İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 13.06.2022 tarih ve 694 sayılı yazısına konu Tele 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 08.06.2022 tarihinde saat 19:59 da yayınlanan "18 Dakika" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; Tele 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 08.06.2022 tarihinde saat 19:59 da yayınlanan, Dr. Merdan Yanardağ ve Prof. Dr. Emre Kongar’ın katılımıyla canlı olarak yayınlanan "18 Dakika" adlı programda geçen diyaloglarda; “Şimdi içki içen kadınlara, İstanbul Bahçeşehir'de kendi evinin, yaşadıkları sitede bulunan kendi evlerinin bahçesinde içki içen beş kadına altı kadına düzeltiyorum, beş erkek saldırıyor. Kan revan içinde bırakacak ölçüde onları dövüyor ve bu kadınlardan birinin babası olan yaşlı bir erkeği de, yaşını bilmiyorum yaşlı bir erkeği de müdahale eden yaşlı bir erkeği de öldüresiye dövüyorlar, komaya sokuyorlar ve ayağını kırıyorlar. Şimdi değerli seyirciler bu Türkiye'de yaşanıyor. Bu AKP iktidarının Türkiye’sinde yaşanıyor. İktidardan o kadar bir nefret kin ve düşmanlık yayılıyor ki topluma doğru, yaşam tarzımıza müdahale ediliyor. "Başörtülü bacıma saldırılıyor." propagandası ile gelen bakın bir tane örnek göremezsiniz bir tane örnek yok. ... Gezi direnişçilerine çürükler, sürt.. bunlar çürük, bunlar sürtük diye hakarete varan bir, küfre varan bir biçimde hakaret edecekse böyle saldırılarla karşılaşırız işte. Bu fotoğraf arkadaşlar o varsa, o görüntüyü yani kadınların nasıl dövüldüğünü gösteren fotoğraf, eli yüzü kan içindeki kadınları bir kez daha gösterelim. Böyle bir şey olabilir mi ya? Böyle bir şey olabilir mi? Yaşam tarzına böyle bir müdahale yapılabilir mi? Bu gücü nereden alıyorlar? Bu gücü iktidardan, atmosferden alıyorlar. Yaşam tarzlarımıza müdahale ediliyor. Biz bu ülkenin zencisiyiz diye geldiler, ülkenin despotları oldular. ... İşte bu fotoğraf bu rejimin fotoğrafıdır. Kurmak istedikleri düzenin fotoğrafıdır bu. Onlar gibi yaşamıyorsanız, onlar gibi inanmıyorsanız, onlar gibi düşünmüyorsanız, onlar gibi gündelik hayatınızı sürdürmüyorsanız saldırılmaya, vurulmaya, öldürülmeye belki de boğazı kesilmeye layıksınız demektir. ... Bu nedir biliyor musunuz? Bu, Vurun Kahpeye romanındaki fotoğraftır bu. Bu bir Orta Çağ saldırısıdır, ilkelliktir. Bu Taliban'ın kadınları kırbaçlamaya, kırbaçlama yönteminden farklı bir anlama gelmez. Bu ülke, Talibanların, bu ülke İhvancıların, bu ülke El Kaidecilerin, El- Nusracıların devleti olmayacak, cumhuriyeti olmayacak. Bundan emin olabilirsiniz. Bu nedenle bu anlayışa destek verenler yıkılıp gidecekler. Ya ben, buradan kınıyorum, protesto ediyorum ve inanmak istiyorum ki en kısa zamanda suçlular yargılansın, yakalansın ve yargının önüne çıkarılsın. Umuyorum ki adli tedbirle serbest bırakılmaya kalkılmasın. Bu bir çünkü siyasal bir saldırı aynı zamanda. Arkasında bir inanç, felsefi tercih var. Farklı felsefi tercihlere ya da inançlara ya da yaşam tarzına sahip insanlara karşı kimseye zarar vermedikleri hâlde bir saldırı gerçekleştiriyorlar. Umarız, umarız bu ülkenin İçişleri Bakanı buna da müdahale eder, umarız.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir.
Demokratik idare biçimi siyasal anlamda bireylerin haklarını yasayla koruma altına alan değerler bütününü ifade ederken, sosyolojik anlamda ise bu değerler bütününün uygulamaya yönelik içeriğinin düzenlenmesini ifade etmektedir. Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin ifade bulduğu mecra yani kitle iletişim araçları marifetiyle başka bireylerin de korunma ve saygı duyulma hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici ya da yargılayıcı bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkarabilecektir. Bu noktada program sunucu ve yapımcılarından bu sorumluluk çerçevesinde yayın yapmaları beklenmektedir. Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Ayrıca yayınlarda eleştiri hakkı kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek unsurlara yer verilmemelidir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karsın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, "Bu AKP iktidarının Türkiye’sidir. İktidardan o kadar bir nefret kin ve düşmanlık yayılıyor ki topluma doğru, yaşam tarzımıza müdahale ediliyor.", "Yaşam tarzına böyle bir müdahale yapılabilir mi? Bu gücü nereden alıyorlar? Bu gücü iktidardan, atmosferden alıyorlar. Yaşam tarzlarımıza müdahale ediliyor. Biz bu ülkenin zencisiyiz diye geldiler, ülkenin despotları oldular.", "İşte bu fotoğraf bu rejimin fotoğrafıdır. Kurmak istedikleri düzenin fotoğrafıdır bu. Onlar gibi yaşamıyorsanız, onlar gibi inanmıyorsanız, onlar gibi düşünmüyorsanız, onlar gibi gündelik hayatınızı sürdürmüyorsanız saldırılmaya, vurulmaya, öldürülmeye belki de boğazı kesilmeye layıksınız demektir.", "Bu bir Orta Çağ saldırısıdır, ilkelliktir. Bu Taliban'ın kadınları kırbaçlamaya, kırbaçlama yönteminden farklı bir anlama gelmez. Bu ülke, Talibanların, bu ülke İhvancıların, bu ülke El-Kaidecilerin, El-Nusracıların devleti olmayacak, cumhuriyeti olmayacak. Bundan emin olabilirsiniz. Bu nedenle bu anlayışa destek verenler yıkılıp gidecekler." şeklindeki ifadelerin suçlayıcı, zan altında bırakan ve yargılayıcı çeşitli ithamlar içeren ifadeler olduğu, program konuğu tarafından yapılan benzetmelerin, kurulan özdeşimlerin, hüküm veren ifadeler ve isnatların yöneldiği kişi ve kurumların şahsiyet ve itibarlarına zarar verebilecek nitelikte eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve itibarsızlaştırıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; “İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mayıs 2022 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 1.071.562,29 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 38.460,00 (otuzsekizbindörtyüzaltmış) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 29.06.2022 tarih, 2022/26 sayılı toplantısında alınan 15 No’lu karara karşı oy yazısı.
İlhan TAŞCI Şerhidir.


