İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 21.02.2022 tarih ve 246 sayılı yazısına konu FM TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 14.01.2022 tarihinde saat 21:05’te yayınlanan “Sorarım” isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
FM TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 14.01.2022 tarihinde saat 21:05’te canlı olarak yayınlanan sunuculuğunu Abdülbaki Kalkan’ın yaptığı, Recep Konuk ve Murat Bayaral’ın konuk olarak katıldığı, dini, tarihi, siyasi vb. konuların ele alındığı "Sorarım" isimli programda, program sunucusu ve konukları arasında geçen diyaloglarda; "Allah'ın dini bellidir. İçindeki helal de bellidir, haram da bellidir. Ama bu Doğu Perinçek denen bir zat var, değil mi! Bu adam cezaevinden çıktığı gün "Ben Tayyip Bey'le görüştüm. Türkiye'den tarikatların ve cemaatlerin kökünü kazıyacağız" dedi ve bu adama hiç kimse çıkıp tekzip etmedi. Kimden din bekliyoruz yani!..O çocuğa Allah'tan rahmet diliyoruz. Bu çocuğun üzerinden bir sürü işler yaptılar. Kimse adama oturup da bir Fatiha okumadı. Dün akşam çıkmış bir kanalda Eren Erdem denilen zevat diyor ki "Biz şimdi CHP Grubu olarak bir hat kuruyoruz. Bundan sonra gençlerimizin böyle sıkıntıları olursa bizi arasın." Ulan sizi arayan adam var ya yarın ölmek için dua eder. Siz bir adamı öldürmezsiniz de tecavüz edersiniz yani. Sizin kendi derneklerinizin içinde tacizden, tecavüzden geçilmiyor. Sizin yaptığınız sistemin içinde tecavüzden geçilmiyor. Kalkmışsınız gençlere "Bizi arayın". Kurtarıcıymış gibi bir de kahramanlık yapıyorsunuz…Geçmiş dönemdeki sol zihniyetli siyasetlerde zina şeydi ya: Zina olarak gazetelere afişe ediliyordu... Şimdi zinayı serbest ettiniz. "Genelevlere destek yok!" Ya bütün yaptığınız plazaların hepsi 1+1, ofis dairelerin hepsi kerhane ya, hepsi kerhane. Günlük kiralık kerhane onlar ya. Jakuzili kerhaneler yaptınız ya...Türkiye'de bir gün yollara döküleceğiz milyonlar, "Artık demokrasiyi istemiyoruz. Laiklik batsın, Allah'ın kanunları bu ülkede gelsin." O günleri görecek miyiz acaba?...Allah "Nasıl hak ederseniz öyle idare edileceksiniz" diyor. "Başınıza öyle idareciler tayin edeceğim" diyor. Şu anda bu milletin halini ben görüyorum. Başımızdakinin adam olduğunu söyleyenin yüzüne tükürürüm yani. Yalan konuşuyorsun derim yani... O beklediğin adam, o değil yani. Yani dini getirecek veya Allah'ın hükmüyle hükmedecek bir adam değil. Çünkü bu millet onu hak etmiyor yani. Bunu anlamak lazım. (Recep KONUK'un "Demokrasi sistemiyle gelmez" sözüne cevaben) Mümkün değil, mümkün değil. İlk 4 maddeyi yıkmadan gelmez...Meclisimizin çoğu vatan haini olmuş. Çoğu İslam düşmanı olmuş. Ama herkesin ağzında bu memleketin yüzde doksan dokuzu Müslüman. Demek ki değerli Müslümanların da dediği gibi, memleket sözde Müslüman…Dinci takıldığını gösteren de milletvekilleri var Lokman abi. Ama bakıyorsun söylemleri dinci. İcraatlarına bakalım Abi: İcraatlarında hanımlarla ilişkileri çok kötü. Neden dinci dediğimiz -çok fena yakaladım sizi Lokman Abi-, neden dinci dediğimiz milletvekillerinin hepsinin -ısrar ile bak söylüyorum-, hepsinin özel kalemleri bayan! Hadi cevap verin Lokman Abi ... Bak, hepsinin bayan. Niye? Olmaz Abi. Dinimiz bunu reddediyor. Erkekle bayan aynı çatı altında olursa birbirlerine gönülleri akar. Halvet olur, oldu da. Ben şimdi isim veremiyorum burada. Ama birçoğu hamile bıraktı." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Medya organlarının günümüzde toplum üzerinde oldukça etkili olup kamuoyu oluşumunda pay sahibi haline gelmesi, medya hizmet sağlayıcılarının dikkat etmesi gereken sorumlu yayıncılık anlayışı ve öz denetim ilkesini de beraberinde getirmiştir. Halkın doğru bilgilendirilmesi, kamuoyunda özgür kanaat oluşması, medyanın elinde bulundurduğu iletişim gücünü toplumun aleyhine kullanmaması için ilgili düzenlemeler mevzuatla gerçekleştirilir ve denetleme mekanizmalarınca denetlenir. Bu bağlamda
medya kuruluşları için rehber niteliğinde olan yayın etiği, medya hizmet sağlayıcı kuruluşları toplumsal hassasiyetleri göz önüne alarak yayın yapmaları hususunda uyarır. Muhakkak ki medya mensuplarının siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarının da gözetilmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın geldiğini söylemek mümkündür. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve Devlet'in ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir. Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır.
Kamusal alan içerisinde muhtelif ideolojiler tarafından üretilen söylemler, belirli bir karşıtlık içerisinde iktidar mücadelesi eder. Demokratik bir toplumda farklı dini, ulusal, etnik vs. kimliklere haiz muhtelif gruplar arasındaki fikir ve inanç farklılığının korunması hem kamusal alanı oluşturan kurumlar hem de bireyler açısından temel bir gerekliliktir. Fikir ve ifade özgürlüğü hakkının belirlenmiş çerçevesi içerisinde, başkalarının şöhret ve haklarına saldırmadan gerçekliğin farklı inşalarının kamuoyuyla paylaşılması demokratik toplum doğasının gereğidir. Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür.
Düşünmek insana özgü bir kavramdır ve bu eylem sonucunda sürecin ürünü olarak da düşünce ortaya çıkmaktadır. Bireylerin ortaya koyduğu düşüncelerin baskı altına alınmadan özgürce ifade edebilmesi kanaat özgürlüğü kavramını oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü, siyasal, sosyal, hukuki, ticari vb. hangi alanda olursa olsun her türlü düşünceyi çeşitli yollarla başkalarına anlatabilme, yayabilme ve onları ikna edebilmeyi kapsamaktadır. Çünkü üretilen düşüncelerin en önemli unsuru o düşüncenin özgürce açıklanabilmesidir. İfade özgürlüğü ve halkın haber alma özgürlüğü bağlamında, eleştiri sınırları aşılmadan gerçekliğin farklı inşalarının kamuoyuyla paylaşılması demokratik toplum doğasının gereğidir. Ancak tüm temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi ifade özgürlüğünün kullanım alanının sınırları yasal düzenlemelerle açık ve net bir şekilde belirlenmiştir. Bu bağlamda kişilerin düşüncelerini açıklarken aşağılayıcı, küçük düşürücü, iftira ve hakaret niteliğinde ifadeler kullanmaları eleştiri sınırlarının aşılması olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle kişi ya da kuruluşlara hakaret etmek ve iftira atmak düşünce ve ifade özgürlüğünün korumasından faydalanmamaktadır.
Medya organlarının günümüzde toplum üzerinde oldukça etkili olup kamuoyu oluşumunda pay sahibi haline gelmesi, medya hizmet sağlayıcıların dikkat etmesi gereken sorumlu yayıncılık anlayışı ve öz denetim ilkesini de beraberinde getirmiştir. Medyanın gücü ne kadar artarsa medya mensuplarının sorumluluğu da o ölçüde artmaktadır. Muhakkak ki medya mensuplarının kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarının da gözetilmesi gerekmektedir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun ve Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir. Bu ilkeler doğrultusunda ise yayınlarda kişilerin ve kuruluşların şöhretlerini ihlal edecek, onları küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemelidir.
Görevi toplum çıkarlarını ilgilendiren konularda halkı bilgilendirip kamuoyu oluşturmak olan medya mensupları eleştiri de yapmak durumundadır. Ancak bu yorumlar kişi veya kuruluşların şeref ve haysiyetine, özel hayatına, gizlilik alanına, mesleki itibarına zarar verebilir. Bu durumda, kişilik hakları basın özgürlüğü ile karşı karşıya kalmaktadır. Kitle iletişim araçlarının fiziksel ve kar amaçlı durdurulamayan yükselişi ve etkileri karşısında güçsüz kalan kişinin korunması gereği daha çok benimsenmektedir. Dolayısıyla medya mensuplarının kişi veya kuruluşları eleştirirken veya onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirirken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarını da gözetmesi gerekmektedir.
Her ne kadar medya, görüş ve eleştirilerin ifade edilebildiği mecra olarak görev yapsa da bu görev yerine getirilerken bazı değerlerin ve hassasiyetlerin gözetilmesi gerekmektedir. Medya, topluma sürekli bir “anlam sistemi” sunmakta olağan ve doğal olan ile olağan dışı ve doğal olmayanın neler olduğunu göstermekte, kısacası, normalin ne olduğunun başlıca belirleyicisi olmaktadır. Bu yüzden medya aracılığıyla yapılan çağrışımlar ve anlamlandırmalara dikkat edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde kamuoyunda farklı bir geri dönüşüm ile karşılaşabilir. Medya izleyicisinin deneyimini aktif süreçten geçirme veya anlam üretme bağlamında ele almaktadır. Medyada üretilen içeriğe anlam yüklemede, izler kitlenin yapacağı katkıların da göz önünde bulundurulması ve gerekli hassasiyetlerin taşınması sorumlu yayıncılık açısından önemlidir. Fakat söz konusu programda kullanılan ifadelerin izler kitlenin kendi özgül anlamlandırması ve bunun sonucunda gerçekleşecek travmalara yol açabilecek nitelikte olduğu açıktır.
Siyasi partiler, -çoğulculuk ilkesi gereği- bir ülkede demokratik siyasi varlığın temel unsurlarından biridir. Çeşitli doktrin ve anayasalarda vurgulanan bu durum, demokrasi ile yönetilen bir ülkede siyasi partilerin faaliyetleri aracılığıyla, demokratik sistemin daha iyi yürütülmesini sağlar. Öte yandan siyasi partiler; birtakım fikir, anlayış, hedef ve faaliyet üzerinde görüş birliğine varmış insanların ortak yapısı olarak kabul edilir. Dolayısıyla Meclis içerisinde kendisine yer bulmuş her parti, kendisini benimseyen ve destekleyen bir grup insanın varlığının delilidir. Bu bağlamda; siyasi partiler gibi kolektif yapılar, doğaları ve kuruluşları gereği, hitap konusu olduğunda belirli hassasiyetlerin gösterilmesi gereken kuruluşlardır. Bu türden bir yapıya getirilecek asılsız, genelleyici, zan altında bırakan, toplumsal değerlere ilişkin hassasiyetleri dikkate almayan ve hakaret içeren her eleştirinin, halkın belli bir zümresini de hedef alacağından insanlar arasında ayrımcılık oluşturup nefret duygularını tahrik edici olacağı değerlendirilmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, program konuğu tarafından sarf edilen "Başımızdakinin adam olduğunu söyleyenin yüzüne tükürürüm yani. Yalan konuşuyorsun derim yani... O beklediğin adam, o değil yani. Yani dini getirecek veya Allah'ın hükmüyle hükmedecek bir adam değil…Siz bir adamı öldürmezsiniz de tecavüz edersiniz yani. Sizin kendi derneklerinizin içinde tacizden, tecavüzden geçilmiyor. Sizin yaptığınız sistemin içinde tecavüzden geçilmiyor…Artık demokrasiyi istemiyoruz. Laiklik batsın, Allah'ın kanunları bu ülkede gelsin.", "Meclisimizin çoğu vatan haini olmuş. Çoğu İslam düşmanı olmuş. Ama herkesin ağzında bu memleketin yüzde doksan dokuzu Müslüman" şeklinde ifadelerle, milli iradeyi yok sayarak milyonlarca seçmenin oyuyla seçilen Sayın Cumhurbaşkanı'na ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı sarf edilen hakaret niteliğindeki genelleyici söylemlerin ve demokrasinin ülkemizdeki teminat ve temsili olan Yüce Meclisimize ilişkin zikredilen ifadelerin kamusal yayıncılık sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi toplumun ortak değerleri üzerinden ayrıştırıldığı ve kutuplaşma oluşturulduğu, toplumun bir kesiminin vatan haini ve İslam düşmanı olarak tanımlandığı, dolayısıyla mezkur yayında, toplumsal huzur ve barışı zedeleyici ifadeler ile toplumda kin ve düşmanlığı tahrik edecek veya toplumda nefret duyguları oluşturabilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan; "Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası ve program yayını durdurma idari tedbirinin uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %5 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Aralık 2021 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 189.101,70 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 38.460,00 (otuzsekizbindörtyüzaltmış) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdarî tedbir olarak, ihlale konu PROGRAM YAYINININ TAKDİREN 5 (BEŞ) KEZ DURDURULMASINA, bu idari tedbirin uygulanma zamanın kuruluşa yapılacak tebligatta bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan; “… Yükümlülük veya yasağa aykırılık dolayısıyla idarî tedbir olarak programın yayınının durdurulması kararının verilmesi halinde, yaptırım uygulanmasına sebebiyet veren fiilin işlenmesinden dolayı sorumluluğu olan programın yapımcısı veya varsa sunucusu, yayının durdurulduğu süre zarfında, aynı veya farklı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta hiçbir ad altında başka bir program yapamaz veya sunamaz.” hükmü uyarınca, işlem yapılması hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
d) İdari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan programın yerine, Üst Kurulca gönderilen programların, programın başında; “Bu program, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun 01.03.2022 tarih ve 2022/09 sayılı toplantısında alınan 12 No’lu kararı uyarınca, kuruluşumuzun 14.01.2022 tarihinde saat 21:05’te yayınladığı "Sorarım" isimli program yayınında, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan, yayın hizmetleri ‘Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.’ ilkesinin ihlali nedeniyle idari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan program yerine yayınlanmaktadır.” metninin anlaşılır şekilde okunarak DVD/CD’de yer aldığı şekliyle ticari iletişim yayını içermeksizin yayınlanmasına, ayrıca anılan metnin program yayını süresince ekranın altında akar yazı ile verilmesine,
e) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerindeki ilkelerle dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapılmasını müteakip verilecek yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının on güne kadar durdurulmasına; ikinci tekrarı halinde ise, yayın lisansının iptaline karar verilir. … Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


