İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 24.03.2022 tarih ve 382 sayılı yazısına konu YILDIZ EN logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 20.02.2022 tarihinde saat 19:01’de yayınlanan "Hüseyin Kelleci'yle Cemal Cemale" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; YILDIZ EN logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 20.02.2022 tarihinde saat 19:01’de canlı olarak yayınlanan moderatörlüğünü Hüseyin Kelleci’nin yaptığı, İbrahim Karakaya, Hüseyin Güzelgül ve Celal Fırat'ın konuk olarak katıldığı, "Hüseyin Kelleci'yle Cemal Cemale" adlı programda, geçen diyaloglarda; "Şimdi bu topraklarda yaşayan bütün canlar şiddetle, açlıkla, katliamlarla mücadele ederken emeklerimiz sömürülüyor. Bir tarafta katliamlar, bir tarafta kadına şiddet, çocuklara taciz olayları. Bu durumlar ortadayken inançlı-inançsız diye toplumu ikiye bölen; yaşam alanına, inanç alanına giren; yasamayı, yürütmeyi, yargıyı Anayasada var olandan değil, kendi tasarrufunda görüp de denetimsiz bir şekilde uygulayan; AİHM kararlarını hiçe sayan; zorunlu din dersleri Türkiye AİHM mahkûm etmesine rağmen katmerleştirerek devam eden; Milli Eğitim Şurası'nda alınan kararlar 4+4+4 sistemini uyguladıktan sonra tarikatlara, cemaatlere teslim ederek -tabii bunların başında Türgev ondan sonra kendi oğlu da bunların başında ya, Ensar Vakfı, bunlara teslim edilmiş vaziyette. 4 ile 6 yaş arasındaki çocuklara da bilimsel eğitimden değil, Arap İslamiyetini vermeye çalışan, köylerdeki, köylerde anaokulları açılabilmesi için sayı 10 iken 4'e indirmesi, işte bu Arap İslamiyetini getirip de 4 ile 6 yaş arasındaki çocukların zihinsel olarak, bedensel olarak gelişim sağlamadan onların beyinlerini yıkayıp "kindar ve dindar bir nesil yetiştiriyorum", onun temellerini atan bir zihniyetle karşı karşıyayız...", "... bir tek şey daha söylemek lazım, şu; yani biz yasal, yani bu ülkede biliyoruz ki 12 Eylül Yasası ile yönetiliyoruz. Anayasamız halen böyle. Çok antidemokratik, çok gerici, gerçekten özgürlükleri gittikçe kısıtlayan, hele bu "Tek Adam Rejimi" ile birlikte bütün özgürlük alanları daraltılmış durumda, yani şimdi, yani Reis'e bir şey diyemiyorsun. Yani hemen bir şey söylediğinde, yazdığın zaman herkes tutuklar. Gözaltına, yani açık cezaevine dönüşmüş durumda ülkenin yapısı. Ama buna rağmen, şunu yapmak da, yapmak gerekir hani bütün bunlara rağmen, biz yasal olmasa da meşru mücadeleyi öncelememiz lazım...", "... biz gücümüzü esasında bu siyasal iktidara karşı, çünkü karşımızdaki siyasal iktidar; ne yazık ki, onun beslendiği kaynak çok tehlikeli. Nerden tehlikeli? Emevi-İslam inancını kendisine referans aldığı için tehlikeli. Niye tehlikeli, çünkü IŞİD'le işbirliği yaptığı için tehlikeli. Çünkü Taliban'la işbirliği yaptığı için tehlikeli. Yani düşünün, yani siyasal iktidara baktığınızda onlarla kol kola geziyor. Yani Afganistan'ı bütün dünya terketti, yani bizimkiler, bu iktidar, siyasal iktidar gitti Afganistan'la işbirliği yapmaya çalışıyor. Katar'la işbirliği yapmaya çalışıyor.", "... yani şimdi Basın Mensuplarının böyle içeriye atılıp ondan sonra onların haklarını ne şekilde gasp ettiği ortadadır. Şimdi diğer tarafta da biz yine üzülüyoruz. Avrupadaki bütün onların ibadet yerleri tanıdıkları camilere ne şekilde hakaret edildiğini, çünkü Türkiye'deki azınlıkların inançlarına saygı duymadıkları için. Ve onlara yapmış oldukları cezai müeyyidelere karşı onlar da farkına vardıkları için çünkü hakkın, hukukun, adeletin, insan haklarının, barıştan yana hiç bir şeyin Türkiye'de kalmadığını, yargının, yasamanın, yürütmenin bir şahsın iki dudağı arasında olduğu, Avrupadaki ülkeler hepsi farkındadırlar..." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir.
Demokratik idare biçimi siyasal anlamda bireylerin haklarını yasayla koruma altına alan değerler bütününü ifade ederken, sosyolojik anlamda ise bu değerler bütününün uygulamaya yönelik içeriğinin düzenlenmesini ifade etmektedir. Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin ifade bulduğu mecra yani kitle iletişim araçları marifetiyle başka bireylerin korunma ve saygı duyulma hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici ya da yargılayıcı bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkarabilecektir. Bu noktada program sunucu ve yapımcılarından bu sorumluluk çerçevesinde yayın yapmaları beklenmektedir. Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Ayrıca yayınlarda eleştiri hakkı kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek unsurlara yer verilmemelidir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın geldiğini söylemek mümkündür. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karsın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, "yani Reis'e bir şey diyemiyorsun. Yani hemen bir şey söylediğinde, yazdığın zaman herkes tutuklar. Gözaltına, yani açık cezaevine dönüşmüş durumda ülkenin yapısı, siyasal iktidar; ne yazık ki, onun beslendiği kaynak çok tehlikeli. Nerden tehlikeli? Emevi-İslam inancını kendisine referans aldığı için tehlikeli. Niye tehlikeli, çünkü IŞİD'le işbirliği yaptığı için tehlikeli. Çünkü Taliban'la işbirliği yaptığı için tehlikeli. Yani düşünün, yani siyasal iktidara baktığınızda onlarla kol kola geziyor. Yani Afganistan'ı bütün dünya terk etti, yani bizimkiler, bu iktidar, siyasal iktidar gitti Afganistan'la işbirliği yapmaya çalışıyor. Katar'la işbirliği yapmaya çalışıyor...", "çünkü hakkın, hukukun, adaletin, insan haklarının, barıştan yana hiç bir şeyin Türkiye'de kalmadığını, yargının, yasamanın, yürütmenin bir şahsın iki dudağı arasında olduğu, Avrupa’daki ülkeler hepsi farkındadırlar..." yine "şimdi bu topraklarda yaşayan bütün canlar şiddetle, açlıkla, katliamlarla mücadele ederken emeklerimiz sömürülüyor. Bir tarafta katliamlar, bir tarafta kadına şiddet, çocuklara taciz olayları. Bu durumlar ortadayken inançlı-inançsız diye toplumu ikiye bölen; yaşam alanına, inanç alanına giren; yasamayı, yürütmeyi, yargıyı Anayasada var olandan değil, kendi tasarrufunda görüp de denetimsiz bir şekilde uygulayan; AİHM kararlarını hiçe sayan...” şeklinde yer verilen ithamların ağır etkiler yaratma riskini barındırdığı, söz konusu ifade ve isnatların yöneltildiği kişi ve kurumların itibarını zedeleyici, suçlayıcı, yargılayıcı, zan altında bırakıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; “..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2022 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 45.000,00 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 38.460,00 (otuzsekizbindörtyüzaltmış) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


