FOX logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 02, 03, 04.08.2021 tarihli Ana Haber Bültenlerinde yer alan yangın haberlerinin içeriklerine atfen, RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan 09.08.2021 tarih ve 1090 sayılı uzman raporu Üst Kurulun, 11.08.2021 tarihli toplantısında görüşülmüş; 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Uzman raporu ve Üst Kurul kararında özetle yangın haberlerinin ilgili yayıncı kuruluş tarafından “Korku ve infial” yaratacak şekilde izleyiciye aktarıldığı; yayıncı kuruluşun bölgede görev yapan muhabiri Gülşah İnce’nin de sunumunu “korku ve infial oluşturacak derecede endişeli” bir şekilde gerçekleştirdiği savunulmuş;
Özellikle muhabir Gülşah İnce’nin
a) “O kadar hızlı geliyor ki alevler, kabus gibi, bir anda yükseldi. Bir anda hızla üzerimize doğru geliyor. Ah. Gel, gel, gel... Atla çabuk...”
b) “Rüzgarın yön değiştirmesiyle hızlıca bölgeyi terk etmemiz istendi ama büyük bir tehlike atlatıldı.”
c) “Gördüğünüz üzere sadece en başta tek tük yükselen alevlerdi ama görüntü korkutucu.”
d) “Ama saatlerdir bu şekilde yapılan müdahalenin görülüyor ki çok fazla bir faydası yok.”
e) “Bir türlü kontrol altına alınamayan bu bölgelerde yerleşim yerleri, büyük tehlike altında, can pazarı yaşanıyor, Çok yaklaştı evlere, en kritik 9 nokta hala alev alev, Alevler evlere ulaşmaya başlayınca o bölgelerde yaşayanlar sahillere attı kendini.”
f) “Endişe artık daha büyük! Çünkü artık alevler Ören’e ve termik santrallere ilerliyor. ‘Evlere ulaşır mı alevler?’ derken biz, o evleri de aştık ve şu anda termik santralin önündeyiz. Bu termik santral aslında Milas'ta yangın başladığından bu yana özellikle kırmızı noktayla gösterilen bir yerdi.”
g) “Tüm ekipler sitenin yukarısında alevleri söndürmeye çalıştı ama hiçbir işe yaramadı.”
şeklindeki ifadelerin, yangın sırasında ve sonrasında oluşan kriz zamanında ekranda olması gereken doğru bilgi akışı, sağ duyulu ve yatıştırıcı açıklamaların aksine, yanıltıcı, endişe verici, infial oluşturabilecek nitelikte olduğu, özellikle de haber muhabirinin panik haldeki infial oluşturacak sunumunun ekrana getirilmesinin, kriz zamanı habercilerden beklenen kamusal sorumluluk ve yayıncılık anlayışıyla bağdaşmadığı iddia edilerek, yaptırım kararı alınmıştır.
Karşı Oy kullanma gerekçelerim aşağıda belirtilmiştir:
1. Demokratik toplumlarda, kamu otoritesinin en asli görevleri arasında, devlet kurumlarını özellikle olağanüstü durumlara karşı hazırlıklı tutması; halkın can ve mal güvenliğinin koruyacak her türlü tedbiri alması da bulunmaktadır. Çünkü ani gelişebilecek deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlere hazırlıksız yakalanılması, öngörülemez sonuçlar doğurabilmekte ve telafi edilemez durumlara yol açabilmektedir.
2. Malum olduğu üzere 28 Temmuz 2021'den itibaren, Türkiye'nin birçok bölgesinde başlayan ve 12 Ağustos 2021’de tam olarak söndürülebilen orman yangınları, tarihimizin en büyük orman yangınları olarak nitelendirilmiştir. Yangınlara müdahale sırasında kamuoyunda müdahalenin şekli, müdahalede kullanılan araçların işlevselliği, araçların yeterlilik kapasitesi özelinde yapılan tartışmalar toplumun neredeyse tümünün katıldığı bir tartışma konusu olmuş, uzun süre gündemde kalmıştır.
3. Bu bağlamda anılan tarihler arasında yaşanan orman yangınlarına ilişkin olarak kamuoyunun bilgilendirilmesi, yayıncılığın temel esaslarındandır. Bu gibi durumlarda kamu otoritesinin müdahaledeki konumunu ve/veya müdahalenin yanlış/eksik olduğu düşünülen boyutlarını kamuoyuna aktaracak şekilde yayıncılık yapmak da yayıncıların görev alanındadır. Ki, medyanın “kurumların işleyişindeki eksik yönleri ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır. Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir.
4. Öncelikle, 02-03 ve 04 Ağustos 2021 tarihli Ana Haber Bültenlerinde, haberlerin tamamını kapsayacak şekilde ve uzun sürelerle –yaklaşık 35-40 dakika- orman yangınlarıyla ilgili haber ve görüntülere yer verilmesine rağmen, Üst Kurulun müeyyide kararına dayanak oluşturan rapor içeriği itibarıyla eksiktir.
5. Yayınların içinde ağırlıklı olarak ilgili muhabirin yangın bölgesinden yaptığı yayınlardaki ifadelerinin bütünü rapora yansıtılmamıştır. Üst Kurul uzmanları raporlarını, ortaya attıkları ihlal iddialarına dayanak teşkil edeceğini düşündükleri bölümleri bağlamından kopartarak hazırlamıştır. Dolayısıyla Üst Kurul tarafından, uzmanın bağlamından kopartarak alıntıladığı yayın içerikleri üzerinden hazırlanan rapora istinaden müeyyide uygulanmıştır.
6. Oysaki haberlerin ve müeyyideye gerekçe gösterilen canlı yayındaki ifadelerin “haber bütünlüğü” içinde ele alınması ve ihlal olduğu iddia edilen bölümlerin öncesinde ve sonrasında yapılan açıklamalarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Kaldı ki, müeyyide uygulanan bölümlerde de sadece olayın vahametinin kamuoyuna aktarılmasının amaçlandığı görülmekte ve ihlal teşkil edecek hususlar bulunmamaktadır.
7. Haberlere ilişkin aşağıda sunulan (Uzman Raporunda yer almayan) kısa deşifrelerde de görüleceği üzere, halkın sosyal medyada her gördükleri paylaşıma inanmamaları ve doğruluğunu teyit etmeden paylaşmamaları ya da gönüllülerin ekiplerin yangın söndürme tekniklerini bilmeden videolar çekerek “müdahale edilmiyor” tarzı paylaşım yapmamaları konusunda uyarıldığı ve bilinçlendirilmeye çalışıldığı gözlenmiştir.
Örnek olarak 02.08.2021 tarihli Ana Haber Bülteni’nde orman yangınlarına ilişkin yayınlardan (19.00-19.37) bazı deşifreler aşağıda verilmiştir:
a) Orman yangınlarının bulunduğu yerleşim yerlerindeki Belediye Başkanlarının yanı sıra, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin (4 kez;19.03.10; 19.24.26; 19.25.15; 19.25.45), Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve birçok siyasinin konuşmaları yayınlanmış. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın, yangın bölgesindeki Manavgat Kalemler Köyü ziyaretinin haberi de ekrana getirilmiştir (19.36.09). Dolayısıyla, muhalefetin ve bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin değerlendirmeleriyle birlikte siyasi iradenin açıklama ve çalışmaları da haberlerde yer almıştır.
b) “19.04.32 Dış Ses: Gece zaten müdahale edemiyor hava araçları ama itfaiye ekipleri uyumuyor, ormanları terk etmiyor. Alevlere ulaşmak için gecenin karanlığında yol açmaya çalışıyorlar./ Muhabir: Yangın bölgesine dev iş makinaları getirildi. İtfaiyeciler bu iş makinalarının açtığı yollardan alevlere ulaşmaya çalışacaklar. Çünkü arazi çok sarp./ Dış Ses: Tüm çabalara rağmen yangınlar yerleşim yerlerini tehdit ediyor. Soğutma çalışmalarının yetersiz kaldığı bölgelerde alevler yeniden yükseliyor.
c) 19.07.36 Muhabir: Çanakkale’den desteğe gelen Orman Bölge Müdürlüğü çalışanları, aynı zamanda askeri itfaiye aracı da görüldüğü üzere burada/ 19.16.19 Spiker: Ekipler alevleri söndürmek için canla başla çalışırken, evi, bahçesi ağaçları yanan halk da boş durmadı bu mücadeleye katıldı. Omuz omuza destek verdi yetkililere./ 19.30.34 Spiker: İtfaiye ekiplerimiz uyumuyor, ormanlarımızı terk etmiyor haberlerde aktardık sizlere. Allah yangına müdahale eden, yangınla mücadele eden tüm ekiplerimizin yangın bölgesindeki vatandaşlarımızın yardımcısı olsun.”
03.08.2021 tarihli Ana Haber Bülteni’nin orman yangınlarına ilişkin yayınlardan (19.00-19.39) bazı deşifreler de şöyledir:
a) (19.02.31) Dış Ses: Bir türlü kontrol altına alınamayan yangınlar için insansız hava araçları görüntü alıyor, koordinat bildiriyor. Uçaklar da belirlenen hedeflere su bırakıyor. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne ait botlar, denizden su sıkıyor alevlere. Toplumsal olaylara müdahalede kullanılan tomalar da, yangın bölgelerinde.
b) (19.09.13) Muhabir: Bu termik santral aslında Milas’ta yangın başladığından bu yana özellikle kırmızı noktayla gösterilen bir yerdi. Çünkü kritikte önemliydi alevlerin buraya gelmemesi… Zaten Jandarma ekipleri bölgeyi ablukaya almış durumda, gerekli tüm tedbirler de alındı… Hemen arkada iş makinaları termik santralin çevresinde kazı yapıyorlar, ağaçların yanmasını engellemek için.
c) (19.12.23) Marmaris Belediye Bşk. Mehmet Oktay: Karadan inanılmaz özverili şekilde tüm ekipler çalışmalarını sürdürüyor. Ama coğrafi özelliklerimizden kaynaklı her alana karadan ulaşabilmek, müdahale edebilmek mümkün olmuyor… Lütfen daha çok hava desteği, helikopter ve uçak sayın yetkililerimiz.” şeklinde açıklamalar yer almıştır.
d) (19.38.32) Spiker; “Yangınlarla ilgili ufak bir uyarım olacak. İyi niyetli vatandaşlarımız arasında bile tansiyon yükselebiliyor bölgelerde. Lütfen ama lütfen resmi görevlilerimizi dinleyelim. Hepimiz çok hassasız. En ufak yanlış bilgi çok daha dramatik sonuçlarla karşılaşmamıza neden olabilir. Ve iyi niyetinizi sömürmek isteyen kişiler olabiliyor yardım kampanyaları ile ilgili, sadece resmi kurumlara itibar ediniz efendim.”
04.08.2021 tarihli Ana Haber Bülteni’nde orman yangınlarına ilişkin yayınlardan (19.00-19.36) bazı deşifrelere de bakacak olursak:
a) (19.01.34) Muhabir: Karadan ulaşımın mümkün olmadığı bölgelere, hem havadan hem de denizden müdahale devam ediyor. Havada helikopterler denize inip suyu alıyor ve alevlerin üzerine bırakıyor. Denizde ise Kıyı Emniyeti’ne bağlı birimler, denizdeki suyu alevlerin üzerine sıkıyor… Bölgeye Hücum Botu ve Çıkarma Gemisi de gönderildi.
b) (19.04.43) Isparta’daysa TSK’den destek istendi. Dağ Komando Okulu’ndan itfaiye, arazöz, su tankeri, personel söndürme çalışmalarına destek için gönderildi.
c) (19.10.35) Gece insanüstü bir çaba verildi korkulan olmasın, diye. Santral çevresine hendek kazıldı. Ören’in girişinde Kemerköy Termik Santrali’nin alevlere teslim olmaması için gerekli tüm tedbirler sabah saatleri itibarıyla iyice artırıldı. Görüldüğü üzere santralin sırt tarafında bir hendek açılıyor ve orada arazözler var, itfaiye ekiplerini görüyoruz.
d) (19.22.05) Spiker:… aman dikkat dediğim noktalara. O kadar yanlış bir bilgi akışı ve görüntüler var ki sosyal medyada, lütfen itibar etmeyiniz. Teyit edemediğiniz bilgiyi kesinlikle paylaşmayın. Evet bir koordinasyonsuzluk sorunumuz var. O nedenle şu veya bu konuda yangın var bilgisi teyitsiz paylaşılmamalı. Zira gerçekten ihtiyacı olan bölgeye yardımı engellemiş olursunuz.
e) (19.26.13) Spiker: Sosyal medyanın yadsınamayan gücünü doğru kullanmalıyız. Her görüntüye itibar etmeyiniz tekrarlıyorum.(Eski bir yangın videosunun yeni gibi paylaşıldığı örneğini verir.)… Ama sakin olmak zorundayız hala özellikle klavye başındaysak. Bir izleyicimiz de diyor ki, ‘Yangın yerlerine gelen bazı gönüllüler, ekiplerin kontrollü yangın tekniğini bilmeden videolar çekip paylaşıyorlar, ekipler müdahale etmiyor gibi, sadece seyrediyor gibi yayın yapıyorlar. Bilgi yok, fikir çok aman dikkat’ diyor, izleyicimiz de.
8. Yukarıda örnekleri de verilen içeriklerle birlikte düşünüldüğünde, müeyyideye maruz kalan yayıncı kuruluşun, ihlal olduğu iddia edilen yayınlarını da kapsayacak şekilde, sağduyulu bir yayıncılık yaptığı görülmektedir. İçinde bulunduğumuz çağda, sosyal medyanın ne kadar kısa sürede ne kadar geniş kitlelere ulaşabildiği göz önüne alındığında, kriz zamanlarında en önemli hususlardan birisi olarak karşımıza çıkan bu soruna sıklıkla, defalarca dikkat çekilmesi, izleyicilerin uyarılması bir sorumlu yayıncılık anlayışı örneğidir.
9. Uzman Raporu’nu; “Her üç günde de, kriz zamanı habercilik etiğinden uzak, siyasi iktidar hakkında yanıltıcı, kriz zamanı haber alma hakkını kullanmak isteyen izleyicide endişe, panik, korku ve infial yaratacak şekilde yayın yapıldığı” iddiaları üzerinden temellendirmiştir. Oysaki Üst Kurul uzmanlarının görevi arasında siyasi iktidar hakkındaki eleştirilerin niteliğini sorgulamak bulunmamaktadır. Üst Kurul uzmanının görev ve sorumluluk alanı, yayınları 6112 sayılı Kanun çerçevesinde incelemektir, ihlal olduğunu düşündüğü yayınlar hakkında rapor tanzim etmektir. Yayınların içeriğinin, yanıltıcı olup olmadığı hükmünü/ iddiasını “siyasi iktidar üzerinden” ve/veya “siyasi iktidara atfen” kuramaz. Bir yayında yanıltıcılık varsa bile, bu “siyasi iktidar hakkında” vurgusuyla pekiştirilmeye çalışılacak bir unsur değildir.
10. Aksi düşünülse bile bir yayının “siyasi iktidar hakkında yanıltıcı” olabilmesi, tek taraflı ve sadece muhalif siyasi kanadın açıklamalarına yer vermesiyle mümkündür. Üstelik yukarıdaki deşifrelerde isimleri verilerek gösterildiği üzere, yayınlarda yangınlara müdahaledeki eksik ve yetersiz kalınan noktalara ilişkin muhalif görüşlerle birlikte, hükümet yetkililerinin bu eleştirilere ilişkin açıklama ve bilgilendirmeleri de defalarca tekrarlanmıştır. Ayrıca, yangın bölgelerindeki canlı yayınlarda, yangınların boyutuyla birlikte ekiplerce alınan tüm önlemler ve çalışmalar, kullanılan araçlar gibi, söndürme çalışmalarının her aşaması ekrana getirilmiştir.
11. RTÜK’ün söz konusu kararı kamuoyunda; “RTÜK’ten ‘O kadar hızlı geliyor ki alevler, kâbus gibi…’ cümlesine ceza… Canlı yayında ‘O kadar hızlı geliyor ki alevler, kâbus gibi…’ diyen muhabiri yüzünden FOX TV para cezası aldı.” şeklinde yansımıştır. Kararı, kamuoyuna yansıdığı şekliyle değerlendirdiğimizde dahi ulaşacağımız nokta Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatladır.
12. Yerleşik içtihatlar habercilerin, haberi veriş şekline karışılmasını mümkün kılmamaktadır. “Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın 26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır. (AYM, Ali Suat Ertosun Başvurusu, Başvuru No:2013/1047, § 66)”
13. Söz konusu Üst Kurul Kararının sonuç bölümünde şu ifade yer almaktadır:
“…Yangın sırasında ve sonrasında oluşan kriz zamanında ekranda olması gereken doğru bilgi akışı, sağduyulu ve yatıştırıcı açıklamaların aksine, yanıltıcı, endişe verici, infial oluşturabilecek nitelikte olduğu, özellikle de haber muhabirinin panik haldeki infial oluşturacak sunumunun ekrana getirilmesiyle, kriz zamanı habercilerden beklenen kamusal sorumluluk ve yayıncılık anlayışla bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır… Bu nedenle…” Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, “haberin veriliş şekli” nedeniyle alınan bu karar, anılan AYM kararını ihlal etmektedir.
14. Öte yandan, tüm bu tartışmalar ışığında müeyyideye konu olan yayınlar bütünü, ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün güvencesi altındadır. İfade özgürlüğü, bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir.
15. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, kışkırtmaya başvurmayı, hatta yayınının konusu ve yayının gerçekleştiği ortam itibarıyla insani refleks ve duyguların yansıtılmasını da içerir. Bu bağlamda, adı geçen muhabirin yaşananlardan duyduğu üzüntüsünün veya varsa korkusunun yayın sırasında ekranlara yansıması insani bir durumdur. Ve insani bir durum olduğu kadar yangın özelinde bölgede yaşanan gerçekliğin en yalın haliyle izleyiciye aktarılması açısından olumlu bir örnektir.
16. Aktarılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, ifade özgürlüğünün, sadece "düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil, aynı zamanda sahip olunan "düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak "haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
17. Üstelik Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
18. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır.
19. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik hâle gelen içtihatlarına da bakmak gerekir. Bu içtihatlarda, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü "haber” ve "düşüncelerin” değil, devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesini bizlere anımsatır. Dahası, bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerektiği de vurgulanır. İfade özgürlüğünün, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olduğu ve bu özgürlük olmaksızın "demokratik toplumdan” bahsedilemeyeceği ifade edilmektedir. (Handyside/Birleşik Krallık. B.No: 5493/72, 07.12, 1976)
20. Başka bir anlatımla ilgili müeyyide için RTÜK tarafından gösterilen gerekçelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası açısından ilgili ve yeterli olmadığı da görülecektir. (Sunday Times/Birleşik Krallık, (no1), B.No:6538/74, 26.05.1979)
21. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, https://www.anayasa.gov.tr/media/3542/aihs_tr.pdf, Erişim Tarihi, 07.10.2022)
22. Bu bağlamda yukarıda açıkladığım düşünce ve değerlendirmelerim ışığında yaptırıma konu olan yayınların İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade ve basın özgürlüğünün açıkça güvencesi altında olduğunu düşünüyorum.
23. Demokratik bir toplumun en temel özgürlük alanlarından biri olan ifade özgürlüğünün evrensel sınırları, Üst Kurul kararına konu olan haberlerde dile getirilen görüşlerin güvencesidir. Bu haliyle, ifade edilen görüşleri ve ifade eden kişiyi korur. İfade özgürlüğü, her türden iktidar alanına karşı bu alanın dışında kalan ve/ veya dışında kaldığı düşünülen düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesidir. Sadece iktidarlarca ve onun kontrolündeki kurullarca makul kabul edilenin açıklanması ise, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasından ziyade, makul kabul edilene aracılık etmektir. İktidar alanının kurduğu hegemonyaya karşı, çoğulculuğu, fikrî ve vicdani hoşgörüyü ve özgür düşünceyi savunmak, ifade özgürlüğünün temel kurallarındandır.
Sonuç itibarıyla;
İlgili yayın kuruluşunun her üç günlük yayınında da, objektif haberciliğin yapıldığı, sık sık sosyal medyadaki doğru olmayan paylaşımlara ilişkin halkın uyarıldığı ve bilinçlendirilmeye çalışıldığı, iktidar/muhalefet kesiminden her açıklamaya dengeli bir şekilde yer verildiği, dolayısıyla üç günlük haberlerde de ihlal unsuru taşıyacak hususun bulunmadığı ve Üst Kurulca 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle müeyyide uygulanmasının kabul edilemez olduğu gerekçeleriyle, söz konusu karara karşı oy kullandım. 13.10.2022


