İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 12.12.2022 tarih ve 1815 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 17.11.2022 tarihinde saat 21:00’de yayınlanan, sunuculuğunu Gökmen Karadağ’ın yaptığı ve Mithat Baydur, Salim Şen, Zeynep Gürcanlı ve Türker Ertürk'ün konuk olarak katıldığı “Açıkça” isimli programda yer alan:
“Şimdi ben Ümit Özdağ’ın söylediklerine şaşırmadım. Zaten Davutoğlu bu sözü söylediği anda, ne demişti? “İnsan içine çıkamazlar.” sözünü söylediği anda, hem köşemde yazmıştım hem ekranlarda anlatmıştım. Bunun anlamının iktidarın teröre yol verdiğini, terörü desteklediği anlamına gelir. Çünkü hatırlayalım, 7 Haziran’da milli irade kırmızı kart göstermişti iktidara. Ama Erdoğan bunu kabullenmedi. Anayasa ihlâli yaptı, hükümet kurdurmadı. 400 milletvekili… Söylemler de bunu destekliyor zaten. “400 milletvekili verseydiniz bunlar olmayacaktı.” dedi. Ve o beş aylık süre içinde 862 insanımız, canımız yaşamını kaybetti ve 5 milyon oy yer değiştirdi. Çünkü işte biraz önce de söylendi, işte ekonomik endişeler, özgürlük endişeleri yerini bu gibi durumlarda güçlü liderliğe ve güvenliği doğru yer değiştirir. Bu normal bir şeydi ve seçim kazanıldı. Ve iktidar… Ben tabii bunu nasıl değerlendirmiştim, bir analiz yapmıştım. İktidarın söylemlerine bakmıştım ve Davutoğlu’nun o söylediklerini anlamlandırmaya çalışmıştım. Peki iktidar böyle şeyler yapar mı? E size şöyle söyleyeyim. 15 Temmuz darbe girişimi. E iktidar bunun da önünü açtı. Çünkü hatta benim şöyle bir söylemim var. Zamanında bu değerlendirmeyi yapmıştım. Şimdi epeyce zaman geçtikten sonra şimdi yapmıyorum. Dedim ki, “Ben Genelkurmay Başkanı olsaydım, böyle bir darbe girişimi olamazdı. Ne demek bu? Bir şekilde sonrası için önünün açıldığını ifade etmeye çalışmıştım. Şimdi Ümit Özdağ diyor ki, yani bir şekilde elimde belge, evet iddia. Henüz belgesini, kaynağını açıklamadı ama benim analizle ortaya çıkardığımı o belgelendiriyor. “Ben bu işi biliyorum,” diyor. Şimdi ben anlamaya çalışıyorum, Ümit Özdağ nasıl bilebilir diye. Bakınız. İktidar bu işi, hani terörün önünü açmak, yol vermek… Bu işleri nasıl yapabilir? Tabii ki bu iddia doğruysa. Emniyet ve MİT vasıtasıyla yapılabilir. Biz biliyoruz ki, MİT’in de Emniyet’in içinde vatansever, yurtsever, gidişin kötü olduğunu bilen, değerlendiren insanlardan bilgilerin sızdığını biliyoruz. Şimdi Ümit Özdağ yıllarca Polis Akademisi’nde öğretmenlik yaptı. Onun öğrencileri şimdi üst düzeyde, Emniyet’te görevli. Ben tabii anlamaya çalışıyorum, analiz yapmaya çalışıyorum. Böyle bilgi kendisine gelmiş olabilir. Yani iddiasında da görüyoruz ki, yani “Ben bunu biliyorum.” diyor. Peki işte biraz önce 15 Temmuz örneğini de verdim. İşte MİT’in başındaki görevli, MİT Müsteşarı hatırlarsınız. Bir şekilde o da dinlemeye takılmıştı. Yani “Suriye’den 4-5 füze attırırız, bu işi kotarırız.” anlamına gelen, mealen bu anlama gelen şeyler de söylenmişti. Yani görüyoruz ki iktidar iradesi, iktidarını muhafaza edebilmek için, niçin muhafaza edebilmek için? Tabii ki bütün siyasi partiler seçim kazanmaya çalışır. Ama bu siyasi parti, Cumhuriyet tarihimizde karşılaşmadığımız bir siyasi yapı. Çünkü çok yanlış işler yaptı. İşte iddialardan birisi çok vahim. Yani terörün önünü açmak gibi. Şimdi yarın iktidar değiştiğinde, çünkü iktidar en iyi o biliyor. Bugün yargının üzerinde ağır bir vesayet var. Siyasi vesayet var. Biliyor ki yarın ben gücümü kaybettiğimde, seçimi kaybettiğimde bu vesayet yeni iktidarın eline geçecek. “Başımı neler gelmez ki!” diyor. “Yargılanırım.” diyor, “Hesap veremem.” diyor. Hâlbuki demokrasinin olmazsa olmazı hesap verilebilirlik. Ama bu iktidar gerçekten hesap veremeyeceğini bildiği için bir şekilde iktidar olmaya devam etmek istiyor. İşte belki biraz sonra Beyoğlu İstiklâl Caddesi’ni de konuşacağız. Bakınız, o konuda da şüpheler var. Ne yazık ki 2015’i anımsatan, ona referans yapabileceğimiz bazı şüpheli yerler var. Biraz sonra onun ayrıntılarını konuşacağız. Niye? Çünkü bu iktidar, hani İsmet Paşa’nın bir lafı vardır: Ne yapar diye sormuşlar, o da demiş ki “Geçmişte ne yaptıysalar şimdi de onu yaparlar.” Yani bu iktidar geçmişte hesap veremez, demokratik olarak anlatılamaz, izah edilemez işler yapmıştır. İktidarını vermek istemiyor. Bunun için, bakın bunun için her şeyi göze alabilir hatta Ümit Özdağ’ın o açıklamalarında da duyduk. Yani suikast yapmak gibi. Aklınıza, havsalanıza gelmeyecek hatta bazen şöyle söylemler de var. Sanıyorum Meral Akşener’le ilgili de ifade etmişlerdi. Yani bu güne kadar görmediğiniz, yaşamadığınız şeyleri bu seçim sürecinde ne yazık ki yaşayabiliriz.” şeklindeki ifadeler nedeniyle 6112 sayılı Yasanın 8. Maddesinin birinci paragrafı (ç) bendinde yer alan “İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle idari yaptırım uygulanmasına “oy çokluğuyla” karar verildi.
Söz konusu programdaki ifadeler ve yorumlar eleştiri sınırları içinde olup her hangi bir hakaret, tehdit, aşağılama içermemektedir. Yapılan haber ve yorumlar ifade özgürlüğü kapsamında gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde ve ölçüde yapılmıştır.
İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olmayı” değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamındadır.
İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğindedir.
İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
Şöyle ki; Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükmünü içermektedir. Bu nedenle iç hukukumuz açısından, Türkiye'nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ifade özgürlüğünün nasıl düzenlendiği ve AİHS'nin esas uygulayıcısı ve içtihat mercii olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ifade özgürlüğüne yaklaşımı önem kazanmaktadır.
AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Yine AİHM’ne göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün, gerek uluslararası hukukta gerekse iç hukukta güvence altına alınması göz önüne alındığında “TELE 1” logolu yayın kuruluşunda yer alan ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı hakaret, aşağılama, tehdit ve küfrün yer almadığı programa yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığı, muhalif basının susturulması gibi demokratik toplumlarda kabul edilemez bir karar olduğu görüşünde olduğum için katılmadım. 24.01.2023


