İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 25.10.2021 tarih ve 1487 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "HALK TV" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 15.10.2021 tarihinde saat 21:01’de yayınladığı ve sunuculuğunu Özlem Gürses'in yaptığı, İpek Özbey, İsmail Saymaz, Hakan Çelenk ve Metin Cihan’ın konuk olarak katıldığı, "Perdenin Önü Arkası" adlı programda geçen diyaloglarda yer alan;
“Şimdi haber tabii ki belgelerin, çok sayıda belge var. Bunların içinde böyle toplantı tutanakları var. Birbirine yazdıkları var. Böyle basit bilgisayara alınmış notlar da var. TÜGVA başkanının bunlar bizim normal faaliyetlerimiz dediği, gerçekten de normal karşılanabilecek belgeler de var. Ama haber değeri olan benim için baktığım zaman üzerinde incelemeye çalışırken biraz da böyle şaşırtıcı ya da bazen şok edici olan şey attığım başlıktı. Bu bir paralel yapılanma belgesiydi aynı zamanda. Ne yapıyorlar? Bunların yurtları var. Cemaat yurtları bunlar. Dini eğitime dayalı. Ben onu dini istismar diye kullanmayı tercih ediyorum. Gençleri alıyorlar. Yurtlarda yetiştiriyorlar. Ya da başka networkler de ağlar da var. Sonra bu kişiler bir yerlere atanacak. Bir yerlere yerleşecek. O yerleşme tıpkı eskiden olduğu gibi, cemaatin yaptığı gibi, Fettullahçıların yaptığı gibi kim orduya yerleşecek, kim emniyete yerleşecek, kim hakim olacak savcı olacak? Bunların referansları kimler? Çoğunlukla TÜGVA yöneticileri. Bazen milletvekilleri, milletvekili danışmanları vesaire. Bu bir paralel yapı. Yani ben, beni şaşırtan şey şuydu. Bu bunlar cemaatin, Fettullahçıların, FETÖ deniyor şimdi. Fetö soruşturması geçiriyorlar. Onların yaptıkları arasında ne fark var. Dini eğitime dayalı bir tarikat yurdu kur. Gençleri oraya al. Bir çeşit tornadan geçir. Ondan sonra da onu çok kritik devlet içindeki kurumlara yerleştir. Bunu da niye yapıyorsun. Onlara kariyer sunmak falan değil. Sonra senin her istediğini yapmaları için. Hukuksuz bile olsa. Yasa dışı bile olsa. Bunun örnekleri ile dolu zaten Türkiye gündemi. Dolayısıyla bunun bir paralel yapılanma olduğunu gördüm…-Metin hangi evraklara göre bunu söyleyebiliyorsun? -Hangi evraklara göre söylüyorum. Astsubay aday listesi var. Subay aday listesi var. -Nedir bu liste yani? Astsubay aday listesi ne ifade eder bizim için? Ne ifade etmeli? -Bu listelerin başında bir TC kimlik numarası var. Sıra numarası var. İkinci sütun TC kimlik numarası. Üçüncü sütun başvurucu kişinin, aday kişinin adı soyadı. Dördüncü sütun telefon numarası. Beşinci sütun eğitim geçmişi. Sonra referansının kim olduğu. Nereye yerleşmek istediği ve referansının kim olduğu. Hepsi açık açık yazıyor. Tabi ki bunun bir gün açığa çıkacağını düşünmemişler. -Hangi kurumlar için hazırlanmış bunlar Metin?... -Devlet dairelerinde memurluk için de yani hepsini çok net tanımlayamam. -Ama en çok Adalet Bakanlığı olduğunu söylemiştiniz galiba değil mi twitterda. -Hayır yok öyle bir şey söylemedim. Açıkçası saymadım. Adalet Bakanlığı çok var ama...- Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı. -Ben şunları gördüm. Polis Özel Harekat gördüm. Astsubayları gördüm. Subay gördüm. Bir de karışık bir liste var. Ve o listede Adalet Bakanlığı da var. Başka kuruluşlar da var diye gördüm.... -Diğer boyutları acayip. Başka yanları da var tabii ki. Ama paralel yapılanmanın en çok göstergesi olan evet şimdi getirdiniz ekrana. Yurtlarla ilgili aslında…. -Metin şimdi bu ekranda senin iddiana göre Fettullahçılara ait olup daha sonra KADEM, TÜGVA, TÜRGEV, İLİM YAYMA VAKFI gibi kuruluşlara pay edilen, paylaştırılan yurtlar listesi var. Bunu teyit edebildin mi?- Şimdi birincisi bu organizasyonun nasıl yapıldığı ile ilgili kaynağın yazdıkları var. Gönderdiği mailde. Yedi tane artık dernek vakıf demekte inanın zorlanıyorum, böyle oluşum mu diyeyim? Ne diyeyim? Yedi tane oluşum var, evet. Organizasyon var. İsimlerini söyleyeyim. Sayabilecek miyim bakalım. TÜRGEV, TÜGVA, ENSAR, KADEM, ÖNDER, İLİM YAYMA ve onu hep unutuyorum. Yedi tane kurum..." şeklindeki ifadeler nedeniyle, 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci paragrafı (ç) bendinde yer alan "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle idari yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu haber ve yorum eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında HALK TV logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı programa, yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım.

