İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 08.02.2021 tarih ve 258 sayılı yazısına konu HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 02.02.2021 tarihinde saat 20:00’da yayınladığı "Kayda Geçsin" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 02.02.2021 tarihinde saat 20:00’da canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Can Coşkun’un yaptığı, "Kayda Geçsin" adlı programda, “Şimdi son 24 saatte yaşadığımız bi vaka var. Türk polisi eee Türk öğrencisine aynı millettenmiş gibi davranmıyor, düşmanmış gibi davranıyor. Düşmanmış gibi davranırken de arka plandaki izlediğimiz görüntüler yani sosyal medya sayesinde izlediğimiz görüntüler öğrencilerden nefret ettiklerine ilişkin bi kanaat uyandırıyor. Çünkü başka türlü gözaltına alınmış, kelepçelenmiş insanlar yerde tekmelenmez, 'terbiyesizler' diye bağırılmaz, 'Aşağıdan yürü' diye bağırılmaz, 'dağınık yürüyün' diye bağırılmaz, dağınık yürünmediği zaman 'hepsini gözaltına alın' diye bağırılmaz... Bu insanlara bir kere düşman muamelesi yapılmış. Her birinin cebinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, idareyi bu vatandaşların seçtiği bir memlekette buna demokrasi deniyor. Ama bizim memlekette yoktur o. Bu memlekette bu vatandaşlara böyle muamele yapılıyorsa o zaman şunun adını koymak gerekir: Türk Polis Teşkilatı bir siyasi partiye lüzumundan fazla sempati beslemekte.... Bunu ister aklımıza getirelim, ister getirmeyelim. Türk Polis Teşkilatının, polisin içinde ben Türkiye'nin mozaiğini oluşturan bir siyasi düşünce olduğunu değil bizzat iktidar partisinin ağırlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu haliyle iktidar partisini muhalif davranan çocukların, gençlerin dolayısıyla lüzumundan fazla sert bir tepkiyle karşılaşıldığının farkındayım....Yani sokaktaki polis sokaktaki insana muhalif gözüyle bakmıyor, düşman gözüyle bakıyor. Bu durum başkaca istenmeyen görüntülerin yaşanmasına sebep oluyor. Buna katılıyor musunuz, varsa çözüm önerisi sizce nedir ya da nasıl değerlendirirsiniz ?...Bu polisler sonuç itibarıyla yerel idareye yani valiye, kaymakama bağlı çalışıyorlar. Valinin, kaymakamın ne durumda olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Valinin, kaymakamın bir siyasi düşüncesi var. Bu siyasi düşünce çok açık siyasi iktidardan yana bir siyasi düşünce. ....Mülkiye'de bize öğretilen idarenin tarafsızlığı denilen şey şu anda çöptür. Kamu idaresi dediğiniz şey komple bir partiden hatta bırakın partiyi komple bir kişinin talimatından ibaret hâle gelmiş durumda...." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Yayın kuruluşlarının editoryal bağımsızlıkları çerçevesinde farklı görüş, düşünce ya da eleştiri haklarını ifade ederken medya mensuplarının ve yayın kuruluşunda konuk olarak yer alan kimselerin medyanın kitleleri yüksek etkileme ve yönlendirme potansiyelini göz önünde tutarak sorumlu davranmaları gerektiği ortadadır. Yayın kuruluşlarının çeşitli programlar aracılığıyla siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi; onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yorum ve değerlendirmelerde bulunması çoğulcu medyanın temsili noktasında hem hak hem de bir gerekliliktir. Ancak bu haklar kullanılırken, eleştirilen kurum ve kuruluşların haklarının da yayın kuruluşları tarafından gözetilmesi gerekmektedir.
Anayasa'nın "Genel esaslar" başlıklı birinci kısmında yer alan 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir Hukuk Devleti olduğu, İkinci Bölüm içerisinde, "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlığı altında düzenlenmiş olan 17. maddesinde ise; herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmış, 26. maddesinde de; herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu hürriyetin resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsayacağı, bu fıkra hükmünün, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği hükmü bulunmaktadır.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3.maddesinde, Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin İfade Özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde; "1.Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2.Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngürülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHS ve AİHM'nin içtihatlarına göre, ülkelerin yetkili mercilerince ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahale, şu üç koşulun hepsi birden yerine geldiği takdirde meşru olacaktır. Bunlardan birincisi, müdahalenin, yani sınırlama veya yaptırımın yasalarda öngörülmüş olması, ikincisi, müdahalenin, Sözleşmenin metni yukarıda belirtilen, 10. maddesinin 2. fıkrasında sayılan, çıkar veya değerlerden birini veya birkaçını korumaya yönelik olması, üçüncüsü, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması koşullarıdır.
Buna karşın, AİHM'in Tımes Newspapers Lımıted No1-2 -Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10.maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2.fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; "Türk polisi eee Türk öğrencisine aynı millettenmiş gibi davranmıyor, düşmanmış gibi davranıyor. Düşmanmış gibi davranırken de arka plandaki izlediğimiz görüntüler yani sosyal medya sayesinde izlediğimiz görüntüler öğrencilerden nefret ettiklerine ilişkin bi kanaat uyandırıyor"; "Bu memlekette bu vatandaşlara böyle muamele yapılyosa o zaman şunun adını koymak gerekir: Türk Polis Teşkilatı bir siyasi partiye lüzumundan fazla sempati beslemekte";"Bunu ister aklımıza getirelim, ister getirmeyelim. Türk Polis Teşkilatının, polisin içinde ben Türkiye'nin mozaiğini oluşturan bir siyasi düşünce olduğunu değil bizzat iktidar partisinin ağırlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu hâliyle iktidar partisini muhalif davranan çocukların, gençlerin dolayısıyla lüzumundan fazla sert bir tepkiyle karşılaşıldığının farkındayım"; "Mevcut iktidar mevcut durumu şu anda bu hareketi alkışlıyor, bunun yapılmasını teşvik ediyor, bu tür hareketleri destekliyor veya burada aşırıya gidenlere karşı bir tedbir almıyor"; "Yani siz mevcut yönetim olarak demokratik değerlere saygı duyarsanız, bu tür olayları saygıyla karşılarsanız, saygıyla mesajlar verirseniz, polisi devreye kolay kolay sokmazsanız, bu olayları kendi mecrasında halletmeye kalkarsanız olay olmaz. Ama siz polisi kullanıyorsunuz ve bazı mesajlarınızla da şiddetle bastıracağız, asla geri taviz vermeyeceğiz, onlar üzerine polisi gönderirken dolaylı bir şekilde polis yönlendiriliyor. Yani daha böyle sert davranması, daha şedit olması, hiç müsaade etmemesi konusunda biraz daha böyle yukarının yansıttığı hava var"; "Mülkiye'de bize öğretilen idarenin tarafsızlığı denilen şey şu anda çöptür" şeklinde ifadelerin bir süredir kamuoyunun gündeminde yer alan ve 'Boğaziçi Olayları' olarak bilinen gösteriler esnasında kamu düzenini sağlamakla yükümlü bulunan Polis Teşkilatı mensuplarına ilişkin herhangi bir kanıt, bulgu ya da belgeye dayandırılmaksızın çeşitli ithamlar içerdiğinden hareketle yayıncılar canlı yayın gerçekleştirirken yayın sırasında kullanılan ifadelerin kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen göstermeli, yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerekliliğini unutmamalıdırlar. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan, tehdit eden veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerektiği kanaatiyle, mezkur yayında kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, itibarsızlaştırıcı veya iftira niteliğinde ifadeler olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %2 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 848.968,43 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2021 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 28.238 (yirmisekizbinikiyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


