İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 08.02.2021 tarih ve 260 sayılı yazısına konu KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 02,04.02.2021 tarihinde saat 18:30’da yayınladığı "Akşam Haberleri" adlı haber programı yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 02.02.2021 tarihinde saat 18:30’da yayınlanan, "Akşam Haberleri" adlı haber programında, sunucu tarafından; "...Hiç kuşkusuz manşetimiz Boğaziçi Üniversitesi'nde olup bitenler. Daha doğrusu Boğaziçi Üniversitesi'ndeki rektör işgaline karşı öğrencilerin, öğretim üyelerinin, velilerin, çalışanların ve mezunların direnişi ve bu direnişin şiddetle bastırılmaya çalışılması. Dün akşam okul kampüsünde yapılan polis baskınında 159 öğrenci gözaltına alındı. Onların sorguları devam ediyor. Ve o gözaltıları protesto etmek için ve Boğaziçi Üniversitesi'ndeki durumu protesto etmek için şu anda da İstanbul Kadıköy Meydanı'ndaki eyleme polisin müdahalesi var. Geçtiğimiz dakikalarda oradan canlı görüntüler de aktardık. Kadıköy'e bağlanacağız. Hisarüstü'ne bağlanacağız. Hem üniversite kampüsünde neler olduğunu hem de Kadıköy'deki polis müdahalesinde neler yaşandığını sizlere canlı yayında aktarmaya çalışacağız. Ve yine Boğaziçi Üniversitesi'nden değerli bir öğretim üyesiyle mevcut durumu ve bu durumun neye gelişebileceğini konuşacağız. Prof. Dr. Sayın Biray Kolluoğlu canlı yayın konuğumuz olacak...",
04.02.2021 tarihinde saat 18:30’da yayınlanan bölümde geçen diyaloglarda ise; “Evet. Şimdi siz bu tür olayların hemen ertesinde İnsan hakları savunucusu olarak gidip bugün öğrencilere, yarın bir işçi grubuna, öbür gün bir kadın grubuna sahip çıkıyorsunuz adliyelerde. Şöyle bir sarmal yaşıyoruz galiba, dikkat çekici biçimde, hani az önce değindik ya Anayasa'nın ve ilgili yasanın insanları tanıdığı barışçıl eylem yapabilme özgürlüğü, şimdi insanlar bu özgürlüğü kullanmak üzere gittiklerinde güvenlik kuvvetleri onları engelliyor ve şiddet kullanarak engellemeye, zor kullanarak engellemeye çalışıyor. Vatandaş da ona tepki gösterince bu sefer güvenlik kuvvetlerine mukavele etmek ya da mu... nasıl diyorsunuz?- Mukavemet.- Mukavemet etmek, pardon. Mukavemet etmek suçlamasıyla karşı karşıya kalıyorlar. Bu sarmaldan nasıl kurtulacağız? Yani yasal hakkımı kullanmaya çalışıyorum, bir yerden mesela çıkmaya veya girmeye çalışıyorum. Polis önlemeye çalıştığı zaman polise mukavemet etmek suçlaması geliyor. Bu konuda belki de güvenlik kuvvetlerine bir farklı bir eğitim mi verilmesi gerekiyor yoksa iş siyasi mi?- İş tamamen siyasi. Bu sarmaldan bizim çıkmamız için Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasa'sını uygulayacak buna saygı duyacak halkının bu Anayasa'sını uygulayacak kadar halkına saygısı olacak bir iktidar tarafından yönetiliyor olmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti sosyal, demokratik bir hukuk devleti olmaktan çıkartılalı, ne yazık ki bunu söylerken benim çok içim yanıyor, ama çok uzun zaman oldu ve son yaptıkları o evet hayır referandumuyla da tüy diktiler, kurdukları bu saçma sistemle. Bütün bu yaşadığımız şeylerin sebebi bu.. Evet bir kadın davası oluyor; katil değil kadın suçlanıyor. Emekçi kardeşler, emekçi arkadaşlarımız hakları için en meşru hakları için yürüyorlar, sömürüye karşı yürüyorlar, bizi sömürdüğünüz yeter en azından maaşlarımızı ödeyin tazminatlarımızı ödeyin diye yürüyorlar, karşılarında polisi buluyorlar. İşte köylerde derelerini savunmaya çalışan çiftçiler, insanlar, kadınlar, gençler bir anda karşılarında güvenlik kuvvetlerini buluyorlar. Nedense şu anda güvenlik kuvvetlerinin halkın polisi olması gereken kuvvetlerimiz iktidarın sanki militanlarıymış gibi kullanılmaya çalışılıyor (Klip 4). Ve aslında ben eminim bu arada güvenlik güçlerinin de bir kısmının hatta bence büyük bir kısmının bundan rahatsız olduğuna. Çünkü onlarla da konuştuğunuzda onların da aslında ne kadar haklarının yendiğini ve sömürüldüklerini de çok net görüyorsunuz. İşte ne 3600 göstergeleri veriliyor ne insani bir çalışma koşulları var. Zaten yarısı atanamayan öğretmenler falanlardan oluşuyor ve yani halkın aslında halkın içinden gelen iki sınıfı halkın içinden gelen iki grubu bu şekilde karşı karşıya getiriyor egemen güçler. Bunu da bir şekilde bence ifade etmekte fayda var." Şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Günümüzde medyanın toplum üzerindeki büyük etkisi bir takım ahlaki sorumluluklarının doğmasına sebep olmuştur. Bu sorumlulukların bir kısmı kişilik haklarına saygılı olmayı kapsamaktadır. Medya mensuplarının siyasi kişi ve/veya kuruluşları eleştirme hakları bulunmaktadır. Ancak bu haklar kullanılırken siyasi kişi ve/veya kuruluşların haklarının gözetilmesi önem arz etmektedir.
Anayasa'nın "Genel esaslar" başlıklı birinci kısmında yer alan 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğu, İkinci Bölüm içerisinde, "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlığı altında düzenlenmiş olan 17. maddesinde ise; herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmış, 26. maddesinde de; herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu hürriyetin resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsayacağı, bu fıkra hükmünün, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği hükmü bulunmaktadır.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde, basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde; "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir, bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Sadece basının bu tür bilgi ve fikirleri açıklama görevi yoktur; halkın da bunlara ulaşma hakkı vardır.
Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 -Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin ikinci fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu haber programında; "Boğaziçi Üniversitesi'nde rektör işgaline karşı..." ve "Nedense şu anda güvenlik kuvvetlerinin halkın polisi olması gereken kuvvetlerimiz iktidarın sanki militanlarıymış gibi kullanılmaya çalışılıyor." şeklinde, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü'ne ve güvenlik kuvvetlerine yönelik açıklamaların ve kullanılan ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı; yayın sırasında kullanılan bu ifadelerin kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen gösterilmediği; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiği ve medya mensuplarının kişi ve/veya kuruluşları eleştirme haklarını kullanırken kişi, kurum veya kuruluşların haklarının gözetilmesi gerektiği kanaatiyle, yukarıda yapılan açıklamalar ve değerlendirmeler göz önüne alındığında, kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliği taşıdığı, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünün ve güvenlik kuvvetlerinin toplum nezdindeki itibarını zedeleyebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %2 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 34.565,04 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2021 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 28.238 (yirmisekizbinikiyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 10.02.2021 tarih, 2021/06 sayılı toplantısında alınan 31 No.lu karara karşı oy yazısı.
Okan KONURALP Şerhidir.


