İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 02.09.2021 tarih ve 1156 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TR 35" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 07.06.2021, 17.06.2021, 21.06.2021, 28.06.2021 ve 05.07.2021 tarihlerinde yayınlanan moderatörlüğünü Mithat Umutoğulları'n yaptığı, "8.Gün" adlı programda yer alan;
07.06.2021 tarihinde yayınlanan bölümde; "(...) Seçimler yapıldı, seçimde işte yine aynı belediye başkanı devam etti. Sonrasında acayip derecede bir baskı oluşmaya başladı. İşte yazılar, cezalar, işte atık durduruyorlar... Belli firmalar teklifler veriyor o teklifler doğrultusunda biz onları bedeli karşılığında satıyoruz ve bundan da her yapılan yani orada yapılan en ufak bir işlemden dahi belediye ay sonunda cirodan %12,5 pay alıyor ... Ben ortağıma dedim ki bak arkadaşım burada ne oluyor dedim yani bana bir anlat dedim bu durumu sen 3 yıldır buradasın. Dedi ki bak dedi bizim dedi burada dedi bir belediye başkanı burayla ilgili sürekli bana işte E. Y. üzerinden, A. T. bahsettiğim kişileri de E. Y.'ı biliyorsunuz, A. T. da Bengütürk'ün sahibi aynı zamanda MHP'de bilinen biri. Bunların üzerinden bana sürekli işte aylık %12,5 belediyenin payı var ama cirodan %17'sini de Belediye Başkanı istiyor, bunu ben kabul etmiyorum, kabul etmediğim için de hep sıkıntı oluyor. ... Peki hiç sormadınız mı kim adına bizimle konuşuyorsunuz, biz bu payı niye veriyoruz?- Soruyoruz diyor ki ben diyor Başkan ne diyorsa onu yapıyorum diyor.- Yani Başkan'ın mı böyle bir talebi var?- Tabii, tabii bu taleplerin hepsi Başkan'ın. Oradaki sürecin tamamının, taleplerin, isteklerin, yaptırımların hepsinin sorumlusu Başkan.”,
17.06.2021 tarihinde yayınlanan bölümde; “-Şimdi diyor ki H. N. K.; "Belediye Başkanı benden bu isimler üzerinden %17,5 rüşvet istedi." açıkça bunu söylüyor. Peki, bu kadar uzun zamandır bunu dile getiren bir kişiyle ilgili Sayın Belediye Başkanı C. E. acaba dava açmış mıdır, dava açması gerekmez mi? Bununla ilgili bir dava açmış mıdır ya da bununla ilgili neden açıklama yapmaz? Düşünün belediyeye ait bir tesisin ihalesini alan bir firmanın sahibi diyor ki; "Ben burada çalışırken -belediyeyle organik bağları da var, ortak yani küçük ortak belediye- belediyenin başındaki kişi belediyenin bütün imkânlarını kullanarak, bütün belediyenin o gücünü kullanarak, devletin bütün kanuni gücünü kullanarak benden %17 kar payı, yani bana %17 rüşvet vereceksiniz diyor. ...”
28.06.2021 tarihinde yayınlanan bölümde; “Belediye sürekli bize şu açıklamaları gönderiyor. İşte H. N. K. ya da şahıslar notere giderek satış sözleşmelerini yasal bir şekilde yapmışlardır. Zaten buna bir itiraz yok ki. Yani buna kimsenin itirazı yok. Gelip zorla elimizden aldı demiyor. Ama belediyenin kamu gücünü kullanarak, H. N. K. ne diyor? 200 milyarlık tesisimizi belediyenin imkânlarını kullanarak üzerimize çöktüler, baskı yaptılar ve satmak zorunda bıraktılar bizi diyor. Şimdi adamın iddiası bu. Şimdi bunu da Belediye Başkanı C. E. yaptı diyor. Şimdi bütün bunları söylerken belediye başkanının yazılı bir hakkında soruşturma açılmış Valilik, Savcılık ve Sayıştay üzerinden soruşturma açılmış bir konuyla ilgili tek kelime söylememesi de çok enteresan. Bana çok enteresan geliyor.”
05.07.2021 tarihinde yayınlanan bölümde; -Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkanı C. E. bizim sözleşmemizi işlettiğimiz firmanın almış olduğu sözleşme, bizi devletin gücünü arkasına alarak, görevini kötüye kullanarak bizim sözleşmemizi elimizden almıştır. Bu çökme olayıdır. Nasıl çökme olayıdır? Biz, şunu açıkça söyleyeyim. Orada, daha sonrasında cereyan ettiği süreçte C. E., C. K. üzerinden silahlı adamlarıyla tesise geldi, bize de hakaret etmek için geldiğinde ben buruda şöyle düşündüm. ...Kendileri şimdi tehdit unsuru olarak şunu yapıyorlar. C. E. A. T.'u yönlendiriyor. A. T. geliyor, C. E.'ün taleplerini bana iletiyor. Sonuç alamadıktan sonra düğmeye basıyorlar, E. Y. geliyor sahaya. ... C. E. birçok konuları A. T. üzerinden yapmasının sebebi parti şemsiyesi altında bu tarz girişimleri yani partinin şemsiyesi altında hukuksuzluk yapıyor. Partinin şemsiyesi altında bizim tesisimize çöküyor. ... Bunların hepsinin sorumlusu C. E.'dür. Bu sürecin başından sonuna kadar, çökme olayının sorumlusu, insanları mağdur eden kişi, kanunsuzluk yapan kişi, etrafındaki belli başlı yancılarıyla Manisa'da ciddi anlamda haraç toplayan kişi C. E.'dür. Bunu zamanı gelince herkes görecek. Bakın ben burada konuşurken, yarın da konuşacağız, bir hafta sonra da konuşacağız, bir ay sonra da konuşacağız. Bunu zamanla göreceğiz bakın. Bu işlerin içerisinde, aleni bir şekilde hareket ederek, bunların hepsini yaparak, ondan sonra da yaptıkları kimsenin yanına kalmayacak. Bunların herkes hesabını verecek. Benim eğer benim hatam varsa, yanlışım, kanunsuz yaptığım bir şey varsa ben de hesabını vereceğim.” şeklindeki ifadeler nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci paragrafı (ı) bendinde yer alan "..., "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz;" hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle idari yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu haber ve yorum eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında TR 35 logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı programa, muhataplarının “Cevap ve Düzeltme” hakkını kullanması gerekirken, yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım.

