İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 01.06.2021 tarih ve 867 sayılı yazısına konu KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 22.04.2021 tarihinde saat 20:30’da yayınladığı "Söz Meclisi" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 22.04.2021 tarihinde saat 20:30’da yayınlanan, "Söz Meclisi" adlı programda, “Başka bir yöntem zaten bizim işimiz olmaz Çiğdem Hanım. Yani biz darbeleri yiye yiye geldik biz. Bunlar gibi, 15 Temmuz gibi ne olduğu belli olmayan darbeler değildi bizim gördüğümüz darbeler. Biz 80'i de gördük, 60'ı da gördük, 71'i de gördük. Ama babamız yaşadı, ama kendimiz yaşadık…Biz biliyoruz, biz işkence görmüş insanlarız. İşte bir tanesi de orada. Sayın Bakanım Bahattin Bey. Biz bu sıkıntıları çekiyoruz. Çektik. Helali hoş olsun ülkemiz için. Ama kardeşim biz Kurtuluş Savaşını yapmış bir neslin çocukları olarak üç beş tane tarikat artığının Cumhuriyet rejimini, Atatürk rejimini devirmesini de seyredecek değiliz… Özellikle de psikologlarla konuştum, arkadaşlarımla. Buna siyaset dilinde veyahut da psikolojik dilde firavunlaşma veya hesap verme korkusu diyorlar. Korku kadar insanın aklını başından alan, onu şaşkına çeviren bir başka duygu yoktur. Firavunlaşmaya gelince, Firavunlaşma insanları yani hemcinsini kendine kul köle yapıp onların üzerinde ilahlık, tanrılık iddia etmektir. Bizde ilahlık tanrılık yok hilafet var. Yani halifelik iddiası var…PYD'nin başındaki adamın kardeşini siz alıp Gaziantep'te üniversitede rektör yapıyorsunuz. Bugün İŞİD'in bütün militanlarının liderleri İstanbul'da. Çiğdem Hanım, Türk Milleti bunları bilmesi lazım. İhvan'ı en son Mısır'dan kovaladı Sisi, biz Mursi'yi tuttuk, Tayyip Bey Mursi'yi destekledi, yani İhvan'ı destekledi. Katar'a attılar bunları. Katar da tutamadı. Gönderdiler, hepsi şimdi İstanbul'da. Radyoları var, televizyonları var, silahları var, her şeyleri var….Amirallere hesap sorulacaksa 15 Temmuz'u göremeyen, yaveri tarafından yere yatırılıp boğazına basılan dönemin Genelkurmay Başkanı, dönemin Kuvvet Komutanları, şimdinin Milli Savunma Bakanı'na baksınlar, onlara sorsunlar. Acaba bilerek mi engellediler bunları yoksa bu kadar kör müydüler? Biz görüyorduk dışarıdan vatandaş olarak bu olayları. General istiyorsa Tayyip Bey, gitsin Şirin Ünal'a sorsun nasıl darbe yapıldığını. Aynı gün Milli İstihbarat Teşkilatı'ndaydı milletvekili yaptığı general. SADAT'ın başındaki Tanrıverdi'ye sorsun İslam anayasasını yapan alçağa, baş danışmanı kendisinin. Onlara sorsun….Şaban Dişli Mehmet Dişli'ye sorsun kardeşini büyük elçi yaptığı general….Çiğdem Hanım siz siyasetle uğraşmazsanız siyaset sizinle uğraşır. Gelir böyle RTÜK başınıza bela olur. Yayın yapamazsınız, doğruları konuşamazsınız….Öğrenciyi üniversitede bulur, çiftçiyi tarlada bulur siz siyasetle uğraşmazsanız. Siyaset sizle uğraşmayı çok sever. Hele bu ekip, bu ekip gibi parayı, yeşili, daha doğrusu Amerikan dolarını seven bir ekip olursa siyaset sizin yedi soyunuzla uğraşır…Elbette ki demokratik yöntemle. Yani biz kalkıp da demokrasi dışı bir sürünün içinde olabilir miyiz? Böyle bir şey olur mu?...Aman benim babam müebbet hapse mahkum olmuş, ben 12 Eylül 1980'de darbe görmüşüm, 71'de görmüşüm. Bunlar gibi dandik darbeye muhatap olmadım ki ben. Darbenin hasına muhatap oldum. Benim ailemden iki tane şehit var Hanımefendi…Böyle bir şey olur mu? Darbe neymiş gelsinler 12 Eylül'de ben onlara göstereyim. Nasıl insanın üstünde işkence yapılıyormuş görsünler bakalım. Hepsi toz oldu bu siyasi İslamcıların darbe olduğunda. Rahmetli Erbakan İsviçre'ye kaçtı diğerleri de toprağın altına indiler, yerin altına” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir.
Demokratik rejimlerde basın, ifade hürriyetinin geniş kitlelere ulaştırılması ve farklı görüşlerin dile getirilmesinde en etkili araç olarak demokrasinin de teminatıdır. Demokrasi çeşitlilik ve çoğulculuk esasında ilerlerse halk içindir. Çoğulculuğun ve çeşitliliğin bir arada var olabilmesinin yegâne yolu karşılıklı sınırların çizilmesiyle mümkündür. Buradan hareketle devletin kitle iletişim araçlarını denetlemesi toplumsal sözleşmenin gereğinin devletçe yerine getirilmesidir. Kitle iletişim araçlarının halkın yönelimini ve kültürel birlikteliğini belirleyebilen bir güç olarak demokrasilerde çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Dolayısıyla halkın doğru bilgilendirilmesi, kamuoyunda özgür kanaat oluşması, medyanın elinde bulundurduğu iletişim gücünü toplumun aleyhine kullanmaması için ilgili düzenlemeler mevzuatla gerçekleştirilir ve denetleme mekanizmalarınca denetlenir. Bu bağlamda medya kuruluşları için rehber niteliğinde olan yayın etiği, kuruluşları toplumsal hassasiyetleri göz önüne alarak yayın yapmaları hususunda uyarır. Aynı zamanda yasa, yayıncı kuruluşların ekranlarında yer verdikleri programlarda dikkatli bir dil ve üslup kullanmalarını şart koşar. Bu dikkatli dil ekranların tarafsızlığı ve itibarının teminatıdır.
Anayasamızın 26. maddesinde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Anayasa'nın 90. maddesinde ise, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun temellerinden, ilerlemesinin temel esaslarından biridir. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasî ve toplumsal konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; "15 Temmuz gibi ne olduğu belli olmayan darbeler", "Bunlar gibi dandik darbeye muhatap olmadım ki ben. Darbenin hasına muhatap oldum.", "Ne olduğu belli olmayan", "dandik darbe", "Firavunlaşma insanları yani hemcinsini kendine kul köle yapıp onların üzerinde ilahlık, tanrılık iddia etmektir. Bizde ilahlık tanrılık yok hilafet var. Yani halifelik iddiası var.", "SADAT'ın başındaki Tanrıverdi'ye sorsun İslam anayasasını yapan alçağa, baş danışmanı kendisinin", "PYD'nin başındaki adamın kardeşini siz alıp Gaziantep'te üniversitede rektör yapıyorsunuz. Bugün İŞİD'in bütün militanlarının liderleri İstanbul'da... İhvan'ı en son Mısır'dan kovaladı Sisi.. ..hepsi şimdi İstanbul'da. Radyoları var, televizyonları var, silahları var, her şeyleri var.", "RTÜK başınıza bela olur. Yayın yapamazsınız, doğruları konuşamazsınız." şeklinde sarf edilen ifadeler göz önüne alındığında, 15 Temmuz 2016 yılındaki hain darbe girişimi sebebiyle birçok vatandaşımız, polisimiz ve askerimizin şehit ve gazi olmasına rağmen yapılan bu açıklamaların ve kullanılan ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı; yayın sırasında kullanılan bu ifadelerin kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen gösterilmediği; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiği ve medya mensuplarının kişi ve/veya kuruluşları eleştirme haklarını kullanırken kişi, kurum veya kuruluşların haklarının gözetilmesi gerektiği kanaatiyle, mezkur yayında kullanılan ifadelerin, kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı, incitici veya iftira niteliği taşıdığı, ilgili kişi ve kurumların toplum nezdindeki itibarını zedeleyebilecek türde olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %2 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 87.552,84 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2021 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 28.238 (yirmisekizbinikiyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


