İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 27.07.2021 tarih ve 1030 sayılı yazısına konu TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 23.07.2021 tarihinde saat 21:00’da yayınladığı "5. Boyut" isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
TELE 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta, 23.07.2021 tarihinde saat 21:00’da canlı olarak yayınlanan sunuculuğunu Merdan Yanardağ’ın yaptığı "5. Boyut" adlı programda, konuk Ahmet Saltık tarafından “…2006’da yaşanan ve Güven Hastanesi’nde sonuçlanan olayı da siz açıkladınız, o da büyük bir olasılıkla bir epilepsi, sara nöbeti gibi duruyor. O tarihte Güven Hastanesi’nin kayıtları ne durumda bunlar araştırılabilir. Öte yandan o sırada yani 2006’da arabasının camı balyozla kırılarak Güven Hastanesi’ne kaldırıldığında ilk gören meslektaşımız, orada bir nörolog arkadaşımız...42 yaşında bu meslektaşımız gripten öldü bir süre sonra. Bu da kocaman bir soru işareti, neden bu meslektaşımız öldü, otopsi raporu var mı bunu da bilmiyoruz. Neden öldü dediniz Sayın Saltık, gripten mi? Evet grip, bildiğimiz grip, 42 yaşında bir kadın hekim grip nedeniyle öldü diye bildirildi. Erdoğan’ı o hastanede, 2006’da Güven Hastanesi’nde gören, ilk müdahaleyi yapan nöroloji uzmanı meslektaşımız. Bir ülkenin yönetiminde bütün kararları tek başına alan mutlak otorite, neredeyse postmodern sultan yetkileriyle donatılmış bir insanın demeç verirken yorgunluk gerekçesiyle uyuklaması dahi kabul edilemez çünkü başka kontrol-denet mekanizmaları yok. Örneğin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın Erdoğan’dan bir sağlık raporu getirmesini istemesini hayal edebilir miyiz Türkiye’nin bu ucube rejiminde? Ama parlamenter bir rejim olsa idi, güçler ayrılığı olsa idi, farklı partilerden meclis başkanı, başbakan gibi bu takdirde meclis başkanlığının bir çağrısını herhalde devlet başkanı reddedemez idi... İsviçre’den bir meslektaşımız… bir yayın yapmıştı birkaç yıl önce, orada da apaçık…. bir psikiyatri uzmanı olarak Erdoğan’ın hastalığının epilepsi olduğunu ve epilepsiyle bağlantılı olabilecek birçok hastalığa sahip olduğunu açıkladı… Bir de yakın geçmişte birkaç yıl önce bir meslektaşımız… bir uzman hekim arkadaşımız, Erdoğan'ın narsisistik kişilik bozukluğu olduğunu belirtmişti…. Peki, o zaman bu sözcüğü kaldıralım. Erdoğan narsisistik bir kişiliğe sahiptir. Aslında aynı şeyi söylemiş oluyoruz. Ve narsisistik kişilik Erdoğan'a özgü değildir. Çevremizde pek çok narsisistik kişilikli insan vardır. Ancak Erdoğan'da bu özelliğin çok yoğunlaştığını görüyoruz. Bir başka önemli konu; epilepsi hastası olmak suç değildir, ayıp da değildir, günah da değildir… İşte bir örnek de şu: Rize'de salgın döneminde, salgının en azgın döneminde insanlar olağanüstü kalabalıkken ağzı kulaklarına varacak derecede gülerek lebaleb elhamdülillah, hamdolsun salgına karşı buradayız, deyişi de zaman, mekân ve kapsam oryantasyonu bakımından ciddi bir sorun örneği oluşturuyor. Toparlarsak, ben bir sınama için TBMM Başkanı’nı göreve çağırıyorum. Erdoğan'dan sağlık raporu istesin millet adına. Millet Meclisi’nin başkanı olarak.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının halka karşı sorumlulukları bulunan siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün vererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması gerekmekte, soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmamalıdır. Yayıncıların tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması ve soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberleri, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlamaması toplumda özgürce kanaat oluşumunun sağlanması için önem arz etmektedir.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların sorumlu yayıncılık ilkesiyle ve azami ölçüde dikkatle hareket etmesi etik haberciliğin birincil gereklerindendir. Bir yayıncı kuruluş, doğruluk ve gerçeklikten ödün vermesi durumunda ilk amacı olması gereken “doğru bilgi aktarma” ilkesine aykırı bir tutum ortaya koyduğunu ve beraberinde kaçınılmaz olarak etik sorunların doğacağını dikkate almalıdır. Gazeteciler seçtikleri haberleri topluma ileterek, bireylerin hem yakın çevrelerinde, hem de ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanılan olaylar hakkında toplumun bilgi edinmesini sağlar. Toplumun bağımsız temsilcileri olarak isimlendirilen gazeteciler, toplum içindeki grupların kanaatlerini birbirlerine ileterek toplumsal iletişimin gerçekleşmesine yardımcı olurlar. Gerçeklerin değiştirilerek aktarılması, kişinin yanlış bilgilendirilmesine ve toplum içinde yanlış anlaşılmalara neden olabilir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, konuk Ahmet Saltık tarafından; “O da büyük bir olasılıkla bir epilepsi, sara nöbeti gibi duruyor, peki, o zaman bu sözcüğü kaldıralım. Erdoğan narsisistik bir kişiliğe sahiptir. Aslında aynı şeyi söylemiş oluyoruz. Ve narsisistik kişilik Erdoğan'a özgü değildir. Çevremizde pek çok narsisistik kişilikli insan vardır. Ancak Erdoğan'da bu özelliğin çok yoğunlaştığını görüyoruz. Bir başka önemli konu; epilepsi hastası olmak suç değildir, ayıp da değildir, günah da değildir… Bir ülkenin yönetiminde bütün kararları tek başına alan mutlak otorite, neredeyse postmodern sultan yetkileriyle donatılmış bir insanın demeç verirken yorgunluk gerekçesiyle uyuklaması dahi kabul edilemez çünkü başka kontrol-denet mekanizmaları yok.” şeklinde sarf edilen ifadelerde moderatörün herhangi bir müdahalede bulunmayıp hakaret içerikli bu ifadeleri düzeltme ihtiyacı hissetmemesi kullanılan ifadelerin zımnen de olsa kabulü niteliğinde olduğu, bu durumun sorumlu yayıncılık anlayışına ters düştüğü, söz konusu ifadelerle izleyici kitlenin doğruluktan uzak ve yanıltıcı bir bilgiyle karşı karşıya bırakıldığı, sorumlu ve güvenilir yayıncılık anlayışının yanı sıra tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkeleriyle ve tıp meslek etiği ile de bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Haziran 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 715.234,00 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2021 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 28.238 (yirmisekizbinikiyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


