İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 02.02.2022 tarih ve 141 sayılı yazısına konu STAR TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 19, 20, 21.01.2022 tarihinde saat 13:46, 14:26, 14:30’da yayınlanan "Serap Paköz ile Gerçeğin Peşinde" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; STAR TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 19, 20, 21.01.2022 tarihinde saat 13:46, 14:26, 14:30’da canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Serap PAKÖZ’ün yaptığı, "Serap Paköz ile Gerçeğin Peşinde" adlı programda; program sunucusu ile program konukları arasında geçen diyaloglarda; "İlk konuğumla, hatta hemen, Barış Ç.'a (soyisim açıkça söyleniyor) merhaba demek istiyorum. Barış hoşgeldin. Barış daha 24 yaşında burada ne işi var diyeceksiniz ama çocuğuyla birlikte ortadan kaybolan eşi için burada, efendim…Adana'da yaşıyordu çift. Barış'ın buraya gelme sebebini de Barış'ın ağzından dinleyeceğiz efendim. Gerçeğin Peşinde başlıyor…Karısını ve çocuğunu başka bir adamın alıkoyduğunu iddia ediyor. Barış Ç., (soyisim açıkça söyleniyor) 15 gündür her yerde eşi Gamze ile oğlu Poyraz'ı arıyor. Kaybolduktan sonra arayıp ne söyledi? O adam kim? Barış, oğluna ve eşine kavuşabilecek mi? Birazdan...Bu Gamze kaçmaya çok meraklı, yatkın bir kız. Sürekli ailesinden sana kaçıyor, senden tekrar ailesine kaçıyor, sana kaçıyor tekrar başkasına kaçıyor, yani böyle bir durumu var Gamze'nin. Farkında mısın?..., ... Hapse girdim, 39 gün yattım…Tekstilde çalışıyordu. Sen 39 gün cezaevine girdin çıktın, sonra geldin başkasına mı kaçmış? Olayları anlat…Psikiyatrist miymiş? Psikolog muymuş? Neymiş? Anlamadım yani…Ama kadın sığınma evine gitmemiş biliyorsunuz. Başka bir adamın yanında buldun bir ay sonra…Peki 4 Ocak günü ne oldu? Yine Poyraz, oğulları Poyraz da bu arada 4 yaşında. Poyraz da annesinin yanında... (Çocuğun fotoğrafı ekranda gösteriliyor)…Sen yanına gidip bir ay kaldığı adamdan şüphelendin. Peki 15 gün olmuş çocuğu alıp gideli. O günden sonra bir daha hiç telefon açılmadı mı? Nerdeymiş, gerçekten o adamın yanında mı?...Gerçekten o adamın yanında... Sonra akşam aradım baktım eşimin sesi geliyor...Karım diyor bir de, terbiyesize bak. Başkasının nikâhlı karısını alıyor eve, ondan sonra ondan karım diye bahsediyor…Kendisi evli, 3 tane çocuğu var...Bir şey daha, son bir cümle bu konuyla alakalı. Sana kim şunu söyledi? Sende de kalsın onda da kalsın?...Bu ne genişlik yahu. Bu nasıl bir anlayış. Siz bunları nerede edindiniz böyle düşünceleri böyle fikirleri. Anladığım kadarıyla orta tabakadan geliyorsunuz. Bir tarafınız Anadolu'dan geliyor. Böyle yaşam tarzlarını nereden edindiniz?... Yani bir ay benim oğlumun yanında kalsın, bir ay senin yanında kalsın diyecek kafayı... Ben hiç hayatımda böyle biriyle tanışmadım, etrafımda böyle bir şey duymadım. Siz nerede yetiştiniz, nereden bu kafalara geldiniz? Pes diyorum yani. Hakkaten kamera olmasa başka bir şey söyleyecektim ama söyleyemiyorum... Ve Gamze sen buraya geliyorsun. Senin o yanındaki her kimse, adam demek istemiyorum ona da. O da geliyor buraya. Geliyorsunuz, o çocuğu da getiriyorsunuz. Motorsikletten düşürdüğünüz neredeyse ölümüne sebebiyet verdiğiniz çocuğu…Bu evlilikten de bir tane oğulları var. Poyraz, 4 yaşında fotoğrafını görüyorsunuz. (Fotoğraf ekrana yansıtılıyor)…Muhabirimiz Esra'nın yanında Adana'da...” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Anayasa'nın 20 nci maddesi "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." hükmünü amirdir. Öte yandan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 12 nci maddesine göre; "Hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfi olarak karışılamaz, onuruna ve adına saldırılamaz." Özel hayatın gizliliği kişinin manevi kişisel değeri olarak kişilik haklarındandır. Türk Medeni Kanunu m. 23'te "kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz." ve m. 24'te "kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel ya da kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden birisiyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır." hükümlerine amirdir. Ayrıca, her ne kadar kişinin rızası hukuka uygunluk sebebi olsa bile, kişinin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği haklar noktasında, kişinin rızası hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 tarihli E. 2003/4-161, K. 2003/201 sayılı kararında da; kendisine karşı bile mutlak korunması gereken kişinin onuru, kişiliği ve sır alanına giren gizli yaşamının kişinin rızası ile hukuka aykırılığı ortadan kaldırmadığı ve tecavüze haklılık kazandırmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, özel yaşamın alanına giren bazı olaylarda kişi rıza gösterebilse de, bu rızanın ahlâka aykırı olmaması gerekir. Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi kapsamında hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı incelendiğinde ise, daha üstün nitelikte özel ya da kamusal yararın söz konusu olması gerekmektedir. Daha üstün nitelikte özel yarara örnek olarak hayati tehlikesi bulunan hastanın rızası hilafına ameliyata alınması gösterilebilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 30.05.1974 tarihli E. 2113, K. 2898 sayılı kararında, bir haberin, eleştirinin, bilgi ve yorumun yayınlanmasında kamu yararı olması için yayının kamu yararı sağlayacak nitelikte bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Olayda, her hangi bir kamu yararının sağlanması da söz konusu değildir.
Mahremiyet, bireye özgü olması nedeniyle bireyin özel yaşam alanı, kişisel gizliliği olarak da ifade edilmektedir. Kavram, yalnız kalma ya da bırakılma hakkını ve kişisel yaşam ile bilgilere dair ayrıntıların kimlerle paylaşabileceğini de içerir. Özel hayat; kişinin güven duyduğu kimselerle paylaştığı, öteki tüm kişilerin bilgisinden uzak tuttuğu ve başkaları tarafından öğrenilmesini istemediği “giz alanı” ve kişinin giz alanına dahil olmayan fakat ailesi, yakınları ve arkadaşları gibi kendisine yakın kişilerle paylaştığı ve bunun dışındaki kişilere gizli kalmasını istediği “özel alanı” da içeren daha geniş bir kavramdır. Aslında kişinin kimliği, onur ve şöhreti, kişisel verileri, psikolojik ve fiziksel bütünlüğü, ayrıca cinsel hayatı bir bütün olarak özel hayatı yani mahremiyetini oluşturan ögelerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre; isim, cinsel kimlik, etnik kimlik, yaşam biçimi ve görüntü kişinin kimliğini belirler ve özel hayatın parçaları içerisinde yer alır.
Bilindiği üzere gündelik hayatta yaşanan bütün konular kitle iletişim araçları ile geniş kitlelere ulaştırılarak görünür, bilinir ve tartışılır hâle getirilmektedir. Genel olarak kamuoyunu ilgilendiren bu süreçte ise bilgi aktarımı yapılırken bireylerin bilgilendirilmesi ve de belirli düzeyde yaygın bilinç oluşturulması yayın kuruluşları tarafından hedeflenmektedir. Mikro ölçekte aileyi, makro ölçekte ise toplumu ilgilendiren problemler ele alınırken programda kendini ifade etme imkânı verilen kişiler çeşitli mahrem konuları stüdyo ortamından tüm ülkenin gündemine taşınabilecek şekilde iddia, içerik ve ayrıntılı tasvirler ile gözler önüne sermektedir. Herhangi bir çözüme ya da sonuca kavuşturmadan bir tür kurgusallık içinde katılımcıların hayatları birer seyirlik nesneye dönüştürülmektedir.
Öte yandan, Anayasa’nın 141 inci maddesine göre; “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.” Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre çocuğun yararı gereği, çocuğun taraf olduğu yargılamanın gizli olması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde de, çocukların korunması, alenîyet ilkesinin istisnaları arasında sayılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 28 inci maddesi ikinci fıkrasına göre; “Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir.” denilerek mahkemede resen gizlilik kararı alınabilecek bir konuda, milyonlarca kişinin önünde bir çocuğun isminin ve görüntülerinin verilerek yayın yapılması çocuğun korunması ilkesine de açıkça aykırıdır.
Her ne kadar ciddi bir izlenme payına sahip olsa da yapılan araştırmalar izleyicilerin önemli bir bölümünün bu türden programların sakıncalı olduğunu düşündüğü gerçeğini ortaya koymaktadır. Söz konusu programa yönelik izleyicilerden gelen yoğun şikâyetlerin yanında programın izlenme oranlarının da yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Özellikle Türkiye’nin büyük yayın kuruluşlarının yoğun rekabete dayanan bu izlenme yarışından geri kalmamak için bu formattaki yayınlarına ısrarla devam ettikleri görülmektedir. Bu açıdan piyasa koşullarının söz konusu programların aleyhine değil lehine olduğu bir vakıadır. Ancak, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar her ne kadar birer ticari müessese olsalar da yaptıkları iş itibarı ile kamusal sorumlulukları olmasının yanı sıra, yargının görev alanına giren konularda yayın yapılması kanunlara aykırı olduğu gibi medyanın da sınırlarını aşmaktadır. Bu açıdan sadece kâr elde etme amacıyla ile değil aynı zamanda sorumlu yayıncılık anlayışı ile de hareket edilmelidir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; somut olayda üstün nitelikte özel yarar olmadığının izahtan vareste olduğu, konuklar için sözde güvenli bir ortam yaratılarak konukların ekranda dile getirmemeleri gereken şeyleri aktararak bu şekilde hem kendilerine, hem topluma ve toplum değerlerine zarar verdikleri, 4 yaşındaki bir çocuğun isminin ifşa edilerek fotoğrafına ekranda defalarca yer verildiği, yalnızca mahkemelerde görülmesi gereken bir ihtilafın, bir reality show kapsamında programa katılan herkesin özel hayatlarının en ince ayrıntılarına varacak derecede ifşa edildiği, katılımcıların birbirlerine iddia ve isnatlarının adı geçen herkesin sanki programa katılmaz ise iddialar doğrulanmış kabul edilecek şekilde psikolojik olarak programa çıkmaya zorlandığı, kişilik hakları zedelenen kişiler açısından bu sorumsuz yayına ailenin, çocuğun ve bireyin temel haklarını korumakla görevli kamu otoritesi tarafından müdahale edilmesinin kaçınılmaz bir hal aldığından söz konusu yayının kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı gibi küçük düşürücü ve kişilik haklarının ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Aralık 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 31.471.486,50 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 314.715,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


