İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.05.2022 tarih ve 505 sayılı yazısına konu H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 25.04.2022 tarihinde saat 18:00’da yayınlanan "İrfan Değirmenci ile Ana Haber" adlı haber programı yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 25.04.2022 tarihinde saat 18:00’da yayınlanan, "İrfan Değirmenci ile Ana Haber" adlı haber programında; “Değerli arkadaşlar, burada bugün sonlanan davada hukukun ve adaletin gereği yapılmadı. Sadece ülkeyi yöneten bir tek adamın gönlü yapıldı. ... O kan emerek yaşayan bir vampir gibi bugün bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire bizim, hiçbirimizin, hiçbirinizin, hiçbir yapının tek başına gücü yetmez ama hepimizin gücü yeter. ..., beraat etmiş geziyi yeniden yargılama talimatı verenlerden, serbest bırakılmış Osman Kavala'yı cezaevi kapısında bir daha yakalayıp onu casusluk ithamıyla tutuklayıp, bugün casusluk yokmuş pardon öyle bir suç yok. İki yıldır boşuna tutuyormuşuz; ama eskiden beraat aldığı bir davadan hüküm veriyoruz diyenlerden hesap soracağız. ...Gezi özgürdür, Kavala özgürdür. Bugün tutukladığı bütün arkadaşlarımız özgürdür. Tarih önünde Recep Tayyip Erdoğan mahkum olacaktır, hesap verecektir. Ant olsun, ant olsun, ant olsun...”, “Kime öfkeli olduğumuzu gayet iyi biliyoruz. Ben iktidara öfkeli değilim ya da siyasal parti kılığına girmiş bir mafyanın tetikçiliğini üstlenen, üzerindeki cübbe ile hakim savcı kılığına girmişlere de öfkelenmiyorum. Onlar rasyonel bir şey yapıyorlar ya. Suç örgütü diyoruz. 14 yaşında gençler iktidarı mafya diye tanımlar iken tabi ki farklı bir davranışta bulunmayacaklardı. Bugün burada beraat kararı çıksa da hukuki olmayacaktı. Ama bu suç örgütü iktidarda kalmaya devam edebiliyor ise bu tetikçiler bu aymazlıkla, bu utanmazlıkla bu kararların altına imza atabiliyorlarsa bunun sorumlusu kendine muhalif olduğunu söyleyenlerdir. Bugün burayı, bu meydanı doldurabilseydiniz, burada bulunanlara seslenmiyorum bunu izleyeceklere söylüyorum, bu meydanı doldursaydınız o kadar rahat o kararı veremeyeceklerdi... Hepinizin bir yemin etmesi gerekiyor. O yemin çocuklarınıza, çocuklarınızın geleceğine, bu ülkenin var olup olmayacağına dair bir yemin, bir söz. Eğer bugün karşı çıkmazsanız, haysiyetinizden vazgeçmiş olacaksınız. İktidar zaten haysiyetsiz. Bunlar çete diyoruz ya. Çete, mafya diyoruz. Buradakilere hakim, savcı muamelesi mi yapacağız? Bu yargılamadan ne bekliyordunuz?” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir.
Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi oldukça doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın geldiğini söylemek mümkündür. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, "...O kan emerek yaşayan bir vampir gibi bugün bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire...", "... siyasal parti kılığına girmiş bir mafyanın tetikçiliğini üstlenen, üzerindeki cübbeyle hakim savcı kılığına girmişlere ... Bu suç örgütü iktidarda kalmaya devam edebiliyor ise, bu tetikçiler bu aymazlıkla bu utanmazlıkla bu kararların altına imza atabiliyorlarsa ... İktidar zaten haysiyetsiz. Bunlar çete diyoruz ya! Çete, mafya diyoruz! Buradakilere hakim savcı muamelesi mi yapacağız?... bu arkadaşlarımızı bu mafyaya teslim ettik?..." şeklindeki ifadeler her ne kadar canlı yayın sırasında sarf edilmiş olsa da medya hizmet sağlayıcı kuruluşun çeşitli tekniklerle canlı yayınlara müdahale etme imkanı olmasına rağmen böyle bir uygulamaya başvurulmadığı, söz konusu ifadelere ulusal çapta yayın yapan bir platformda çok açık bir şekilde yer verilmesinin medya hizmet sağlayıcı kuruluşlardan beklenen kamusal yayıncılık sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi ifade özgürlüğü kapsamında da değerlendirilemeyeceği kanaatiyle, mezkur programda, sarf edilen ifadelerin iktidara ve yargı mensuplarına karşı eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı nitelikte olduğu, kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2022 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 4.184.235,44 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde üç oranı (%3) 125.527,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


