İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.08.2021 tarih ve 1095 sayılı yazısına konu HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 04, 05.08.2021 tarihinde saat 11:00’da yayınladığı "Medya Mahallesi" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; HALK TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 04, 05.08.2021 tarihinde saat 11:00’da yayınlanan, sunuculuğunu Ayşenur Arslan’ın yaptığı, konuk olarak 04.08.2021 tarihli yayına Celal Ülgen’in 05.08.2021 tarihli yayına ise Orhan Bursalı’nın katıldığı "Medya Mahallesi" adlı programda, konuklar ile program sunucusu arasında geçen diyaloglarda; “RTÜK Başkanı kızınca efendim kanallar peş peşe yayından çıktılar…Şimdi bakın bu görüntüler televizyonların ay kelimeyi aklıma geleni söylemeyeyim televizyonların denetçisi diyeyim kibarca RTÜK beylerin canını sıkıyor. Diyorlar ki yangın yangın yangın ne yangın görüntüsü verip duru yosunuz kardeşim diyorlar, söndürülen yerleri verin diyorlar…Yangın görüntülerini ekranlara taşımaya devam ederseniz cezalandırılacaksınız minvalinde kelimeler böyle olmayabilir… Kameraların alevlerden başka bir yere çevrilmesi isteniyor bu söz konusu olamaz ama özeti yangın görüntülerini ekrana taşımaya devam ederseniz cezalandırılacaksınız bunun özü bu diyor… RTÜK sürrealist bir yayın istiyor bizden gerçeküstü istiyor realist yayın istemiyor… RTÜK medya kuruluşlarına ya söndürme görüntülerini verin, öyle hep yangın yangın olur mu diye ceza alırsınız sonra diye… En ağır cezayı alırsınız dedi üstelik… Medyaya netice itibarıyla iletişim alanlarına güveniyorlar. Bizim gibi muhalif, münafık böyle kafasına vurulası medya için de RTÜK aba altından sopa gösterdi… Bunları sen anlatabilirsin ama sana diyor ki bunları da anlatma dezenformasyonu da sus, gösterme…Gerçekleri de gösterme. Yangını da gösterme, bu konuda yorum da yapma, ne yap? Sadece devletin bu konuyu nasıl başarıyla bir şekilde söndürmekte olduğunu, çalıştığını vesaire falan yap diyor orada. Bunu yapacaksınız siz niye görevinizi yapmıyorsunuz anlamadım. Milli ve yerli değil misiniz? Burada yangınları gösteriyorsunuz Ayşenur!” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokratik idare biçimi siyasal anlamda bireylerin haklarını yasayla koruma altına alan değerler bütününü ifade ederken, sosyolojik anlamda ise bu değerler bütününün uygulamaya yönelik içeriğinin düzenlenmesini ifade etmektedir. Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin ifade bulduğu mecra yani kitle iletişim araçları marifetiyle başka bireylerin korunma ve saygı duyulma hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici ya da yargılayıcı bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkarabilecektir. Bu noktada program sunucu ve yapımcılarından bu sorumluluk çerçevesinde yayın yapmaları beklenmektedir.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Ayrıca kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Yayıncılığın kamusal bir sorumluluk olduğu gerçeğinden yola çıkarak gazetecilik olanakları içerisinde üretilen haberlerin tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması beklenmektedir.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karsın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Olağanüstü durumlarda önlem alma ve mücadele sürecinde bilim adamları, hükûmet yetkilileri, olay bölgesi ve dışındaki kişiler arasında bilgi paylaşımı medya sayesinde gerçekleşir. Medya olağanüstü durumlar konusunda hem halk arasında kanaat biçimlendirmekte hem de karar vericilerin kanaatlerini yönlendirmektedir. Savaş, terör, saldırı, doğal afet ve kaza gibi olağanüstü durumlarda yapılan yayıncılık "kriz dönemi yayıncılığı" olarak ifade edilmektedir. Medya aracılığıyla olağanüstü durumların neler olduğu, risk ve tehditler, alınması gereken önlemler, müdahale süreci, kim nerede ne zaman ne yapıyor, ne yapmalı, nasıl olmalı gibi pek çok soru ve yanıt hakkında edinilen bilgiler kamuoyuna aktarılmaktadır. Medya kişilerde bir anlam dünyası oluşturmakta oldukça etkili ve başarılıdır.
Olağanüstü durumlarda kişiler yoğun şekilde endişe, korku ve panik yaşayabilmektedirler. Bu durum bir an önce olan bitenden haberdar olma isteğini ortaya çıkarmaktadır. Kriz dönemlerinde haberler içerik ve görüntü olarak daha ilgi çekici hâle gelmektedir. Kriz dönem haberciliği bu nedenle olağan dışı bir habercilik profesyonelliğini gerekli kılmaktadır. Bu dönemlerde haberciliğin toplumsal ruh sağlığını bozmayacak, halkta korku ve paniğe yol açmayacak şekilde yapılması ve sağlıklı bilgilerin zamanında ulaştırılması önem kazanmaktadır. Her olağanüstü olay kendine has bir karakteristik yapıya sahiptir. Buna göre içerisinde bulunulan olağanüstü durum, kişisel ve toplumsal bazda sebep olacağı sonuçlar göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve hassas davranılmalıdır.
Kriz döneminde yapılan habercilikte medya, toplumsal sorumluluk anlamında kritik bir görev üstlenmektedir. Bilgiye duyulan toplumsal ihtiyaç ile ticari çıkarlar güdüsü ile yapılacak yayınlar ayrı ayrı bu çerçevenin parçalarıdır. Savaş, doğal afet, terör saldırılarının ekrana getirildiği yayınlar bir kriz yönetimini gerektirmektedir. Bu dönemde aktarılacak herhangi bir bilginin binlerce hatta milyonlarca kişiye ulaşacağı düşünülerek toplumu bir tedirginlik, korku, panik gibi duyguların içerisine iletebileceği ihtimali göz önünde tutulmalıdır. Bu gibi olağanüstü durumlarda yapılan yayınlarda çok daha hassas ve sağduyulu bir bakış açısına sahip olunması gerekmektedir.
Görevi toplum çıkarlarını ilgilendiren konularda halkı bilgilendirip kamuoyu oluşturmak olan medya mensupları haberi verirken eleştiri de yapmak durumundadır. Ancak bu yorumlar kişi veya kuruluşların şeref ve haysiyetine, özel hayatına, gizlilik alanına, mesleki itibarına zarar verebilir. Bu durumda, kişilik hakları basın özgürlüğü ile karşı karşıya kalmaktadır. Medyada açıklanan olayın gerçek olması, uygun bir amaca, uygun araçla hizmet etmesi, haberin her yönüyle aktarılması gibi durumlarda basın mensupları sorumlu tutulmamaktadır. Kitle iletişim araçlarının fiziksel ve kâr amaçlı durdurulamayan yükselişi ve etkileri karşısında güçsüz kalan kişinin korunması gereği daha çok benimsenmektedir.
Krizi en az zararla atlatmak, halkta meydana gelebilecek olumsuz etkileri en aza indirmek için kriz dönemlerinde gerçekleştirilen yayınlar oldukça önem kazanmaktadır. Bu dönemde özellikle resmi kurumların yayınlarla ilgili itidalli söylemlerde bulunması yaşanan olayları hiç yayınlamamak, herkesten saklamak gibi anlamlara gelmemelidir. Halkta oluşabilecek zararlı etkileri en aza indirmek için kullanılan ifade ve görüntülerin çok daha dikkatle seçilmesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Medya kuruluşları bu gibi durumlarda var olanı aktardıklarını, bu tarz görüntülerin sadece olayın kendisini yansıtmaktan ibaret olduğunu ve bu görüntüleri kullanmamanın haber alma özgürlüğüne bir darbe olacağını savunabilir. Ancak doğru zamanlama, güvenilir bilgi ve paniğe sevk etmeyen bir dilin kullanımı halkta oluşabilecek panik havasını azaltmada etkili olabilmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda sarf edilen "Şimdi bakın bu görüntüler televizyonların ay kelimeyi aklıma geleni söylemeyeyim televizyonların denetçisi diyeyim kibarca RTÜK beylerin canını sıkıyor. ; RTÜK sürrealist bir yayın istiyor bizden gerçeküstü istiyor realist yayın istemiyor ; Gerçekleri de gösterme. Yangını da gösterme, bu konuda yorum da yapma, ne yap? Sadece devletin bu konuyu nasıl başarıyla bir şekilde söndürmekte olduğunu, çalıştığını vesaire falan yap diyor orada", “Yangın görüntülerini ekranlara taşımaya devam ederseniz cezalandırılacaksınız minvalinde kelimeler böyle olmayabilir.” şeklindeki ifadelerle, RTÜK'ün orman yangınlarıyla ilgili haberleri yasakladığına dair yanlış bir algı yaratıldığı, oysa ki yapılan basın açıklamasının bir sansür metni değil, yayıncıları kriz dönemlerinde yapılan kritik yayınlarda sorumlu davranmaya davet eden bir anlam taşıdığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına bağlı bir kuruluştur. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, düşünce ve kanaat özgürlüğüyle ifade özgürlüğünün sağlanması amacıyla radyo ve televizyonların düzenlenmesi ve denetlenmesinde görevli bir kurumdur. Bu bakımdan yayıncılık alanında önemli bir görev üstlenen Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bir baskı ve sansür aracı olarak ifade edilmesinin kamusal sorumluluk anlayışıyla bağdaşmadığı gibi eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, toplum nezdindeki itibarını zedeleyebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Temmuz 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 1.807.095,86 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 36.142,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


