İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 06.08.2021 tarih ve 989 sayılı yazısına konu HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 30.06.2021 tarihinde saat 20:32’de yayınladığı "Açık ve Net" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta, 30.06.2021 tarihinde saat 20:32’de canlı olarak yayınlanan, moderatörlüğünü Kübra PAR’IN yaptığı, Turan Aydoğan, Mücahit Birinci ve Uğur Poyraz’ın konuk olarak katıldığı, "Açık ve Net" adlı programda geçen diyaloglarda; "Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan dedi ki, "daha önceki büyük projelerin hiçbirini istememişlerdi. ne kadar baraj, bölünmüş yol, havalimanı, şehir hastanesi varsa CHP hepsinin önünü kesmeye çalışmıştır" dedi. Siz de şimdi hayata geçirtmeyiz diyorsunuz, vatandaş bunu CHP icraat yapmıyor, her şeye karşı çıkıyor gibi algılar mı? Ne dersiniz?-Şimdi burada mesele şudur Kübra Hanım, Sayın Cumhurbaşkanının bunu algılayabileceğini zannetmiyorum. Ömrü insan haklarına saldırıyla geçmiş bir Cumhurbaşkanının İstanbul'un göbeğinde bir insan haklarına saldırıyı, bir doğa hakkını saldırıyı, bir yaşam hakkına saldırıyı, bir çevre hakkına saldırıyı önemseyebileceğini zannetmiyorum... Eğer insan haklarına saygılı olunsaydı bir insan hakkı olan İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla çekilinmeye kalkınmazdı... Beyefendi seçilmek insan haklarına saygılı olmak anlamına gelmez. İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla çekilen irade insan haklarına saygılı değildir. İstanbul'daki bu Kanal İstanbul projesi de insan haklarına saldırıdır.- Ben somut söylüyorum Sayın Cumhurbaşkanı insan haklarına saygılı değildir. Kanal İstanbul projesi konusunda. Çevre hakkına saygı yoktur, yaşam hakkına saygı yoktur, İstanbul'un kent kültürüne saygı yoktur bu kadar.- Ömrü insan haklarına saldırmakla geçmiştir Cumhurbaşkanı sözü bir dava konusuna sebep olabilir. Sözünüzü açmanızı rica edeceğim. Bakın RTÜK de bu konularda bazen çok hassas davranıyor. Sözlerinize açıklık getirmenizi rica edeceğim.- Yirmi yıldır Sayın Cumhurbaşkanı bu ülkeyi yönetiyor. Son dört yıldır da tek başına yönetiyor. Biliyor musunuz dünyadaki bütün Avrupa'daki kuruluşlar partnerlerimiz insan haklarını ihlal ettiğimizi söylüyorlar bize. Aynı şekilde ABD başkanı Biden ile oturduğu zaman önüne koyulan dört konudan bir tanesi insan hakları ihlalleri ve demokratik hayatın yokluğu. Bunlar bizim söylediğimiz değil. Dünyadaki ölçütlerdir ve Sayın Cumhurbaşkanına bunları tamamlamanız lazım diyorlar oturduğu bütün oturumlarda, belgeleriyle ve bilgileriyle beraber. Bu ülkede eğer açlık varsa yoksulluk varsa intiharlar varsa sefalet varsa bunların hepsi insan haklarına saldırıdır aynı zamanda. Eğer İstanbul'da siz doğayı yok ediyorsanız, sosyolojik olarak bir yaşam alanını yok ediyorsanız, kıyılarımızı yok ediyorsanız, canlılarımızı yok ediyorsanız, su fakirliği yaşanacak bir dünyada suyumuzu yok ediyorsanız bunların tamamı bu anayasada insan hakkı diye tanımlanmıştır ve bunlar insan haklarına saldırıdır. Bundan daha net ne anlatabiliriz. Ben bu karneyi anlatmaya kalkarsam saatler sürer. - Sayın Cumhurbaşkanımıza edilen lafı görmüyor musunuz programda?- Duyuyorum, uyarıyorum..." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Programlara katılan konukların siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi; onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi tabii bir durumdur. Bu hakları kullanırken kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İfade Özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır. Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir.
Yayıncılar canlı yayın gerçekleştirirken yayın sırasında kullanılan ifadelerin dürüst, kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen göstermeli; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerekliliği unutulmamalıdır. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; "Sayın Cumhurbaşkanının bunu algılayabileceğini zannetmiyorum. Ömrü insan haklarına saldırıyla geçmiş bir Cumhurbaşkanının İstanbul'un göbeğinde bir insan haklarına saldırıyı, bir doğa hakkına saldırıyı, bir yaşam hakkına saldırıyı, bir çevre hakkına saldırıyı önemseyebileceğini zannetmiyorum... Eğer insan haklarına saygılı olunsaydı bir insan hakkı olan İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla çekilinmeye kalkınmazdı... Beyefendi seçilmek insan haklarına saygılı olmak anlamına gelmez. İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla çekilen irade insan haklarına saygılı değildir. İstanbul'daki bu Kanal İstanbul projesi de insan haklarına saldırıdır." şeklinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik kullanılan ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ve aşağılayıcı ifadeler olduğu, moderatör tarafından program konuğunca sarf edilen sözlerinin açılması istenmiş ise de, program konuğu sarf ettiği sözler için özür dilememiş olup, bağlamını sosyolojik ve ekolojik minvale dayandırarak toplumun bütün kesimlerinin temsil makamını insan ve çevre karşıtı ile eş duruma indirgemiştir. Halk iradesinin somutlaşmış hali olan Cumhurbaşkanına yönelik sarf edilen sözlerin, genel iradenin Cumhurbaşkanlığı makamına olan güven ve itibarını zedeleyebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mayıs 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 8.493.269,51 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 169.865,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


