İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 14.02.2023 tarih ve 143 sayılı yazısına konu YILDIZ EN logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 06.02.2023 tarihinde saat 14:16’da yayınladığı "Deprem Özel Yayını" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; YILDIZ EN logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 06.02.2023 tarihinde saat 14:16’da yayınlanan, ülkemizin yaşadığı büyük deprem afeti nedeniyle canlı olarak yayınlanan moderatörlüğünü Gülgun Feyman'ın yaptığı, canlı bağlantı yoluyla ve stüdyoya davet edilmek suretiyle konukların katıldığı "Deprem Özel Yayını" adlı programda, geçen diyaloglarda; “RTÜK büyük rakamların kullanılmasını istemiyor...Radyo Televizyon Üst Kurulu, bazı konularda onu söyleyin, bunu söylemeyin demiş...Yani bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, böylesine vahim bir tabloda belediye başkanları arasında bir ayrım yapıyor, bazılarını arıyor bazılarını aramıyor...Daha süratli davranmak lazım. Bilmiyorum ben haberlerde yeterince göremedim ama Türk Silahlı Kuvvetleri'ni aktive etmek lazım. Bu tür afetlerde silahlı kuvvetlere ihtiyaç var. Hatta bu iktidar döneminde, işte geçmişteki tabii afetlerde ısrarla yangınlar dahil kullanmamaya çalışıyorlar. Nasıl bir art niyette olduklarını tabi ki düşünebiliyorum...Gölcük'te denizciler sabaha kadar içtiler, kutsal kitabın üzerinde İsrailli subaylarla birlikte dans ettiler, felaket bu yüzden başımıza geldi söylentisi vardı. Şimdi bu zihniyet nasıl bir zihniyet biliyor musunuz? Depremi, tabii afetleri Allah'ın bir gazabı ve cezalandırması olarak gören, hatta Diyanet İşleri Başkanı'nın açıklamalarına bakıyoruz, Yani üç aşağı beş yukarı aynı şeyler. Bu ortaçağ ve öncesi egemen olan bir görüştü, inanıştı. Yani insanlar, azdığında, kadınlar açık saçık giyindiğinde Allah dünyayı sallar. İnsanları çoluk çocuk, yaşlı demeden, günahlı günahsız ... yani bu bu anlama geliyor biliyor musunuz? ... Siz bu anlamda görürseniz, tedbir almazsanız...Bakın hastaneler, havalimanları, yollar, bunlar devlet ihaleleri ile yapıldı. Yandaşlar yapıldı. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?... Bakın bir de dikkatinizi çekiyor mu? Özellikle bu tabii afetlerde İslam coğrafyası daha fazla etkileniyor. Niçin? Çünkü aydınlanma yaşamamış. Aklın ve bilimin egemenliği söz konusu değil. İşte en iyisi kim? Türkiye Cumhuriyeti. Niçin? Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan aydınlanma devrimleriyle aklı bilimi egemen kılmaya çalışmışız, bu konuda epey mesafe katetmişiz ama öyle bir iktidar tarafından yönetiliyoruz ki tabii afetler oluyor. İşte ölümü kutsayan, bunun bir işte... Evet fıtrattan, Allah tarafından, Allah tarafından gelmiyor. Bakınız eğer bir tabii afette biz çok fazla sayıda insan kaybediyorsak, can kaybediyorsak, şehirlerimiz yıkım geçiriyorsa, bu ne demektir biliyor musunuz? Akıldan ve bilimden uzak olduğumuzu göstermektedir... Bir de bu iktidar aklı ve bilimi tu kaka etti, de mi? Sorgulayıcı aklın yerine dindar ve kindar bir toplum, işte peşinde koştu. İşte dini tarikatler, cemaatler ama bu tırmandıkça ülkemizin toplumumuzun, deprem dahil doğal afetlerden gördüğü zarar ve can kayıpları çok artıyor...Bu iktidar bu ülkenin kefenlik paralarını, ihtiyat akçelerini harcadı. Kasada para yok biliyor musunuz? Eksi veriyoruz. Peki nasıl yaraları izale edeceğiz. Nasıl şimdi o insanlar soğukta bakın ölen öldü. Tanrı'dan rahmet diliyoruz. Peki yaşamda kalanlar?... Bunlar nasıl yaşayacaklar... Peki bunlara bu imkanı nasıl sunacaksınız? Hazırda paranız olması lazım...Var mı hazırda paranız? Yok biliyor musunuz? Hepsini tükettiler. Lüks uçaklar, saraylar...” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin kendine ifade alanı bulabildiği kitle iletişim araçlarında başka bireylerin korunma ve saygı duyulma hakkı kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek aşağılayan, itham eden ve ayrımcılık yapan bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkaracaktır. Bu noktada program sunucu ve yapımcılarından bu sorumluluk çerçevesinde yayın yapmaları beklenmektedir.
Demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda son derece kritik bir role sahiptir. Medyanın gücü ne kadar etkin ve fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Her türden yayıncılık faaliyetinin beraberinde kamusal bir sorumluluk taşıdığı hakikati göz ardı edilmeden kamuoyu doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmelidir. Yayınlarda gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek toplum nazarında bazı kişi ya da kurumlara yönelik asılsız ve haksız bir yargı oluşmasına fırsat verilmemelidir. Aksi durumda, gerçek dışı ve doğruluktan yoksun bir paylaşım veya bilgilendirme kamuoyunda yanlış algıların oluşmasına sebebiyet verebilecektir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26'ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların sorumlu yayıncılık ilkesiyle ve azami ölçüde dikkatle hareket etmesi etik haberciliğin birincil gereklerindendir. Bir yayıncı kuruluş, doğruluk ve gerçeklikten ödün vermesi durumunda ilk amacı olması gereken “doğru bilgi aktarma” ilkesine aykırı bir tutum ortaya koyduğunu ve beraberinde kaçınılmaz olarak etik sorunların doğacağını dikkate almalıdır. Yayın sırasında içerik veya teknik yönden ortaya çıkabilecek problemlerin kamuoyunda veya kişiler nezdinde yanlış anlaşılmaya fırsat verilmeden giderilmesi için yayınlar müteyakkız bir hâlde takip edilmeli, bir yayın hatasıyla karşılaşıldığında gereken düzeltmeler yapılarak muhtemel yanlış anlaşılmaların önüne geçilmelidir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda “RTÜK büyük rakamların kullanılmasını istemiyor...Hatta bu iktidar döneminde, işte geçmişteki tabii afetlerde ısrarla yangınlar dahil kullanmamaya çalışıyorlar. Nasıl bir art niyette olduklarını tabii ki düşünebiliyorum...Bakın hastaneler, havalimanları, yollar, bunlar devlet ihaleleri ile yapıldı. Yandaşlar yapıldı…Bu iktidar bu ülkenin kefenlik paralarını, ihtiyat akçelerini harcadı...Hazırda paranız olması lazım...Var mı hazırda paranız? Yok biliyor musunuz? Hepsini tükettiler. Lüks uçaklar, saraylar...” şeklinde ifadelerle, izleyici kitlenin doğruluktan uzak ve yanıltıcı bir bilgiyle karşı karşıya bırakıldığı, söz konusu tavrın sorumlu ve güvenilir yayıncılık anlayışının yanı sıra tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkeleriyle de bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2023 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 86.047,96 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2023 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 85.738,00 (seksenbeşbinyediyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


