İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının, 08.02.2021 tarih ve 217 sayılı yazısına konu FOX logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 26.01.2021 tarihinde saat 19:00’da yayınlanan "FOX Ana Haber" adlı haber bülteni yayınına ilişkin 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının, “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz…” şeklindeki (ı) bendinin ihlal edildiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanması yönünde alınan “oy çokluğu” kararına ilişkin:
1) Uzman raporunda da görüleceği üzere, ilgili yayın kuruluşunun haberin ana teması; çiftçilerin içinde bulundukları zor şartlardır. Yaptırıma konu olan ifade haberin küçük bir ögesidir. Bir diğer deyişle haber, ödenmediği iddia edilen 2020 süt desteği ile ilgili değildir. Aksine haber, çiftçilerin süt üretiminin yüksek maliyetinden ve bu maliyeti karşılamayan süt satış fiyatından duydukları rahatsızlığa ilişkindir.
2) Ödenmediği iddia edilen süt desteğine ilişkin olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kamuoyuna bir açıklama yapılmıştır. Bakanlık açıklamasının, gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları bir yana, Üst Kurul kararının alındığı tarih itibarıyla Bakanlığın, yayıncı kuruluşa bir tekzip başvurusunda bulunup bulunmadığıyla ilgili kamuoyuyla paylaşılan bir bilgi de bulunmamaktadır.
3) Oysa 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (o) fıkrası, medya hizmet sağlayıcıların, “Kişi ve kuruluşların cevap ve düzeltme hakkına saygılı olmak zorundadır” şeklinde düzenlenmiştir. Dahası, 6112 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi de “Düzeltme ve cevap hakkı” başlığıyla olguyu ayrıca değerlendirmiştir. Dolayısıyla 6112 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri, medya hizmet sağlayıcılar ile muhatapları arasındaki ilişkiyi, olası bir yaptırımdan önce, “düzeltme ve cevap hakkını” önceleyen bir anlayışla ele almaktadır.
4) Üstelik cevap ve düzeltme hakkı dayanağını doğrudan Anayasamızdan almaktadır. Anayasamızın 32’inci maddesi, “Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir” şeklindedir. Görüleceği üzere, cevap ve düzeltmeye karar verecek yargılama makamının kararını kaç gün içinde vereceği hükmünün dahi Anayasa’yla düzenlenmesi, bu hakkın yasa koyucu tarafından ne derece önemsendiğinin göstergesidir.
5) Bu çerçevede, 6112 sayılı Kanun’da, “Düzeltme ve Cevap Hakkı” özel olarak düzenlenmişken, bir yayını doğrudan bir yaptırımın konusu yapmak, yaptırımların kanuniliği ve eşitliği ilkesine aykırıdır. Yukarıda da vurguladığım üzere, haberin ana konusu, süt destek ödemelerinin “yapıldığı/ yapılmadığı” değildir. Habere konuk edilen iki çiftçi süt üretimi sürecinde yaşadıkları sorunları anlatmıştır.
6) Haberin bitiminde de çiftçilerden biri; 2021 yılı Ocak ayı olmasına rağmen 2020 yılı yardımlarını alamadığını ifade etmiştir. Muhabir de “Hem o borçlardan kurtulmak hem yem masrafını rahat karşılayabilmek için şimdi sütlerini 2021 için açıklandığı gibi 2 lira 80 kuruştan satmayı ve hâlâ alamadıkları 2020 desteklerini bekliyorlar.” sözleriyle haberini sonlandırmıştır. Haber bu haliyle, gerçeğe aykırı olmadığı gibi haberin aktarılış tarzı da 6112 sayılı Kanun’a aykırı değildir. Zira haberin yapıldığı tarihte süt üreticilerine yapılan destek ödemelerinde sorunlar bulunmaktadır. Ki bu konuyla ilgili açık kaynaklardan yararlanılabilir.
7) Öte yandan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 18.11.2014).
8) Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
9) Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28’inci vb. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasası'nın 3’üncü maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir. ...Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslupla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler 'polemik' niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
10) Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasını sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
11) Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
12) Sonuç olarak, çiftçilerin sorunlarının kamuoyuna duyurulması amacıyla hazırlanan bu haberde yaşlı bir çiftçinin, haberin ana konusundan ayrı olarak değerlendirilebilecek, gerçeği yansıtmadığı iddia ediliyorsa da sehven sarf ettiği açık olan bir ifade nedeniyle, yayıncı kuruluş için yaptırım kararı alınmıştır.
13) Oysa yaptırıma konu olan ifade gerçeği yansıtmıyor ise Bakanlığın öncelikli olarak, Anayasamızca süresi de belirtildiği şekilde düzeltme ve cevap hakkını kullanması için gerekli adımları atması gerekirdi.
Bakanlığın kullanma yoluna gitmediği anayasal bir hak önümüzde dururken, Üst Kurul’un yayını bir yaptırım konusu yapmasını doğru bulmadığım için, karara karşı oy kullandım.


