İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 24.12.2021 tarih ve 1731 sayılı yazısına konu H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 01.11.2021 tarihinde saat 21:01’de yayınladığı "Sözüm var" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; H HALK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 01.11.2021 tarihinde saat 21:01’de yayınlanan, sunuculuğunu Şirin Payzın, Emin Çapa ve Barış Terkoğlu’nun yaptığı, gündeme ilişkin siyaset ve ekonomiye dair çeşitli olay ve gelişmelerin ele alındığı "Sözüm Var" adlı programda, geçen diyaloglarda; “Şimdi, Nun Vakfı diye bir vakıf var…Nun Eğitimi Kültür Vakfı…Okulları var. Yani eğitim ve kültür adı da oradan geliyor. Anaokul var, ilkokul var, ortaokul var, lisesi var filan…Bu olayı soruşturdular. Neyi soruşturdular? Nun Vakfı diye bildiğimiz vakfa, Aralık 2018'de, KİPTAŞ yani İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirakinin kiralamış olduğu araziler nasıl kiralanmış bunu bir soruşturur musunuz? Uygun mu? Hukuka uygun mu? Etik değerlere uygun mu? Kamu yararı var mı? Bunu bir soruşturur musunuz demiş. Müfettişler soruşturmuşlar ve bir rapor yazmışlar…öyle bir noktaya gelmiş ki hem bakanlık yapıyorsunuz hem de bir vakfın başındasınız. Ama bu vakıfta aynı zamanda hükûmetin ve siyasi iktidarın birtakım kararlarıyla muhatap oluyorsunuz. Ben bunun etik değerlerini sorgularım sıradan bir vatandaş olarak, geçtim gazeteciyi.….Sen hem karar verirsin hem o karardan etkilenirsin…Nun Vakfı'nın okul kampüsü var, büyük bir kampüs…Bunun kiralanmasını, kimden kiralanmış? İBB'nin iştirakı olan KİPTAŞ gitmiş Nun Vakfı'na kiralamış. Bunu ele alıyor…Baktığınız zaman en az kamunun arazileri 49 yıllığına el değiştirecek şekilde. Bu kiralama değil bu artık zaten rapor onu eleştiriyor. Bu hani satmaktan bile daha çok zarar ediyor bu kadar uzun süre kiralamak belli bir yeri. Tekrar düşündüğünüzde kamuyu daha çok zarara uğrattığını müfettişler düşünüyor bu şekilde. Peki ne kadar kiralanmış? Diyeceksiniz ki bu çok uzun süre kiralanmış. Ne kadara kiralanmış? Şimdi ona geçelim. 197737 metre kare gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? 197737 metrekare Beykoz'da. İstanbul değerli bir orman bölgesinde. Aylık 12.000 lira…Şimdi bunlar şöyle öyle bir bağlıyorsun ki yani 50 yıllık 49 yıllık 51 yıllık. Yani 10 başkan değişse İBB'de hala kamunun malı orada kalacak. Anlatabiliyor muyum yani? Şey gibi yani resmen satsanız belki...Peki ne oldu özetleyeyim: müfettişler bu tespiti yapıyor, bu tespiti yaptıktan sonra da gerekenin yapılması lazım diyorlar hukuk yoluyla. Ne yapıyorlar? Bir: Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gidiyorlar bu işin sorunları hakkında suç duyurusunda bulunuyorlar. İki: Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına bu işin sorunları hakkında suç duyurusunda bulunuyorlar. Üç: KİPTAŞ'a görev veriyorlar, diyorlar ki: "Şu ana kadar bizim kamunun zararı 6.526.269 lira bunu bu sözleşmeyi yapan kamu görevlilerinden tahsil et." diyorlar. Kim o? 24 kişilik bir liste çıkarmışlar. Şimdi tek tek ismini okumayayım ama ben iki tanesinin o listenin müfettiş raporundaki iki tanesi dikkatimi çekti.…arasında olduğu 24 kişiden bunu tahsil et diyor. Dört: Beykoz Belediyesine bir şey söylüyor, diyor ki: "Burada gerekenin yapılması lazım. Eğer bir imara aykırı bir şey tespit edildiyse benim tarafımdan sen ilçe belediyesinin gereğini yap, bütçe için de sen gereğini yap yapmazsan ben yapacağım." diyor. Özetle hem vakıf hem bürokratlar hem dönemin yetkilileri hakkında hukuk yolunu kullanarak bunu yapıyor. Şimdi nihayetinde bundan sonra dosya savcılıkta tekrar ediyorum 19.120 lira + KDV'ye en az 49 yıllığına 267858 metrekarelik kısmın verilmesiyle ilgili durum bu." Şeklindeki ifadelerle, 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle yaptırım uygulanması yönünde “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
1- Demokratik toplumlarda basının en temel işlevi, halkı ilgilendiren tüm konularda sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymak, kamuoyu adına denetim yapmak ve değerlendirmelerde bulunarak kamuoyu oluşturmaktır.
2- Uzman Raporuna konu, h halk logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, 01.11.2021 tarihli “Sözüm Var” isimli programının 21.33-22.10 saatleri arasındaki bölümde, Gazeteci Barış Terkoğlu tarafından İBB’nin iştiraki KİPTAŞ AŞ. tarafından, NUN Eğitim ve Kültür Vakfı’na çok düşük bedelle kiralanan arazilere ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Bu bölüm; NUN Vakfı’nın kurucusu ve yöneticisi Berat Albayrak tarafından, -düzeltme ve cevap hakkının kabul edildiği mahkeme kararıyla birlikte- Üst Kurula şikâyet edilmiş ve Üst Kurul tarafından, ilgili yayına müeyyide uygulanmıştır.
3- Oysaki Uzman Raporunda da görüleceği gibi, programın başında Gazeteci Barış Terkoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi el değiştirdikten sonra, durum değerlendirilmesi amacıyla belediye müfettişlerinin görevlendirildiğini, soruşturma sırasının NUN Vakfı’na geldiğini ifade ettikten sonra; “Şimdi benim burada anlatacaklarım Barış TERKOĞLU'nun kişisel görüşü değil. Ben yorum yapmayacağım. RTÜK için de söylüyorum. Yaptılarya bir dönem TÜGVA için. RTÜK için de söylüyorum. Barış TERKOĞLU kendi görüşlerini anlatmayacak. Buradan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin görevlendirdiği kamu müfettişleri, kamu görevlisi bunlar. Bu olayı soruşturdular. Neyi soruşturdular? Nun Vakfı diye bildiğimiz vakfa, Aralık 2018'de, KİPTAŞ yani İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirakinin kiralamış olduğu araziler nasıl kiralanmış bunu bir soruşturur musunuz? Uygun mu? Hukuka uygun mu? Etik değerlere uygun mu? Kamu yararı var mı? Bunu bir soruşturur musunuz demiş. Müfettişler soruşturmuşlar ve bir rapor yazmışlar. Ben onu anlatacağım.” şeklindeki sözleri ile İBB tarafından görevlendirilen belediye müfettişlerinin raporunu açıklayacağını, anlatımlarının kendi görüş ya da yorumlarını yansıtmayacağını özellikle belirtmiştir. Yayının tamamında da, Barış Terkoğlu’nun söz konusu Müfettiş Raporu’nda yer alan bilgileri aktardığını sıklıkla vurguladığı görülmektedir.
4- Yayının devamında Barış Terkoğlu, Resmi Gazete'de vakfın kurucusu olarak; Berat ALBAYRAK, Serhat ALBAYRAK, Ömer Faruk KALYONCU, Esra ALBAYRAK ve Gökçe KALYONCU, gibi isimlerin yer aldığını belirttikten sonra; Uzman Raporunda
yer almayan bölümde; “(21.38.59) Şimdi bakıyorsunuz 10 Mayıs 2018 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararıyla NUN Vakfı ne yapılıyor? Vergiden muaf hala getiriliyor. Bu da bir vakfa tanınmış özel bir ayrıcalık. Her vakfın böyle bir hakkı yok. Haliyle, vakıf hem bir aile arasında, hem yöneticileri zaten siyasetle ve aileyle bağlantılı, hem de fiilen alınan siyasi kararların da doğrudan ortasında ve etkilenen durumda.” sözleriyle duruma dair eleştirisini dile getirmiştir.
5- Yine Uzman Raporunda yer almayan diğer bölümde de; “(21.47.10) Diyor ki; (müfettiş raporu) toptan satış sonucunu doğuran, hatta devir ve satıştan daha olumsuz sonuçlar yaratabilecek çok uzun süreli kullandırma, Türk Borçlar Kanunu'na ve Türk Ticaret Kanunu’na aykırıdır. Kiralama diyor, KİPTAŞ’ın menfaatlerine aykırılık oluşturacak şekilde gerçekleştirildi. Belediye niye KİPTAŞ’ı kuruyor? İstanbullunun menfaati için, bu adımı tekrar söylüyorum, bu bir kamu yararına şirket. Bu Barış’ın Şirin’in Emin’in özel şirketi değil. Bu diyor KİPTAŞ’ın menfaatlerine aykırı bir şekilde gerçekleştirildi bu satış diyor. Aynı zamanda Ticaret Kanunu diyor özen, bağlılık, dürüstlük, şirket çıkarlarını gözetme, koruma tedbirli olma, bunlara sadık olmalı. Bu yapılmamış burada diyor. Bu yapıları diyor, bu alanları diyor İmar Mevzuatlarına aykırı, Orman Kanunu’na -çünkü burası bir orman arazisi aynı zamanda- aykırı bina yapı yapılmış diyor. Yapılan sözleşmeler orada bir sözleşme onlar bile ihlal edilmiş diyor. Ben müfettiş raporundan aktarıyorum bunları sadece kendim yorum yapmıyorum. Yapılması gereken diyor Müfettiş Raporu; tüm Nun Okulları söz konusu araziden tasfiyesi hukuk aracı ile gerçekleşmelidir diyor ve tahliye gününe kadar emsal bedel üzerinden yani buranın gerçek bedeli üzerinden kira ödemelidir diyor. Yani o güne kadar da bu kirayı öderiz değil. Ben Müfettiş Raporu’nu böyle özetledim. (21.48.32)” sözleriyle raporu özetlediğini, yorum yapmadığını ifade etmiştir.
6- Barış Terkoğlu, söz konusu Müfettiş Raporunu neden açıkladıklarına ilişkin ise; -yine Uzman Raporunda bulunmayan bölüm- şu ifadeleri kullanmıştır: “(22.05.10) Haliyle biz burada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kamu müfettişlerine yaptırmış olduğu incelemeyi, başından sonuna anlattık tarafsız bir gözle. Ve burada yapılması gereken şey, en sonunda da söylediği gibi, buradan kamunun malının kamuya iade edilmesi lazım her zaman olduğu gibi. Çünkü kamunun malı, halkın malı. Halkın malı, biraz önce ücretleri ödeyebilen bu arada biz ne o okulun öğrencileriyle hiçbir sorunumuz yok. O okulun velileriyle hiçbir sorunumuz yok, o okulun öğretmenleriyle hiçbir sorunumuz yok. Ama o okulu oluşturan kamu mülkiyeti üzerine oluşturan sisteme eleştirilerimiz var. Biz kimseyi burada düşmanlaştırmıyoruz. Bu sistemin yanlış olduğunu ben söylüyorum bir vatandaş ve gazeteci olarak. Bu sistemin doğru işlemesi için kamunun malının yani bu arazilerin yeniden halka devredilmesi, millete devredilmesi gerekiyor. Doğru olan bu. Siz kalkıp da, bu araziye şu parayı, yılda 120 bin lirayı yılda verebilenler girebilir, veremeyenler, ne kadar yapıyor yıllık 120 bin lira? Aylık 10 bin lira ödeyebilen çocuğu için girebilir, halk giremez, millet giremez derseniz, o zaman burada başka bir şey, başka bir düzen olmuş olur. Hele bu arazi halkın malıysa. / Şirin Payzın: İşte biraz önce Emin’in de dediği gibi Sayıştay’ın denetlemesi gerekiyor. (22.06.34)”
Ayrıca, Barış Terkoğlu’nun; “Şimdi nihayetinde bundan sonra dosya savcılıkta tekrar ediyorum 19.120 lira + KDV'ye en az 49 yıllığına 267.858 metrekarelik kısmın verilmesiyle ilgili durum bu.” şeklindeki sözleriyle, söz konusu dosyanın savcılığa intikal ettiği anlaşılmaktadır.
7- Medyanın “kurumların işleyişindeki aksaklıkları ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır. Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir. Söz konusu yaptırım kararıyla, bir yandan medyanın asli görevini yapmasına müdahale edilmiş, bir yandan da halkın, var olan sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirilmiştir. Bildiğimiz üzere, demokratik toplumlarda böylesi haksız uygulamalar kabul görmez. Çünkü medya, iktidar sahiplerinin eksik/yanlış ve hatta bazen yasalara aykırı olabilecek faaliyetlerini, bir tür “denetleme” şeklinde belirlenebilecek görev tanımı nedeniyle, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine ek dördüncü bir kuvvet olarak nitelendirilebilmektedir.
8- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
9- Anayasa Mahkemesinin de yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
10- Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
11- Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
12- Anayasa’nın 28. maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü yer alırken, ikinci fıkrada “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. İfade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
13- Anılan düzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.
14- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir.
15- AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
16- Ayrıca yine aynı karara atfen, AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
17- AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması hâlinde çatışan menfaatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeye yönelik bazı kriterler geliştirmiştir. Bu kriterler; a) Basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, b) Hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve yazının amacı, c) İlgili kişinin yayından önceki davranışı, d) Bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, e) Yayının içeriği, biçimi ve sonuçları ve f) Yaptırımın ağırlığı, olarak ifade edilmiştir. (Axel Springer AG / Almanya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012)
18- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır.
Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28’inci vb. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasası'nın 3’üncü maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir. ...Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslupla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler 'polemik' niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Sonuç itibarıyla, kamunun büyük zarara uğratıldığı gerekçesiyle bir ilin Belediye Müfettişlerince hazırlandığı ve iki ayrı Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulduğunun belirtildiği bir konuda, bir gazeteci tarafından yapılan açıklamaların, “haber” değerinde olduğu, söz konusu açıklamaların ve yorumların, Anayasa ile güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı, ayrıca ihlal teşkil ettiği gerekçesiyle müeyyide uygulanan yayında, 6112 sayılı Yasa kapsamında aykırılık teşkil eden bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, söz konusu karara karşı oy kullandım. 13.03.2023


