İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 25.10.2021 tarih ve 1487 sayılı yazısına konu H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 15.10.2021 tarihinde saat 21:01’de yayınladığı "Perdenin Önü Arkası" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 15.10.2021 tarihinde saat 21:01’de yayınlanan, sunuculuğunu Özlem Gürses'in yaptığı, İpek Özbey, İsmail Saymaz, Hakan Çelenk ve Metin Cihan’ın konuk olarak katıldığı, "Perdenin Önü Arkası" adlı programda geçen diyaloglarda; “Şimdi haber tabii ki belgelerin, çok sayıda belge var. Bunların içinde böyle toplantı tutanakları var. Birbirine yazdıkları var. Böyle basit bilgisayara alınmış notlar da var. TÜGVA başkanının bunlar bizim normal faaliyetlerimiz dediği, gerçekten de normal karşılanabilecek belgeler de var. Ama haber değeri olan benim için baktığım zaman üzerinde incelemeye çalışırken biraz da böyle şaşırtıcı ya da bazen şok edici olan şey attığım başlıktı. Bu bir paralel yapılanma belgesiydi aynı zamanda. Ne yapıyorlar? Bunların yurtları var. Cemaat yurtları bunlar. Dini eğitime dayalı. Ben onu dini istismar diye kullanmayı tercih ediyorum. Gençleri alıyorlar. Yurtlarda yetiştiriyorlar. Ya da başka networkler de ağlar da var. Sonra bu kişiler bir yerlere atanacak. Bir yerlere yerleşecek. O yerleşme tıpkı eskiden olduğu gibi, cemaatin yaptığı gibi, Fettullahçıların yaptığı gibi kim orduya yerleşecek, kim emniyete yerleşecek, kim hakim olacak savcı olacak? Bunların referansları kimler? Çoğunlukla TÜGVA yöneticileri. Bazen milletvekilleri, milletvekili danışmanları vesaire. Bu bir paralel yapı. Yani ben, beni şaşırtan şey şuydu. Bu bunlar cemaatin, Fettullahçıların, FETÖ deniyor şimdi. Fetö soruşturması geçiriyorlar. Onların yaptıkları arasında ne fark var. Dini eğitime dayalı bir tarikat yurdu kur. Gençleri oraya al. Bir çeşit tornadan geçir. Ondan sonra da onu çok kritik devlet içindeki kurumlara yerleştir. Bunu da niye yapıyorsun. Onlara kariyer sunmak falan değil. Sonra senin her istediğini yapmaları için. Hukuksuz bile olsa. Yasa dışı bile olsa. Bunun örnekleri ile dolu zaten Türkiye gündemi. Dolayısıyla bunun bir paralel yapılanma olduğunu gördüm…-Metin hangi evraklara göre bunu söyleyebiliyorsun? -Hangi evraklara göre söylüyorum. Astsubay aday listesi var. Subay aday listesi var. -Nedir bu liste yani? Astsubay aday listesi ne ifade eder bizim için? Ne ifade etmeli? -Bu listelerin başında bir TC kimlik numarası var. Sıra numarası var. İkinci sütun TC kimlik numarası. Üçüncü sütun başvurucu kişinin, aday kişinin adı soyadı. Dördüncü sütun telefon numarası. Beşinci sütun eğitim geçmişi. Sonra referansının kim olduğu. Nereye yerleşmek istediği ve referansının kim olduğu. Hepsi açık açık yazıyor. Tabi ki bunun bir gün açığa çıkacağını düşünmemişler. -Hangi kurumlar için hazırlanmış bunlar Metin?... -Devlet dairelerinde memurluk için de yani hepsini çok net tanımlayamam. -Ama en çok Adalet Bakanlığı olduğunu söylemiştiniz galiba değil mi twitterda. -Hayır yok öyle bir şey söylemedim. Açıkçası saymadım. Adalet Bakanlığı çok var ama...- Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı. -Ben şunları gördüm. Polis Özel Harekat gördüm. Astsubayları gördüm. Subay gördüm. Bir de karışık bir liste var. Ve o listede Adalet Bakanlığı da var. Başka kuruluşlar da var diye gördüm.... -Diğer boyutları acayip. Başka yanları da var tabii ki. Ama paralel yapılanmanın en çok göstergesi olan evet şimdi getirdiniz ekrana. Yurtlarla ilgili aslında…. -Metin şimdi bu ekranda senin iddiana göre Fettullahçılara ait olup daha sonra KADEM, TÜGVA, TÜRGEV, İLİM YAYMA VAKFI gibi kuruluşlara pay edilen, paylaştırılan yurtlar listesi var. Bunu teyit edebildin mi?- Şimdi birincisi bu organizasyonun nasıl yapıldığı ile ilgili kaynağın yazdıkları var. Gönderdiği mailde. Yedi tane artık dernek vakıf demekte inanın zorlanıyorum, böyle oluşum mu diyeyim? Ne diyeyim? Yedi tane oluşum var, evet. Organizasyon var. İsimlerini söyleyeyim. Sayabilecek miyim bakalım. TÜRGEV, TÜGVA, ENSAR, KADEM, ÖNDER, İLİM YAYMA ve onu hep unutuyorum. Yedi tane kurum..." şeklinde ifadelere yer verilmesi nedeniyle, söz konusu yayınların 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının, (ç) bendinde belirlenen; ""..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle, “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
Karşı Oy kullanma gerekçelerim aşağıda belirtilmiştir:
1. Perdenin Önü Arkası isimli programda “TÜGVA Dosyası” olarak adlandırılan bölüm, 22.05.58-22.46.13 /40 dakika 17 saniye ve 23.00.08-23.09.02/8 dakika 52 saniye saatleri arasında, yani yaklaşık 50 dakika süre ile yer almıştır. Ancak Uzman Raporu’na yayının 22.19.21’den itibaren 4 dakika 34 saniyelik süresi konu edilmiştir. Dolayısıyla, Üst Kurulun müeyyide kararına dayanak oluşturan rapor, içeriği itibarıyla eksiktir. Raporda sadece iddialar bölümü ele alınmış, iddiaların dayanağı olan belgelerin birkaç kanaldan teyit edilmesi gibi konunun can alıcı bölümündeki konuşmalar yansıtılmamıştır. Yayının -raporda bulunmayan- bölümlerine dair bazı deşifrelere baktığımızda:
“(22.14.00) Metin Cihan: Büyükada’da hepimizin bildiği TÜGVA ile İBB arasında yaşanan sorun. Orda kaymakamın bu kadar hukuksuz bir şeye neye güvenerek, ya da neyden korkarak girişebileceğini merak ettim… Kaymakam nasıl oraya polisi gönderir ve bunu durdurur. Sonra kaymakamı araştırmaya başladım. Soruma da yanıt bulduğumu söyleyebilirim. Sicili çok bozuk bir kaymakamla karşılaştık. Hakkında yolsuzluk dosyaları var… Ondan sonra bir twitter mesajı geldi… Dedi ki bende TÜGVA ile ilgili belgeler var tabii ki dedim…Tabi önce teyit etmem lazım, incelemem lazım. Emin olmam lazım… Ciddiye aldım ve duyurmaya karar verdim. Galiba Pazar günüydü. TÜGVA ile ilgili haber yapacağımı söyledim. Orada zaten bir telaş başladı oradan belliydi her şey. Bunun çok belgelerin net olduğunu oradan da anladım karşı taraf ta TÜGVA’da inanılmaz bir telaş başladı. Her yeri arıyorlar, herkese soruyorlar bu sızıntı nasıl ortaya çıktı?... Sonra da 3 gün üzerinde çalıştım. Emin oldum, ya da paylaşabileceğim kadar kanaat getirdim. (22.18.27) O BELGELER TÜGVA’NIN GENEL MERKEZ BİLGİSAYARINDAN BİR ŞEKİLDE YEDEKLENMİŞ BELGELER. Herkes kaynağımı merak ediyordu… Bir yerden sonra bunun da önemi yok ÇÜNKÜ BELGELER GERÇEK, GERÇEĞİ YANSITIYOR ve zaten günlerdir süren tartışmalar da bunu gösterdi. TÜGVA da kabul etti bunun bir sızıntı olduğunu kabul etti.”
“(22.23.59) M.Cihan: Kaynağın söylediği Fethullahçılardan kalan yurtları hepsini alalım ama nasıl alalım, kendi aramızda paylaşalım… İki liste birinde 700 küsur yurt birinde 200 küsur yurt var. Hepsi taleplerini iletiyor biz buradakini istiyoruz diye… Şimdi teyit etmenin çok kolay bir yolu var aslında. Türkiye’nin önemli gündemlerinden biri yurtsuz, yersiz yurtsuz kalan öğrenciler değil mi? Oysa bu kadar yurt var düşünün. Bu kadar yurt bir şekilde kamunun hizmetine sunulabilirdi, öğrencilerin hizmetine sunulabilirdi ama bir tarikattan bir cemaatten alınıp başkalarına verildi. Bu açıdan hiçbir şey değişmiyor. Yani Fethullahçılardan kurtulduk bunun ne anlamı var? Hem Devlet içindeki kadrolaşma paralel yapı, liyakatsiz insanları torpille savcı yapmak, hâkim yapmak, böyle bir emirle bir telefonla hareket edebilir hale getirmek hem de mesela öğrencilerin yaşam alanlarını yurtlarını ellerinden almak. Sonuç bu.”
(22.25.52) Gürkan Zengin: …Peki, manipüle edilme ihtimalin belgelerin sahte olması ihtimali yani Fethullahçı çetenin ne işler çevirdiğini, neler yapabildiğini de biliyoruz. Dolayısıyla artık sadece hakikat ve gerçek belgelerle iş yapmak gerçeğiyle karşı karşıya Türkiye. Emin miyiz? Teyit edilebildi mi? Kaynağı da tanımadım diyorsun.
İpek Özbey: Teyit edildi aslında bir yönetici tarafından.
Gürkan Zengin: Kim? Ne şekilde teyit edildi? Dosyaya çok hakim değilim.
İpek Özbey: TÜGVA’nın bir yöneticisi tarafından teyit edildi.
Gürkan Zengin: Ne dedi? Bunlar doğrudur dedi mi?
İsmail Saymaz: TÜGVA’nın Genel Başkanı. Şöyle dedi. Şimdi iki aşamada. Ben kendim aradım. Enes Eminoğlu’nu. Bana şunu demişti.
Özlem Gürses: Enes Eminoğlu TÜGVA’nın Başkanı.
İsmail Saymaz: TÜGVA Genel Başkanı. Bana dedi ki; “Bu bilgiler bizim bilgi havuzumuzdan alınıp, daha sonra montaj yapılarak servis ediliyor.” Bana dediği buydu. Ama benden bir gün sonra Cüneyt Özdemir’in programına çıktığında Metin’e bilgileri gönderen kişinin daha önce Genel Merkezde çalışan eski bir FETÖ’cü olduğunu ve evrakları sızdırıp, alıp Metin Cihan’a sızdırdığını ifade etti. Bir önceki gün ile açıklaması arasında fark vardı. Dolayısıyla bu evrakların aslında Genel Merkezden kopyalanıp ulaştırıldığı...
Gürkan Zengin: Ama bir de montaj kelimesi var.
Hakan Çelenk: Montaj şu. İller olarak 81 ilin adı var sıralanmış, atlamalar var diyor bazı iller atlanmış diyor. Bazı belgelerde onun tamamı da çıktı. Atlanması onun şöyle: Bazı illerde TÜGVA’nın yurdu yok. Onu sıralamadan çıkarmışlar…
İsmail Saymaz: … Ben de bir kısmını çek ettim. Nasıl çek ettim? Mesela yurtlar listesine baktım, o yurtlar gerçekten de 15 Temmuzdan sonra isim değiştirilmek suretiyle ilgili vakıflara devredilmiş.
Hakan Çelenk: Kamuya açık bilgilerde de var.
İsmail Saymaz: Var, var. Mesela ben Polis Harekât Listesindeki ilk 10 sıradaki polisleri tek tek polis demeyim kişileri aradım,
Hakan Çelenk: Biz kişileri diyelim.
İsmail Saymaz: Polis demeyim kişileri aradım. Bunlardan yarısı telefonunu hala kullanıyor. Aradığım kişilerin hepsinin TC kimlik numarası, eğitim yerleri doğru, bunların benim konuştuklarımın, 5 kişi konuştuysam 3’ü TÜGVA ile gönül bağı olduğunu, adının referans listesinde olduğunu, kimi polis sınavına girdiğini kazanamadığını, kimi sınavı kazanıp mülakata girmediğini, referanstan bilgisi olduğunu söylediler.
Hakan Çelenk: Biz o gün 38 kişi ile görüşmüşüz. 14’ü Devlette, Devlete girmiş, hâkim, savcılık sınavlarını kazanmış.
Gürkan Zengin: Orda öngörüldüğü gibi?
İsmail Saymaz: Tabi, tabi orda yazıldığı gibi.
Gürkan Zengin: Orda yazıldığı gibi.
İsmail Saymaz: Evraklar 2016-2017’e ait bu arada.
Hakan Çelenk: Kişilerle de konuştuk. Açık kaynaklarda da var zaten, bazılarının işe girdiği, çok net belgeler.
şeklindeki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, söz konusu belgelerin gerçekliği üzerinden yapılan teyit amaçlı çalışmalara ilişkin konuşmalar, raporda bulunmamaktadır.
2. Yayının devamında; İpek Özbey de iki gün önce kendisine söz verdiği için ismini açıklamayacağını belirterek, TÜGVA’nın kurucularından bir isimle görüştüğünü, TÜGVA’ya 2015’te girmiş milli görüş geleneğinden gelen bir isim olduğunu ve 2017’de ayrıldığını, tüm olan bitenin doğru olduğu konusunu teyit ettiğini, İsmail Saymaz da, eski TÜGVA Van İl Temsilcisi, şimdi Gelecek Partisi Van İl Temsilcisi Tamer Özsoy’un 2017-2018’e kadar temsilciliğini yaptığını, Türkiye’de birçok kuruma TÜGVA havuzundan insanlar alındığını doğruladığını ifade etmişlerdir.
3. Konuk Metin Cihan da bir gazeteci olarak; “İki liste birinde 700 küsur yurt birinde 200 küsur yurt var. Türkiye’nin önemli gündemlerinden biri yurtsuz, yersiz yurtsuz kalan öğrenciler değil mi? Oysa bu kadar yurt var düşünün. Bu kadar yurt bir şekilde kamunun hizmetine sunulabilirdi, öğrencilerin hizmetine sunulabilirdi ama bir tarikattan bir cemaatten alınıp başkalarına verildi. Bu açıdan hiçbir şey değişmiyor. Yani Fethullahçılardan kurtulduk bunun ne anlamı var? Hem Devlet içindeki kadrolaşma paralel yapı, liyakatsiz insanları torpille savcı yapmak, hâkim yapmak, böyle bir emirle bir telefonla hareket edebilir hale getirmek hem de mesela öğrencilerin yaşam alanlarını yurtlarını ellerinden almak. Sonuç bu.” şeklindeki ifadeleri ile hem ülkemizdeki yurt sorununun nedenlerinden birini sorgularken, aynı zamanda çözüm kaynaklarından birini de göstermektedir. Bu gibi durumlarda kamu otoritesinin müdahaledeki konumunu ve/veya müdahalenin yanlış/eksik olduğu düşünülen boyutlarını kamuoyuna aktaracak şekilde yayıncılık yapmak da yayıncıların görev alanındadır. Ki, medyanın “kurumların işleyişindeki eksik yönleri ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır. Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir.
4. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. No.lu içtihat metninde:
“Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 90/5. maddesinde yer alan "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir… 19.03.1954 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi" (AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir. Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.
İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, "Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar", ikinci fıkrasında ise, "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, hoşa gitmeyen fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Castells/İspanya vb. Kararlar).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır. Yazı veya Sözler; a) Şiddet, bir araç olarak öngörülüyorsa, b) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa, c) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,d) İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa, İfade hürriyetinden yararlanmayabilir (Sürek/Türkiye, no. 1, Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer/Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı)…
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı)…
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13, 14, 25, 26 ve AİHS'nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.”
Yukarıda atıfta bulunduğum Yargıtay metninde de görüleceği üzere; ifade özgürlüğünün sınırları, “şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler ile azınlıklara karşı nefret söylemi” istisnaları dışında belirlenmektedir. Dolayısıyla, söz konusu yayında kullanılan ifade ve iddiaların bu kapsamlar dışında olduğu ortadadır ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
5. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,
https://www.anayasa.gov.tr/media/3542/aihs_tr.pdf, Erişim Tarihi, 07.10.2022).
6. Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasını sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Sonuç itibarıyla, söz konusu yayında küçük düşürücü aşağılayıcı ve iftira içerikli bir ifade bulunmamasına, sunulan belge ve bilgilerin teyit edildikten ve doğruluğundan emin olunduktan sonra ekrana yansıtıldığının özellikle belirtilmesine ve ihlal teşkil edecek bir hususun bulunmamasına rağmen, Üst Kurulca 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle müeyyide uygulanmasının kabul edilemez olduğu gerekçesiyle, söz konusu karara karşı oy kullandım. 13.10.2022


