İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 23.01.2022 tarih ve 116 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 14.01.2022 tarihinde saat 21:00’de yayınlanan ve Uğur Dündar’ın sunduğu “Demokrasi arenası” isimli programa konuk olarak katılan Sedef Akbaş ile sunucu arasında geçen diyaloglarda yer alan;
"Şuna inanıyorum ki Recep Tayyip Erdoğan şöyle dönüp siyasi hayatına baksa kendisine bu toplum, bu halk, bu ülke çok şans verdi. Yani çok iyi makamlara getirdi, çok destek verdi, çok oy verdi, çok paye verdi ama onun karşılığında kendisi üslubuyla, hal ve tavırlarıyla ve siyasetiyle bu topluma karşılığını verdi mi diye dönüp baktığımızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Hani yeni Türkiye, eski Türkiye dediğimizde, yeni Türkiye'de maalesef kutuplaşmış, ortadan ikiye ayrılmış bir tablo ortaya çıkıyor. Hani 1980'li yılların öncesinde ne vardı sağ-sol çatışması vardı. İnsanlar sağcı mısın solcu musun diye hiç tetkik etmeden, kim olduğuna bakmadan sadece klasik bir söylemle sağcıysan düşmansın, solcuysan dostsun ya da tam tersi diyerek saldırıyorlardı birbirlerine, kavga ediyorlardı hatta sokak ortasında öldürüyorlardı. Yani hiç mi ders almadık. Şimdi 2000'li yılların sonrasında ortak dili ortadan kaldıracak ve bu ülkeyi modern ve muhafazakar ya da AKP'li ve karşıtı diye ikiye ayırmayı ve bunu siyaseten yapmayı bir beceri, bir başarı olarak mı görüyor Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Bu mudur başarısı? Şimdi bakalım kullandığı dil; ötekileştirme dili, kutuplaştırma dili, hakikaten mesela mecliste tartışmalar olur mu olur. Fikir ayrılıkları olur mu olur. Ama bunu bir tartışma platformunda yaparsınız, bir atışma yaparsınız, hiciv sanatından yararlanırsınız, ironi kullanırsınız. Ama üslup düşüklüğü ne demektir? Küfretmek ne demektir? Yani çok meşhur bir söz vardır taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır, hadi onu söylemeyeyim büyükbaş hayvan diyeyim. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur denir. Yani tam tersini ifade eder. Şimdi siz bir konum itibarıyla bu ülkeyi kucaklamanız gerekirken, fikir ayrılığınız da olabilir, hayata bakışınız da farklı olabilir. Kendinizi muhafazakar-İslamcı olarak da tanımlıyor olabilirsiniz", "Ki ötekileştirilmekten en fazla yakınarak, en fazla mağduriyet yaşadığını öne sürerek iktidar olmuş bir daha ötekileştirmeyi asla söylem olarak benimsemeyeceğini ifade etmiş, kenardaki çevredeki muhafazakar, mütedeyyin kitleyi merkezdeki laik, seküler yaşam biçimini içselleştirmiş kitleyle mix ederek Türkiye'nin özlem duyduğu bir sentezi oluşturacağını iddia ederek iktidar olmuş bir partinin genel başkanı." şeklindeki ifadeler nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci paragrafı (b) bendinde yer alan "Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle idari yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu haber ve yorum eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında TELE 1 logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı programa, muhatabının “Cevap ve Düzeltme” hakkını kullanması gerekirken, yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım.

