İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 29.03.2021 tarih ve 552 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "HALK TV" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 01.03.2021 tarihinde saat 20:00’de yayınlanan “İki Yorum” isimli programda yer alan;
"...Eğer bugün Türkiye'nin mevcut durumundan şikayet ediyorsak bu şikayet ettiğimiz durum kişilerle alakalı bir durum değil. Yani Tayyip Erdoğan'dan şikayet etmiyoruz, bu siyaset anlayışından şikayet ediyoruz. Nedir o? İnancı istismar eden, laikliği tahrip eden, akla ve bilime dayalı eğitimi ortadan kaldıran, inancı ahlakın önüne koyup o çürümeyi hızlaştıran, yoksulluğu dert etmeyen, o dindarlık anlayışını topluma dayatan, demokrasiyi ortadan kaldıran o dediğimiz siyaset anlayışıyla şu anda biz mücadele veriyoruz. Sevgili Murat şimdi bu siyaset anlayışının Türkiye'deki fikir babası Necmettin Erbakan. Necmettin Erbakan demek, inancı ideolojik hale getiren insan demek; Necmettin Erbakan demek, dinin siyasette sonuna kadar kullanılması demek; Necmettin Erbakan demek, toplumdaki bu bugün Ak Parti üzerinden şey yaptığımız yolsuzluk, hırsızlık gibi gayrimeşru yolları ne yazık ki dava için diyerek meşrulaştıran o isim demek. Bunları kötülük anlamında söylemiyorum. Necmettin Erbakan demek, bugün şikayet ettiğimiz iktidarın fikir babası demek, yetiştiricisi demek. Şimdi ben Erbakan'ın şahsı ile ilgili bir şey söylemiyorum, sonuna kadar hürmet duyuyorum, Allah rahmet etsin diyorum aynı zamanda ama şimdi o toplantıya katılıp da Erbakan'a övücü konuşmalar yapmak demek, şöyle bir vahim bir durumu var onun: mevcut ülkedeki durumun sorumlusunu bir siyaset anlayışı değil sanki kişilermiş gibi algı oluşmasına neden oluyor. O toplantıda Erdoğan'a kızıp Erbakan'a övgü dizmek olacak şey değil.", "...Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin bi dönem başörtüsüyle ne kadar uğraştığını hepimiz biliyoruz. Erbakan'ın bi dönem nasıl demokrasi, laiklik karşıtı neler söylediğini hepimiz biliyoruz. Ya da milliyetçi duruşta olanların Türkiye'de özellikle gençlerin üzerinden nasıl kamplaşma yaratıp nasıl insanları birbirleriyle karşı karşıya getirdikleri, onları da biliyoruz...", "...Şimdi Sevgili Murat, biz ben niye bu liderlere özellikle görmek istedim altısını (ekrana Turgut Özal, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel ve Alpaslan Türkeş'in fotoğrafları getiriliyor.) onlarla bir alıp veremediğimiz yok. Tekrardan hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. Ama Türkiye, artık bunları aşması lazım. Türkiye Erbakan'ı, Türkeş'i, Ecevit'i, Demirel'i aşması lazım. Çünkü ben ben Özal Özal denildiğinde, ben toplumu çürüten bir siyasi lider. Türkiye'nin bu hale gelmesinde bunların katkısı var. Biz bugün çektiğimiz bu hastalıkları, bugün yaşadığımız bu yıkımları bunlara borçluyuz. Ya bunlara yeri geldiğinde bir rahmet dileyip unutabiliriz ama bunlar bizim hayatımızı mahvetti, benim memurum işini bilir diyen adamdır bu ülkede Cumhurbaşkanlığı yaptı çürüttü bu toplumu. Ecevit o ve Mecliste "Bildirin bu kadına haddini!" dememiş olsaydı, dönüp askere ya hadi saçmalama sen işine bak biz burada bunu hallederiz demiş olsaydı, demokrasiyi kurtarsaydı biz belki bugün bugün bu yıkımı yaşamıyor olurduk. Demirel, "Bu ülkede verdimse ben verdim." demiş bir Cumhurbaşkanı'dır. Sokak sokak çıkmış halka "O kaç veriyorsa ben bir fazlasını veriyorum" diyerek siyaseti popülizmin en dibini, en gayriahlakisini yapmış bir adamdır. Türkeş; milliyetçilik hastalığını, ırkçılık hastalığını bu ülkenin milyonlarca evladının zihnine bolca dökmüş, sırf o milliyetçilik biz ülkeyi herkesten daha fazla seviyoruz tuhaflığıyla milyonlarca gencin hayatını karartmıştır. Şu anda biliyorum ki onlar da benim gibi büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Bu ülkeyi daha çok seviyoruz dedikleri için, sırf o duygunun o ülkeye nasıl bir zehir akıttığını hepsi biliyor. Erbakan, bu ülkede kimi güç odaklarının gericilerle dincilerle mücadele ediyoruz diyerek dindarlara, hayatı zehir edenlere karşı sözüm ona 'o dindarların hakkını koruyoruz' bahanesiyle yaptığı din istismarı siyasetiyle milyonların zihnini mahvetti. Laiklik karşıtı yaptı, milyonlarca insanın demokrasiyle barışmasının önüne geçti. Milyonlarca insanın toplumda din üzerinden biz ve onlar ayrımını yerleştirdi. Ümmet kavramını getirdi millet vatandaş kavramının önüne koydu. Bunlar ülkeyi mahvetti. Bugünün siyasetçileri bunları aşmayacaklarsa, bunların üstünde bir şey söylemeyeceklerse, bunların ektiği bu hastalığı toplumun kalbinden, zihninden söküp atacak bir söz bir cümle kullanmayacaklarsa biz burdan çıkamayız benim dediğim o. ..." şeklindeki ifadeler nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci paragrafı (ç) bendinde yer alan "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle idari yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu haber ve yorum eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında HALK TV logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı programa yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım.


