İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 26.04.2021 tarih ve 777 sayılı yazısına konu KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 20.04.2021 tarihinde saat 20:00’da yayınladığı "Şimdiki Zaman" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 20.04.2021 tarihinde saat 20:00’da sunuculuğunu Gürkan Hacır’ın yaptığı, Engin Altay’ın konuk olarak katıldığı "Şimdiki Zaman" adlı programda; "Şimdi Adıyaman Gölbaşı Belediyesi’ni, Cumhuriyet Halk Partili Belediye, Türkiye adına hepimizin iftihar edeceği bir iş yapıyor. Beyefendi İçişleri Bakanı bunu soruşturmaya dâhil ederse baştan zaten Devlet iki şeyi ispat etmiş oluyor: 1) Çürüdüğünü ispat etmiş olur, şimdiye kadar neredeydin?….Sen nesin kardeşim derler? Raf elması mısın? derler direkt. Yani ben görsem kendisine öyle derim, şimdiye kadar neredeydiniz kardeşim ne iş yaptınız derim? 2) AK Parti’yi aklamak için her yol mubah mantığı burada da esastır. Şunu yapamadılar bak, şu AK Parti bunca oy alan bir parti. Ya bir bazen bir muhasebe, bazen bir özeleştiri yani evet kardeşim bizim içimizde de çürük vardır. Sakıncalı vardır. Kopuk vardır. Namussuz vardır. Yolsuzluğa bulaşmış vardır diyemiyorlar. Çünkü orada kalmanın, orada yükselmenin bir yolu o. Yani bir şeylere yani her şeyi namusla yaparsan AK Parti’de yadırganırsın. Namustan kastım onların algıladığı gibi bel altı değil. Namustan benim anladığım siyasi namus, vatanseverlik, bayrak severlik…Şimdi böyle baktığınız zaman siyasi partilerin harcadığı para ortada…Sana bu verilirken biraz sonra zaman kalırsa size Devleti soymanın AK Parti’den önce 3 yolu vardı şimdi 11 yolu var…bin yüzlü yıllarda bu topraklar Haçlılardan çekmiş en çok. Talan, yağma. Efendim bin iki yüzlerde Moğollar gelmiş bu topraklara. Bu millet Moğollardan çektiğini hiçbir şeyden çekmemiş. Sonra efendim Timur istilası var, Timur da bu toprakları yağmalamış. Sonra bir de Yunan işgali var, onlar da bu toprakların insanlarına hem çok çektirmişler hem bu toprakların bütün kaynaklarını yağmalamışlar. Bu, bu toprakların beşinci yağmasıdır. Konu bu kadar mühimdir. Yani bunu anlatmanın bana göre bir yolu da budur. Tekrar söylüyorum, bir ülkenin bütçesi o ülkede bir yılda harcanacak bütün paradır; Devletin, kamunun. Düşünün bu para bir bütçe kadar. Bir yıl herkes yemeyecek, sadece çalışacak ama yemeyecek, içmeyecek, araba kullanmayacak, harcamayacak, elektrik yakmayacak. Herkesin birikimini koyarsanız bu kadar bir para ediyor. Allah aşkına bunun Moğol yağmasından, Timur istilasından, Haçlı akınlarından, Yunan işgalinden ne farkı var? Bunu bir söylemek istiyorum…Maalesef Türkiye’nin en güvenilmez kurumu artık yargıdır. Yargıdır. Avukat tutma artık hakim tut noktasına geldik. Avukat tutma savcı tut noktasına geldik. Daha vahimi şu: artık eskiden mesela ceza davasıysa iyi bir cezacı bakılır idi. Şimdi güçlü bir Ak Parti yöneticisine bakılıyor. Çünkü hem ilk derecede hem istinafta hem hatta Yargıtay’da maalesef hukuk rafa kalktı. Ak Parti referansıyla, Ak Parti kartvizitiyle, Ak Parti’deki basıncın gücüyle orantılı kararlar veriliyor…Bizim tarihi bir görevimiz var. Biraz önce söyledim. Hiç kusura bakmasınlar bunların yaptığının Moğol yağmasından, Timur istilasından, Haçlı Seferleri’nden bir farkı yoktur…Benzetme olmasın Cumhuriyet tarihinin en büyük hatası nedir diye bir soru sormuş ol lütfen şimdi. Ben de cevap vereyim: Menderes'i idam etmektir, en büyük hatadır. Türk demokrasisine vurulmuş en büyük darbedir o. Ama Menderes de, rahmetli Menderes de bir dönem bu dinci odaklara pek yüz vermişti, taviz vermişti ve onlar o kadar ileri gitmişlerdi ki Menderes'ten aldıkları güç, yüzle Menderes sonra ne yapmak zorunda kaldı? Atatürk'ü koruma kanunu yapmak zorunda kaldı. Ki umarım Erdoğan da sonu benzemesin Menderes'e onu biz sandıkla tıpış tıpış göndereceğiz. Onun hırkasını çıkaracağız…Açıklayın efendim onu tam olarak…Yapılabilecek en büyük hakarettir, en büyük yanlıştır. Ancak Menderes de bir dönem, dedim ki böyle bunlara çok taviz vermişti sonra Menderes sonra rahmetli Menderes, Atatürk'ü koruma kanunu çıkarmak zorunda kaldı. Erdoğan da bunlara taviz verirse yeni bir kanun çıkarmak zorunda kalır. Onu söylüyorum ya!" şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokratik rejimlerde basın, ifade hürriyetinin geniş kitlelere ulaştırılması ve farklı görüşlerin dile getirilmesinde en etkili araç olarak demokrasinin de teminatıdır. Demokrasi çeşitlilik ve çoğulculuk esasında ilerlerse halk için olur. Çoğulculuğun ve çeşitliliğin bir arada var olabilmesinin yegane yolu karşılıklı sınırların çizilmesiyle mümkündür. Sınırların çizilmesi bireylerin tekleştirilmesi, özgürlüklerinin alınması değil bireyin hakkının devletçe kontrol altına alınmasıdır. Buradan hareketle devletin kitle iletişim araçlarını kontrol etmesi toplumsal sözleşmenin gereğinin devletçe yerine getirilmesidir. Kitle iletişim araçlarının halkın yönelimini ve kültürel birlikteliğini belirleyebilen bir güç olarak demokrasilerde seçimlerin öznesi ve öznesi kılanın tercihler üzerinde etkili olduğu gayet açıktır.
Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Medya mensuplarının siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi, onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi tabii bir durumdur. Ancak bu hakları kullanılırken kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, program konuğu tarafından, "Sen nesin kardeşim derler? Raf elması mısın?", "AK Parti’yi aklamak için her yol mubah mantığı burada da esastır. Şunu yapamadılar bak, şu AK Parti bunca oy alan bir parti. Ya bir bazen bir muhasebe, bazen bir özeleştiri yani evet kardeşim bizim içimizde de çürük vardır. Sakıncalı vardır. Kopuk vardır. Namussuz vardır. Yolsuzluğa bulaşmış vardır diyemiyorlar. Çünkü orada kalmanın, orada yükselmenin bir yolu o. Yani bir şeylere yani her şeyi namusla yaparsan AK Parti’de yadırganırsın.", "Devleti soymanın AK Parti’den önce 3 yolu vardı şimdi 11 yolu var.", "Çünkü hem ilk derecede hem istinafta hem hatta Yargıtay’da maalesef hukuk rafa kalktı.", "Sonu benzemesin Menderes'e" şeklinde Cumhurbaşkanı'na, İçişleri Bakanı'na, tüm yargı kurumlarına ve AK Parti'ye yönelik sarf edilen ifadeler sorumlu yayıncılık anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Yayıncılar canlı yayın gerçekleştirirken yayın sırasında kullanılan ifadelerin dürüst, kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen göstermeli; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerekliliği unutulmamalıdır. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir. Burada ele alınan programda da demokrasinin en üst düzey temsil makamı olan Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı Makamı, İçişleri Bakanı, tüm yargı kurumları ve demokratik seçimlerle iktidara gelmiş AK Parti hakkında kullanılan mezkûr ifadelerin uyarılar üzerine bir düzeltme yapılsa da sözlerin şiddeti göz önüne alındığında eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ve itibarsızlaştırıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %2 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 87.552,84 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2021 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 28.238 (yirmisekizbinikiyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


