İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.05.2022 tarih ve 507 sayılı yazısına konu FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 25.04.2022 tarihinde saat 18:01’de yayınladığı "Ana Haber Bülteni" ve 26.04.2022 tarihinde saat 14:31’de yayınladığı "Haberdar" adlı program yayınlarına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta; kamuoyunda “GEZİ DAVASI” olarak bilinen davanın mahkeme kararı sonrası, 25.04.2022 tarihinde saat 18:01’de canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Can Ataklı’nın yaptığı "Ana Haber Bülteni" adlı haber programda,
CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL’İN;
“Değerli arkadaşlar, burada bugün sonlanan davada hukukun ve adaletin gereği yapılmadı. Sadece ülkeyi yöneten bir tek adamın gönlü yapıldı. Sayın Kavala'nın deyimiyle, Türk hukuk sisteminde olmayan bir halk jürisinin başkanı olarak kendi kendini atamış birisi, mahkemelerin verdiği beraat kararlarının tanımıyor. Salıverme kararlarını tanımıyor ve diyor ki tanımıyorum ve saygı duymuyorum diyor. O mahkemeler ki yetkilerini, güçlerini önce kanunlardan ama en üstte Anayasa'dan alırlar. Hakim teminatını hiçe sayan, mahkeme bağımsızlığını yok eden, kuvvetler ayrılığını ayakları altında ezen birisi Anayasal yetkileri tanımadığı için aslında kendini tanımıyor. Kendinin meşruiyetini ortadan kaldırıyor.
Bugün burada verilen karar sadece ve sadece paranoyak bir yönetim anlayışının, her yaşanan toplumsal olaydan kendine bir mağduriyet, bir darbe çıkarma çabasının son dönemlerde düştüğü derin çaresizliklerden ötürü geçmişteki son derece barışçıl, çevre duyarlılığıyla harekete geçmiş kişilerin yaşam şekilleri, yaşam tarzlarıyla mücadeleye itiraz etmiş, barışçıl insanların yaptığı ve sonuç vermiş bir protestoyu, bir parkı kurtarmış, ağaçları kurtarmış bir protestoyu şeytanlaştırarak kendisine mahkûmiyet karşısına da şeytan olarak göstereceği masum insanları şeytanlaştırma, ötekileştirme ve hedef göstermenin son noktasıdır. O kan emerek yaşayan bir vampir gibi bugün bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire bizim, hiçbirimizin, hiçbirinizin, hiçbir yapının tek başına gücü yetmez ama hepimizin gücü yeter.
Mücella Yapıcı'yı 72 yaşında Bakırköy ceza evine koyacak kadar küçülmüş, alçalmış ve buna tenezzül eden birisinin bizim karşımızda dizleri titremektedir, herkes bunu bilsin. Biz birlikte oldukça biz karşımızdakilerin ne yapmaya çalıştığını bildikçe, bugün içeriye aldıkları aydınlar korkmayacak. Bu saray rejiminin korkak efendileri tir tir titreyecek. Buradan bütün Türkiye'ye söz veriyoruz ant olsun ki bu kumpası kuranlardan, beraat etmiş geziyi yeniden yargılama talimatı verenlerden, serbest bırakılmış Osman Kavala'yı cezaevi kapısında bir daha yakalayıp onu casusluk ithamıyla tutuklayıp, bugün casusluk yokmuş pardon öyle bir suç yok. İki yıldır boşuna tutuyormuşuz; ama eskiden beraat aldığı bir davadan hüküm veriyoruz diyenlerden hesap soracağız. Ant olsun ki Soma'nın da Gezi'nin de AK PARTİ'nin zulüm ettiği herkesin de hesabını teker teker soracağız...
Bugün biz diyoruz ki birisi masum insanları, çevreci insanları, aydın insanları mahkum etmeye çalıştı. Onların üzerine kapanan mahkeme kapıları, onların üzerine kapanan cezaevi kapıları onları mahkûm edemez. Gezi özgürdür, Kavala özgürdür. Bugün tutukladığı bütün arkadaşlarımız özgürdür. Tarih önünde Recep Tayyip Erdoğan mahkum olacaktır, hesap verecektir. Ant olsun ant olsun ant olsun.” şeklindeki açıklamalarına,
26.04.2022 tarihinde saat 14:31’de yayınlanan ve sunuculuğunu Ahmet Hamdi Boryalı’nın yaptığı “Haberdar” adlı programda da;
Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet ŞIK’ın;
“Bugün burayı, bu meydanı doldurabilseydiniz burada bulunanlara seslenmiyorum. Bunu izleyeceklere söylüyorum, bu meydanı doldursaydınız o kadar rahat o kararı veremeyeceklerdi. Bugün bu meydanı dolduracaksınız, yarın başka bir meydanı. Kaybedecek konforunuzdan başka hiçbir şey yok şu anda. Ama ondan vazgeçmezseniz her şeyi ama her şeyi kaybedeceksiniz. Bakın Özgür söyledi, Filiz Abla söyledi. Evet, hepinizin bir yemin etmesi gerekiyor. O yemin çocuklarınıza, çocuklarınızın geleceğine, bu ülkenin var olup olmayacağına dair bir yemin, bir söz. Eğer bugün karşı çıkmazsanız haysiyetinizden vazgeçmiş olacaksınız. İktidar zaten haysiyetsiz, bunlar çete diyoruz ya, çete mafya diyoruz. Buradakilere hâkim, savcı muamelesi mi yapacağız? Bu yargılamadan ne bekliyordunuz? Burada umutla beklediniz mi? Biliyorduk bu kararı. Ama itiraz etmeyen herkes ama herkes bu kararın sorumlusudur. Bundan sonra yaşanacak her ihlalin sorumlusu da hiçbir şeye sesini çıkarmayan, bu sessizlik sarmalına teslim olmuş kendine muhalif diyenlerdir.
Geçen de mecliste iktidar vekillerine dedim ki aynaya bakın ve kendinize şu soruyu sorun, biz nasıl insanlarız diye. Acaba ne yanıt vereceksiniz dedim. Şimdi iktidar yanlısı olmayanlar da aynaya baksın ve biz nasıl insanlarız, nasıl yurttaşlarız ki bu arkadaşlarımızı bu mafyaya teslim ettik diye kendine bir soru sorsun. Artık yeter diyemiyorsanız buradaki bütün sorunlar, bu ülkenin bütün sorunları bir avuç insanın sırtına yükleyebileceğiniz kadar hafif değil. Herkes elini taşın altına sokacak. Ve lütfen sorun kendinize nasıl insanlarsınız?” şeklinde açıklamalarına,
ekranda yer verilmesi nedeniyle, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle, “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR.
1. Kamuoyunda “Gezi Davası” olarak adlandırılan, uzun sürelerle ülke gündeminin en önemli konusu haline gelen ve geniş kitlelerin gerek şahsi gerek yakın çevresi dolayısıyla etkileşim içinde olduğu bir mahkeme kararı sonrası, CHP Milletvekili ve Grup Başkanvekili Özgür Özel ile Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık’ın, Adliye önünde açıklamalarda bulunarak, tepkilerini dile getirmeleri, bazı medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda canlı ve/veya banttan yayınlanmıştır.
2. Üst Kurul’un, Flash Haber yayın kuruluşunun, yukarıda adı verilen her iki programına da ihlal olduğu iddiasıyla müeyyide uygulamasının tek nedeni; CHP ve TİP Milletvekillerinin konuşmalarının ekrana getirilmesidir. Üstelik CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in konuşması, yayıncı kuruluş tarafından “canlı” olarak yayınlanmıştır. Bu durumla ilgili, Karşı Oy Yazımın “20. Maddesi” nde detaylı olarak aktarılan Danıştay Onüçüncü Daire’sinin kararı; canlı yayınların hukuki niteliğini açıklar mahiyettedir.
3. Halkın yoğun ilgisine, merakına ve tepkisine maruz kalmış bir dava süreci sonrası, biri Ana Muhalefet Partisinin olmak üzere, iki milletvekilinin açıklamaları, sadece ülke içinde değil, Dünya kamuoyunda da “haber” değerinde ve niteliğindedir. Medyanın görevi halkı ilgilendiren tüm konularda sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymaktır. Söz konusu açıklamaların canlı/banttan yayınlanması ise açıklamaların önemi açısından, hem sorumlu yayıncılık gereği yayıncıların görevi hem de halkın haber alma hakkı kapsamındadır. Kaldı ki, kamuya mal olmuş kişilerin açıklamaları, her zaman canlı olarak ekrana taşınmaktadır.
4. Üst Kurul aldığı bu kararla; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, halkın oylarıyla temsil yetkisi kazanmış iki milletvekilinin açıklamalarının haberleştirilmesi üzerinden, bir yandan milletvekillerinin fikir ve ifade özgürlüğü haklarıyla, siyaset yapma özgürlüğü haklarına müdahale etmiş, bir yandan da halkın haber alma hakkına kısıtlama getirmiştir. Bildiğimiz üzere, demokratik toplumlarda böylesi haksız uygulamalar kabul görmez. Çünkü medya, iktidar sahiplerinin eksik/yanlış ve hatta bazen yasalara aykırı olabilecek faaliyetlerini, bir tür “denetleme” şeklinde belirlenebilecek görev tanımı nedeniyle, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine ek dördüncü bir kuvvet olarak nitelendirilebilmektedir.
5. İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
6. Anayasa Mahkemesinin de yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35).
7. Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
8. Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
9. Anayasa’nın 28. maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü yer alırken, ikinci fıkrada “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. İfade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
10. RTÜK gibi bir kamu makamının temel hak ve özgürlüklere ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koymadan yaptığı müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan ölçütleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).
11. Yerleşik içtihatlar siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Ergün Poyraz (2), § 58). Kamusal yetki kullanan ve kamuoyunca da tanınan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in özellikle siyasilerin sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 62)
12. Siyasetçilerin kullandıkları bazı sözler açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olarak kabul edilebilir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 65).
13. Üstelik ifade özgürlüğü fikirlerin sadece içeriğini değil iletilme usulünü de korur (Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 79). Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., §§ 41, 42; Ergün Poyraz (2), § 77; İlhan Cihaner (2), § 59, 86; Kadir Sağdıç, § 52, 76).
14. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple müdahale eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise kararların çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 60).
15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasını sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
16. AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
17. Ayrıca yine aynı karara atfen, AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
18. Yine AİHM’ye göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
19. Öte yandan, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına bakıldığında da görülecektir ki kamu görevlilerine yönelik eleştiriler de fikir ve ifade özgürlüğünün geniş koruması altındadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır.” (AYM, Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55) Bununla birlikte Mahkeme kamu görevlilerine siyasetçiler gibi geniş koruma sağlamakla birlikte kamu görevlileri ile siyasetçiler arasında bir ayrıma gitmektedir.
20. Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu ve “Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.” unvanlı kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinin ihlal edildiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanmıştır:
Yayın kuruluşu bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda; “…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilmiştir.
RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir.
Ardından RTÜK; BİM kararı nedeniyle Danıştay’a başvurmuş, Danıştay Onüçüncü Dairesi, E:2021/2226 ve K:2021/2262 No.lu kararında da; “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” şeklinde hüküm bildirerek davalı RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
21. Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Sonuç itibarıyla, halkı temsil etmek ve her durumda çıkarlarını gözetmek amacıyla, halk tarafından seçilmiş ve TBBM çatısı altında görev yapan iki milletvekilinin, toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren bir dava süreci sonrasında, bilgilendirmek için yapılmış açıklamalarının ekranlardan yayınlanmasının, ihlal teşkil ettiği iddiasıyla müeyyide uygulanmasını, demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne aykırı bulduğum için, söz konusu Üst Kurul kararına karşı oy kullandım. 28.12.2022


