İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.02.2023 tarih ve 145 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 10.02.2023 tarihinde saat 13:00’da yayınladığı "Büyük Felaket Özel Yayın" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 10.02.2023 tarihinde saat 13:00’da yayınlanan, sunuculuğunu Can Coşkun'un yaptığı ve depreme dair haberlerin sunulduğu, deprem bölgelerinden canlı yayınların yapıldığı, "Büyük Felaket Özel Yayın" adlı programda, geçen diyaloglarda; “Bu askerin kazmalarla küreklerle gelmesi şimdi o cenaze çıkarma çalışmalarında inanılmaz etkili oldu. Bunun altını çizerim. Asker de etkili olarak kazı çalışmaları yapıyor, enkaz kaldırma çalışmalarına katılıyor. Bir başka önemleri daha oldu. Burada maalesef düzensiz göçmenler çok fazla, 700.000 civarı. İlk üç gün inanılmaz yağmalama oldu. İnsanlar can güvenliklerinden çok endişe ettiler. Şimdi ara sokaklarda polis devriye geziyor, asker devriye geziyor. Maalesef insanlık suçları yaşandı. Çıkarılan cenazelerin parmaklarından -bunu söylerken bile inanılmaz üzülüyorum- alyansları, yüzükleri alındı. İnsanların evleri yağma edildi. Orada oturanlar bıçak çekilir diye müdahale edemediler. Şimdi askerin, polisin ara sokaklarda devriye geziyor olması bir nebze insanları rahatlatmış durumda…Burada şu anda insanlar sesli olarak, biz bir şey sormasak bile, gelen buradaki ekiplere, herkese artık ağızlarına gelebildiğine bağırıyorlar. Büyük infial var…Mesela ses gelen enkazlar var, kadınlar avaz avaz bağırıyorlar bize, buraya yönlendirin diye ve kavgalar çıkıyor dediğim gibi, lütfen rica ediyorum, bir organizasyon Can.” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur." Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz." hükmünün ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanması yönünde “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
1- Şubat ayında gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremin de, gerek etki alanı gerekse etki şiddeti olarak büyük bir yıkıma neden olması, 11 ilde binlerce binanın çökmesi, bugün itibarıyla 48 bine yakın olduğu bildirilen can kaybının meydana gelmesi, ilk günden itibaren haber ve haber programlarının ana gündem maddesi olmuştur. Özellikle, depreme dayanıklı olmayan çürük binaların yerle bir olmasından kaynaklı büyük can ve mal kayıpları ekseninde gelişen tartışmalar, geçmiş ve mevcut hükümetlerin denetim mekanizmalarının sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir. Depremde arama/kurtarma çalışmalarında geç kalınması, müdahalede kullanılan araçların yeterlilik kapasitesi ve işlevselliği, kurtulan depremzedelerin gıda ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarının bile karşılanamaması özelinde yapılan tartışmalar toplumun neredeyse tümünün katıldığı bir tartışma konusu olmuştur ve hâlâ da devam etmektedir.
2- Ayrıca, ilk günden itibaren deprem bölgelerine giden medya kuruluşları da, depremzedelerin sorunlarını geniş kitlelere duyurmaya ve mevcut hasarın büyüklüğüyle orantılı oluşan halkın her türlü ihtiyacını ilgili birimlere ileterek çözüm çalışmalarına katkıda bulunmaya çalışmışlardır.
3- h halk logolu medya hizmet sağlayıcının, Üst Kurul tarafından müeyyide uygulanmasına karar verilen yayını, 10.02.2023 tarihli yani depremlerin 5. günü yapılan yayındır. Sunuculuğunu Can COŞKUN’un yaptığı ve canlı olarak yayınlanan haber programına, deprem bölgesinden Şirin PAYZIN katılmış ve bölgeden haberleri aktarmış ayrıcı bazı önerilerde bulunmuştur.
4- Uzman Raporu incelendiğinde, Şirin PAYZIN’ın konuşmalarının eksik deşifre edildiği, hatta bir cümlesinin bile yarıda kesildiği, dolayısıyla söylemlerin cımbızlanarak rapora konulması nedeniyle, bazı ifadelerin ne amaçla, neye istinaden dile getirildiğinin anlaşılamadığı, bölgedeki durum tespitine yönelik konuşmalarının anlam bütünlüğünün bozulduğu görülmüştür. Aşağıda, Şirin PAYZIN’ın konuşmalarının, Uzman Raporunda yer almayan bölümleri bulunmaktadır. Bold ve altı çizgili yazılar, raporda bulunmayan söylemlerdir:
Şirin PAYZIN: "13.56.10 Bu askerin kazmalarla küreklerle gelmesi şimdi o cenaze çıkarma çalışmalarında inanılmaz etkili oldu. Bunun altını çizerim. Asker de etkili olarak kazı çalışmaları yapıyor, enkaz kaldırma çalışmalarına katılıyor. Bir başka önemleri daha oldu. Burada maalesef düzensiz göçmenler çok fazla, 700.000 civarı. İlk üç gün inanılmaz yağmalama oldu. İnsanlar can güvenliklerinden çok endişe ettiler. Şimdi ara sokaklarda polis devriye geziyor, asker devriye geziyor. Maalesef insanlık suçları yaşandı. Çıkarılan cenazelerin parmaklarından -bunu söylerken bile inanılmaz üzülüyorum- alyansları, yüzükleri alındı. İnsanların evleri yağma edildi. Orada oturanlar bıçak çekilir diye müdahale edemediler. Şimdi askerin, polisin ara sokaklarda devriye geziyor olması bir nebze insanları rahatlatmış durumda. Ama şunu söylemem gerekir ki Devletten yapılan iktidardan yapılan her gazetecilere yönelik efendim bunlar orda show yapıyorlar doğru bilgi vermiyorlar; büyük tepki var büyük tepki var çünkü burada şu anda insanlar sesli olarak, biz bir şey sormasak bile, gelen buradaki ekiplere, herkese artık ağızlarına gelebildiğine bağırıyorlar. Büyük infial var. Ki biz yayınlarımızda olabildiğince hassas olmaya çalışıyoruz. Buradaki Devlet kurumlarının da hassas çalışması için koordinasyonlu çalışmamız (anlaşılamadı) için onlara yol göstermeye çalışıyoruz. Çok çok önemli. Şimdi kadınlar için, hamileler için, çocuklar için tuvalet muhakkak. Antakya’da girilemeyen enkazlar olduğunu söyledim. Defne’de, Rönesans Rezidans’ta, oralara muhakkak ekiplerin gitmesi gerekiyor. Kepçe operatörlerine gerek var ve dediğim gibi buraların koordinasyonuna özellikle ihtiyaç var. Şimdi polisler yavaş yavaş yolları açmaya başladılar, Çok sayıda yemek geliyor, çok sayıda gıda geliyor. Bütün neredeyse belediyeler ama AKP’ye iktidara yakın belediyeler dağıtım yapabildiği ölçüde yapıyorlar. Onların tabii ki getirdiği yardımlar da çok değerli. Ama lütfen ve lütfen burdan siyaseti kaldırmak lazım. İBB’nin olanakları çok fazla. İtfaiyesiyle, temizlik isçileriyle, bütün mühendisleriyle onlara da Valiliğin izin vermesi lazım. Girişte birçok tır bekletiliyor. Bu arada şunu söyleyim; yollarda (anlaşılamadı) yardımlar birikmiş durumda. Ekmekler birikmiş durumda gıda sorunu yok. Sorun bu yardımların koordinasyonlu dağıtılmasında. Şimdi burada Antakyalılar mesela haksızlık yapıldığını düşünüyorlar. Bazılarına öncelik verildiğini düşünüyorlar. Öyle olabilir, öyle olmayadabilir. Ama bu ruh halinin dağıtılması gerekiyor. Devlet bizi yalnız bıraktı, Antakya’yı özellikle görmek mi istemiyor diyenler de var. Burası Suriyelilere mi bırakıldı, biz Antakya’nın yerlisi buradan gönderilmek isteniyoruz mu diyenler var. Ben bunların ruh halini anlatmak için söylüyorum. Buradan yetkililer duyuyorlarsa Hatay, Antakya yalnız bırakıldığını düşünüyor. O yüzden diyorum Emniyetin ve askerin girmesi önemliydi, güvenliği sağlamak açısından. Ama şimdi koordinasyon gerekiyor. Yabancı gelen ekiplerin acilen bir şekilde, bir noktada ellerinde hangi alet edevat var şu anda acil olarak nerelerden ses geliyor? Mesela ses gelen enkazlar var, kadınlar avaz avaz bağırıyorlar bize, buraya yönlendirin diye ve kavgalar çıkıyor dediğim gibi, lütfen rica ediyorum, bir organizasyon Can.”
5- Şirin PAYZIN’ın konuşmalarının tamamına bakıldığında; bölgedeki halkın maddi ve manevi ihtiyaçlarının aktarıldığı bir durum tespitinin yapıldığı görülmektedir. Özellikle; yağma olaylarına ilişkin açıklamasından sonra, bölgeye polisin ve askerin gelmesiyle halkın bu açıdan rahatladığını belirtmesi dikkati çekmiştir. Söylemlerinin ana fikri ise, sorunların kaynağının koordinasyon eksikliği olduğu, bu nedenle siyasetin bir yana bırakılıp, hep birlikte çalışılması gerektiğidir.
6- Ayrıca, Uzman raporunda da belirtildiği gibi, aynı yayın içinde yaklaşık yarım saat sonra sunucu Can Coşkun; “(14:25:28) Bu arada biraz önce araziden yaptığımız yayında bölgedeki asayiş olaylarına ilişkin Şirin Payzın'ın yaptığı yoruma izleyicilerimizin yoğun tepki gösterdiği gözlemleniyor. Biz Halk TV olarak hiçbir insana dil, din, ırk penceresinden bakmadığımızı tekrar hatırlatmak isteriz. Biraz önceki yorumlar yorumcunun kişisel görüşleridir ve Halk TV ailesi olarak bunları paylaşmamız mümkün değildir. Önemle vurgulamak isteriz." şeklindeki sözlerle konuya ilişkin açıklama yapmıştır.
7- Deprem bölgesinden yapılan yayınlarda, elektrik kesintisi, internet kesintisi dolayısıyla sosyal medyadaki kesintiler vb. nedenlerle, zaman zaman haberleşme ağında aksaklıklar yaşanması, özellikle canlı yayınlarda seslerin veya görüntülerin sıklıkla kesilmesi, kamuoyunda büyük tepkilere neden olmuştur. Söz konusu canlı bir yayında da, deprem bölgesinden haberler verilirken, benzer sorunların varlığıyla birlikte, sunucu anında müdahale edemese bile, yayının devamında yanlış anlaşılabilecek ifadelere karşı, net bir dille gerekli açıklamaları yapmış ancak Şirin PAYZIN’ın görüşlerinin, kuruluşlarının görüşü olmadığını belirtmesine rağmen, yayına müeyyide uygulanmıştır.
8- Demokratik toplumlarda, kamu otoritesinin görevleri arasında, devlet kurumlarını özellikle olağanüstü durumlara karşı hazırlıklı tutması; halkın can ve mal güvenliğini koruyacak her türlü tedbiri alması da bulunmaktadır. Çünkü doğal afetlere hazırlıksız yakalanılması, öngörülemez sonuçlar doğurabilmekte ve telafi edilemez durumlara yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda kamu otoritesinin müdahaledeki konumunu ve/veya müdahalenin yanlış/eksik olduğu düşünülen boyutlarını kamuoyuna aktaracak şekilde yayıncılık yapmak da yayıncıların görev alanındadır. Ki, medyanın “kurumların işleyişindeki eksik yönleri ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır. Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir.
9- Üst Kurulun, deprem bölgesinden haberlerin aktarıldığı bir yayına, bazı ifadelerin kesilerek anlam bütünlüğü bozulacak şekilde rapora konulmuş söylemler üzerinden yaptırım uygulaması, bir yandan medyanın basın özgürlüğü hakkına, öte yandan da halkın deprem bölgesindeki temel sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirmiştir. Bildiğimiz üzere, demokratik toplumlarda böylesi haksız uygulamalar kabul görmez. Çünkü medya, iktidar sahiplerinin faaliyetlerini, bir tür “denetleme” şeklinde belirlenebilecek görev tanımı nedeniyle, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine ek dördüncü bir kuvvet olarak nitelendirilebilmektedir.
10- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
11- Anayasa Mahkemesinin de yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35).
12- Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
13- Üstelik ifade özgürlüğü fikirlerin sadece içeriğini değil iletilme usulünü de korur (Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 79). Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., §§ 41, 42; Ergün Poyraz (2), § 77; İlhan Cihaner (2), § 59, 86; Kadir Sağdıç, § 52, 76).
14- Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
15- Anayasa’nın 28. maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü yer alırken, ikinci fıkrada “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. İfade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
16- Yerleşik içtihatlar siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
17- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir.
18- AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
19- Ayrıca yine aynı karara atfen, AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
20- Yine AİHM’ye göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
21- Öte yandan, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına bakıldığında da görülecektir ki kamu görevlilerine yönelik eleştiriler de fikir ve ifade özgürlüğünün geniş koruması altındadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır.” (AYM, Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55) Bununla birlikte Mahkeme kamu görevlilerine siyasetçiler gibi geniş koruma sağlamakla birlikte kamu görevlileri ile siyasetçiler arasında bir ayrıma gitmektedir.
22- Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 26/7/2019 tarihinde, Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri (B. No: 2018/17635, R.G. Tarih ve Sayı: 19/9/2019 - 30893) başvurusunda; Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi Kararı’nın, “Kamu Otoritelerinin Eleştirilmesi” bölümündeki bazı hükümler şu şekildedir:
“104. Kamu otoritelerine veya kamu politikalarına yönelik eleştirilerde Mahkememiz bazı ilkeler benimsemiştir. İlk olarak, sarf edilen bazı görüş ve ifadeler kamu gücünü kullanan organlar nazarında kabul edilemez görülse bile hukukun üstünlüğüne dayanılarak oluşturulan demokratik bir toplumda kurulu düzene, politikalara ve uygulamalara karşı çıkan veya kamu gücünü kullanan organların eylemlerini eleştiren, onları kabul edilemez bulan fikirler serbestçe açıklanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 69;Ayşe Çelik, § 53).
106. Üçüncü olarak ise kamu otoritelerinin -kamu gücünü kullandıkları için- kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır. Demokratik bir sistemde, kamu otoritelerinin eylemlerinin ve ihmallerinin yalnızca yasama ve yargı organlarının değil aynı zamanda kamuoyunun da sıkı denetimi altında olduğu her zaman gözönünde bulundurulmalıdır (Ayşe Çelik, § 54; Bekir Coşkun, § 66; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 69).
107. Dördüncü olarak, kamu otoriteleri kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere farklı araçlarla cevap ve tepki verme imkânına sahiptir. Bu imkânların varlığı nedeniyle kamu gücünü kullanan otoriteler haksız sözel saldırılar karşısında -şiddete teşvik içermedikçe- ceza soruşturma ve kovuşturmasına başvurma hususunda kendilerini sınırlandırmalıdır.
23- İlgili Kararın “Nihai Değerlendirmeler” bölümünde ise şu hükümlere yer verilmektedir:
128. Açıklanan bir düşüncenin salt ağır olması, yetkilileri sert biçimde eleştirmesi, keskin bir dil kullanılarak ifade edilmesi ve hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması şiddete tahrik ettiği, topluma, devlete ve demokratik siyasal düzene yönelik olarak bir tehlike ortaya çıkarttığı ve buna bağlı olarak kişileri kanunlara aykırı eylemler yapmaya teşvik ettiği anlamına gelmez.
129. En geniş siyasi özne olan devlete yönelik eleştirinin sınırlarının bireylere yöneltilen eleştirilere göre çok daha geniş olduğunda bir tereddüt olamaz…
24- İlgili Kararın “Orantılılık” bölümündeki değerlendirmelerde de şu hüküm yer almaktadır:
134. Kamu gücünü kullananların eylemleri hakkındaki açıklamaların rahatsız edici de olsa cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79). Bilhassa cezalandırılmaları hâlinde ülkede kamu yararına ilişkin konuların tartışılmasına yönelik katkılarına ciddi şekilde engel oluşturacağı muhakkak olan akademisyenler gibi kişiler güçlü nedenler olmadan cezalandırılmamalıdır (gazeteciler bağlamında bkz. Orhan Pala, § 52; Bekir Coşkun § 58; Ali Rıza Üçer (2) [GK], B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 46).
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/17635(Erişim Tarihi:13.03.2023)
25- Ayrıca, Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin aşağıda sunulan bir kararı da, canlı yayınların hukuki niteliğini açıklar mahiyettedir:
a) Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu ve “Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.” unvanlı kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinden yaptırım uygulanmıştır.
b) Kuruluş bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda; “…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilmiştir.
c) RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir.
d) Ardından RTÜK; BİM kararı nedeniyle Danıştay’a başvurmuş, Danıştay Onüçüncü Dairesi, E:2021/2226 ve K:2021/2262 No.lu kararında da; “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” şeklinde hüküm bildirerek, davalı RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, gerekse Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Sonuç itibarıyla, Uzman Raporuna konu edilen ve yaptırım uygulanmasına dayanak gösterilen söz konusu ifadelere ilişkin, yayın içinde net bir şekilde açıklamaların yapılmış olması, düşüncelerini toplumla paylaşma ve ifade özgürlüğü sınırları kapsamında yapılan yorum ve söylemlerin, Anayasa ile güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kalması, ayrıca söz konusu ifadelerin, konuşmanın bütünü ile birlikte ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirildiğinde; 6112 sayılı Yasa kapsamında aykırılık teşkil eden bir hususun bulunmaması gerekçeleriyle, söz konusu karara karşı oy kullandım. 13.03.2023


