İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.02.2022 tarih ve 210 sayılı yazısına konu KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 09.02.2022 tarihinde saat 20:59’da yayınladığı "Olağan İşler" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; KRT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 09.02.2022 tarihinde saat 20:59’da yayınlanan, sunuculuğunu Bengü Şap Babaeker’in yaptığı, Bahadır Özgür, Mustafa Hoş, Hakkı Özdal ve Ayşen Şahin’in konuk olarak katıldığı "Olağan İşler" adlı programda, geçen diyaloglarda; “(...) Bu görselin merkezinde yer alan 3 isimden birinin Süleyman Soylu olduğu ve Süleyman Soylu’nun “Kayıt Dışı Silahlar”, “Uyuşturucu”, “10.000 Dolar”, “Peker’e Polis Koruması”, “SBK’nın Yurtdışına Çıkışı”, “Hakan Çalışkan’ın İntiharı” gibi başlıklarla direkt olarak bağlantılı gösterildiği görülmektedir. Ayrıca Süleyman Soylu’nun yine aynı görselde yer alan “Kara Para” başlığı ve bazı cinayetlerle ilişkilendirilen isimlerle de bağlantısının olduğu iddia edilmektedir. ...”, “Şimdi mesela 90’larda, Susurluk’tan bahsettik, orada öğrendiğimiz bir şey var. Şimdi bir, işin suç ayağı vardır. Hani uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, yasa dışı bahis, yasa dışı kumar… Orada bir mafya yapılanması var. Susurluk diye kastettiğimiz o büyük olayın içinde bu yön vardı. Ama bir yön daha vardı, o da siyasetle, bürokrasiyle, hukukla yani açık kurumlarla ilişkiler. Çünkü hiçbir zaman suç ağı, suç örgütü bir siyasi destek olmadan bu faaliyetleri yürütmesi zor. Hatta siyasi desteğin çok güçlü olması lazım artık bu dönemde çünkü uluslararası bir işten bahsediyoruz. Yani uyuşturucu ticareti dediğimiz zaman, yasa dışı bahis dediğimiz zaman pek çok ülkeyi kapsayan, birçok uluslu şeye sahip olmanız lazım, ilişkiye. Dolayısıyla suçta, ... silahla, onu bunu tehdit ederek yürütebileceğiniz iş değil bunlar. Mutlaka güçlü bir siyasi desteğe sahip olmanız lazım.”, “Halil Falyalı’nın bu gücü nasıl elde ettiğini döneme bakarak anlayabilir. Biz bu dönemde neyi konuşuyoruz mesela Türkiye’de? 2016’dan sonra yoğun bir kara para trafiğini… Neleri konuştuk, Malta hesaplarını. Neleri konuştuk, mesela tonlarca uyuşturucu girmesini, yakalanmamasını. Neleri konuştuk, işte Sedat Peker açıkladı. Artık bizim gördüğümüz dışında devlette neredeyse derebeylikler oluşmuş. Bu derebeylikler, birtakım bakanlar, gruplar, ekiplerden bahsediliyor. Nedir mesela, Soylu ekibi deniyor.”, “Şu an Türkiye’nin siyasi rejiminde ne suç ne değil ayırmak mümkün değil. Her uyuşturucu taciriyle İçişleri Bakanının fotoğrafı çıkar mı? Onu bırakalım gencecik kripto vurguncularıyla fotoğraflar çıkıyor. Çiftlik Bankı bir bakan tanıtıyor. Şimdi bunlar büyük vurgunlar vurmuş.”, “Her uyuşturucu taciriyle İçişleri Bakanının fotoğrafı çıkar mı? Onu bırakalım gencecik kripto vurguncularıyla fotoğraflar çıkıyor.”, “Artık bizim gördüğümüz dışında devlette neredeyse derebeylikler oluşmuş. Bu derebeylikler, birtakım bakanlar, gruplar, ekiplerden bahsediliyor. Nedir mesela, Soylu ekibi deniyor.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Bu nedenle basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Medya mensuplarının siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi; onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi tabii bir durumdur. Ancak bu hakları kullanırken kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Anayasa'nın "Genel esaslar" başlıklı birinci kısmında yer alan 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğu, İkinci Bölüm içerisinde, "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlığı altında düzenlenmiş olan 17. maddesinde ise; herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmış, 26. maddesinde de; herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu hürriyetin resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsayacağı, bu fıkra hükmünün, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği hükmü bulunmaktadır.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde, basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin İfade Özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde; "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngürülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir, bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Sadece basının bu tür bilgi ve fikirleri açıklama görevi yoktur; halkın da bunlara ulaşma hakkı vardır.
Buna karşın, AİHM'nin Tımes Newspapers Lımıted No 1-2 -Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arzetmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da, basının belirli bir kişinin fikrini tartışmak zorunda kaldığı durumlarda bile, objektif bilgi vermekle ve eleştirmekle yetinmesi gerektiği, olayları tahrif etmek veya kuşkuları yaymak gibi hukukun izin vermeyeceği yollara başvurmaması gerektiği belirtilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2017/4-1414 E., 2019/464 K.; 10.12.2019 tarihli ve 2017/4-1833 E., 2019/1333 K., sayılı kararları)
Ayrıca masumiyet karinesi, suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden evrensel bir hukuk ilkesidir. Masumiyet karinesine göre birisinin suçlu sayılabilmesi veya suçlu olarak lanse edilebilmesi, iddia edilen suçların kanıtlanmasıyla mümkündür. Masumiyet karinesi hem ulusal hem de uluslararası mevzuatla güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesinde "Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe mâsum sayılır" hükmü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. maddesinin ikinci fıkrasında "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu kanıtlanana kadar masum sayılır" hükmü yer almaktadır.
Ulusal mevzuatta masumiyet karinesi Anayasa'nın 38'inci maddesinde yer alan "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" hükmü ile anayasal düzeyde güvence altına alınmıştır. Yine Anayasa'nın 15'inci maddesinde, masumiyet karinesinin tamamen veyahut kısmen kısıtlanamayacak haklar arasında bulunduğu belirtilmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında, “Bu görselin merkezinde yer alan 3 isimden birinin Süleyman Soylu olduğu ve Süleyman Soylu’nun “Kayıt Dışı Silahlar”, “Uyuşturucu”, “10.000 Dolar”, “Peker’e Polis Koruması”, “SBK’nın Yurtdışına Çıkışı”, “Hakan Çalışkan’ın İntiharı” gibi başlıklarla direkt olarak bağlantılı gösterildiği görülmektedir. Ayrıca Süleyman Soylu’nun yine aynı görselde yer alan “Kara Para” başlığı ve bazı cinayetlerle ilişkilendirilen isimlerle de bağlantısının olduğu iddia edilmektedir. ...”, “...Çünkü hiçbir zaman suç ağı, suç örgütü bir siyasi destek olmadan bu faaliyetleri yürütmesi zor. Hatta siyasi desteğin çok güçlü olması lazım artık bu dönemde çünkü uluslararası bir işten bahsediyoruz. ...”, “..Nedir mesela, Soylu ekibi deniyor.”, “Şu an Türkiye’nin siyasi rejiminde ne suç ne değil ayırmak mümkün değil. Her uyuşturucu taciriyle İçişleri Bakanının fotoğrafı çıkar mı? Onu bırakalım gencecik kripto vurguncularıyla fotoğraflar çıkıyor. ...” şeklinde ifadelerle, herhangi bir bilgi/belge kanıt sunulmaksızın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun bir suç ağı içerisinde, bazı suçlarla doğrudan bağlantılı olarak, bazılarında ise suçun failleri ile bağlantılı olarak gösterilmesinin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı; yayın sırasında kullanılan bu ifadelerin dürüst, kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen gösterilmediği; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiği ve medya mensuplarının kişi ve/veya kuruluşları eleştirme haklarını kullanırken kişi kurum veya kuruluşların haklarının gözetilmesi gerektiği kanaatiyle, mezkur yayında, kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliği taşıdığı, bununla birlikte, herhangi bir yargı kararı olmaksızın İçişleri Bakanı’nın bir suç ağının içerisinde, suç unsuru olaylar ile ilişkilendirildiği, bu durumun hem ön yargılı bir kamuoyu oluşmasına neden olabileceği hem de toplum içindeki saygınlığına ve insanlarla olan ilişkilerine zarar verebileceği, dolayısıyla herhangi bir yargı kararı olmaksızın bir kişi hakkında, kamuoyunda suçluymuş intibası oluşmasına neden olabilecek nitelikte bir yayın yapıldığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) ve (i) bentlerinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ve aynı maddenin (i) bendinde yer alan; "Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilân edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez..." ilkelerinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
Bu itibarla; aynı yayınla, birden fazla yayın ilkesi ihlali olduğundan ve her iki ihlalin de idari para cezası yaptırımını gerektirdiğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, bahse konu ihlallerden en ağır (tek) cezanın verilmesi öngörüldüğünden,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2022 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 89.188,00 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 38.460,00 (otuzsekizbindörtyüzaltmış) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞÇI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


