve haklarının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği belirtilmiştir.
Anayasamızın 26. maddesinde de benzer şekilde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hak da olayların eleştirisidir. Bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Şüphesiz ki eleştiri hakkı sınırsız değildir. Bu hak yasa ve ahlak kuralları içerisinde ve özellikle kamuoyunun olumlu yönde oluşmasına ve toplumun daha ileriye götürülmesine yardım amacıyla yapılmalıdır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. İfade özgürlüğünün başka özgürlüklerin kullanılmasını kısıtlayacağı ve zarar görmesine yol açacağı durumlarda sınırlandırılabileceği, dolayısıyla sınırsız olmadığı ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Ülkemizin de 1949 yılından itibaren taraf olduğu "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"nin 18. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere 'Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya inancı açıklama özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar.' hükmü ortadadır. Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda 24. maddede açıkça vurgulandığı üzere 'Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.' hükmü yer almaktadır. Bununla birlikte, 8 Ekim 2013 tarihinde 'Demokratikleşme Paketi' kapsamında kamuda çalışan başörtülü kadınlar için yapılan düzenleme ile serbestlik tanınarak bu durum yönetmelikle düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, İhlale konu yayında, program konuğu tarafından; "Sorun başörtüsü değildir sorun türbandır. ...Türban irticai faaliyetlerin, şeriat isteyenlerin üniformasıdır. .... Ben yargılandığım zaman türbanlı bir hakimin karşısına gittiğimde benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getirebileceği doğrultusunda kuşkum var. Nitekim de başıma da geldi." "...ama örtünmesi bir militanlanmanın ve bir ideolojik mücadelenin nedeni ise kaldı ki öyleydi şimdi geldiler işbaşına geldiler o mücadeleyle olan insanlar..." şeklinde ifadelerle, başörtülü hakimlerin taraflı kararlar alabileceği belirtilerek toplumun adalet mekanizmasına olan güvenin zedelenmeye çalışıldığı, toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul gören inanç değerleri ve yaşam biçimi, bir kimlik biçimi olarak nitelenmiş ve ayrımcılık yapılarak şeriat isteyenlerin kullandığı, korkulması gereken bir simge olarak nitelendirilerek halkta başörtülü kişilere ve başörtülü hakimlere karşı nefret duyguları oluşturulmaya çalışıldığı, toplumda gerilime ve ayrışmaya sebep olabilecek bu beyanların toplumsal iç barışı bozabileceği, bu tür ifadelerin editoryal sorumluluk ve medya hizmet sağlayıcıların da dikkat etmesi gereken kamusal sorumluluk anlayışı ile de bağdaşmadığı, kamusal yayıncılık sorumluluğu ile hareket etmesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluştan ve program sunucusundan beklenen, konuk Fikri Sağlar'ın toplumda ayrışmaya neden olabilecek sözlerine müdahale ederek kullandığı ifadeleri düzeltmesi konusunda konuğu uyarmasıdır. Program moderatörünün de konuğa herhangi bir müdahalede bulunmaması ve bahse konu ifadelerin ulusal çapta yayın yapan bir platformda dile getirilmesinin kamusal yayıncılık sorumluluğu ile bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan; "Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %1 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Kasım 2020 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 754.174,47 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2020 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 25.881 (yirmibeşbinsekizyüzseksenbir) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


