İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 12.12.2022 tarih ve 1814 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 14.11.2022 tarihinde saat 11:00’da yayınladığı "Medya Mahallesi" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi sonucunda;
Uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 14.11.2022 tarihinde saat 11.00’da yayınlanan, sunuculuğunu Ayşenur Arslan’ın yaptığı, Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın konuk olarak katıldığı gündemle ilgili çeşitli siyasi ve sosyal meselelerin konuşulduğu, "Medya Mahallesi" adlı programda, sunucu tarafından İstanbul Taksim’de gerçekleştirilen terör saldırısı ile ilgili olarak “2015 seçimlerini hatırlayın. 7 Haziran'da AKP tek başına iktidar olma şansını kaybedince gene bombalar patlamaya başlamıştı peş peşe, peş peşe, peş peşe. En son 10 Ekim'de Ankara'da gar önünde patladı yüzden fazla insan hayatını kaybetti ve sonra 1 Kasım seçimlerinde hemen 20 gün sonra AKP tekrar oylarını arttırdı. Şimdi bu son saldırı dün İstanbul'daki saldırı ve bu saldırının arkasında PKK-PYD-YPG var, talimatla bombacı da oradan geldi açıklamaları sanki insanın aklına biz bu filmi yeniden mi görüyoruz, bu film yeniden mi vizyona girdi? sorularını uyandırıyor. Çok mu ileri bir soru olur bu?” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanması yönünde “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
1- Uzman Raporuna konu, h halk logolu kuruluşun, 14.11.2022 tarihli “Medya Mahallesi” isimli yayınında, Sunucu Ayşenur Arslan, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ı konuk etmiştir. Yayının başında, 13.11.2022 tarihinde -yani bir gün önce- İstanbul’da, İstiklal Caddesi üzerinde meydana gelen bombalı saldırı hakkında konuşmuşlar ve İçişleri Bakanından bu olayın çözülmesinin beklendiğini belirtmişlerdir. Yayın içinde ihlal teşkil ettiği gerekçesiyle müeyyide uygulanan bölümde ise, sunucunun bahsettiği olay; 2015 yılının Haziran ayında yapılan, Kasım ayında tekrarlanan seçimlere ilişkindir.
2- 2015 yılında, Haziran seçimlerinde oyları düşen ve tek başına iktidar olamayan AK Parti’nin, 10 Ekim 2015’te Ankara’da Gar önündeki patlamadan sonra oylarının arttığına ilişkin tartışmalar, ülke gündemini uzun süre meşgul etmiştir. Bunun üzerine, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Adayı ve Grup Başkanvekili Mahir Ünal, 26.10.2015 tarihinde, TGRT Haber yayın kuruluşuna konuk olarak açıklamalarda bulunmuş ve yayındaki konuşmalarını da, 28.10.2015 tarihinde, kendisine ait, www.mahirunal.com internet sitesinde şu şekilde yayınlamıştır:
“AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Adayı, Grup Başkanvekili Mahir Ünal, TGRT Haber Televizyonunun canlı yayınında TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar'ın sorularını cevapladı. Ankara'daki bombanın siyasi dizayn amaçlı olduğunu belirten Ünal, "9 saat öncesinde de PKK üyesi olduğu tespit edilen kişilerin attığı tweetler var, Ankara'da bomba patlayacak diye, bütün bunlar tespit edildi ama bu tür terör eylemlerin asıl amacı bu eylemler üzerinden oluşturulacak psikolojiyi, algıyı yönetmektir. Bunu, AK Parti yaptı, hükümet yaptı algısını oluşturuyorsunuz, yetmiyor bir siyasi parti HDP ve onun etrafındaki STK'lar 'hayatı durdurun' çağrısı yapıyor. Terörün amacı, hayatı durdurmaktır. Bir taşta5 kuş vuruyor, sonra dönüp diyorsunuz ki bunu devlet yaptı. Bu işi o kadar ileri bir noktaya getiriyorsunuz, siz 22 gün öncesinden bu olayı biliyordunuz ama engellemiyordunuza getiriyorsunuz…. 10 Ekim bombasından öncesine baktığımızda, ciddi bir stabil durum oluşmuş…AK Parti kongresini yapmış, aday listesi son derece iyi karşılanmış, seçim beyannamesi pozitif hava oluşturmuş, AK Parti'nin oyları yükselişe geçtiğinde 10 Ekim oldu.”
https://www.mahirunal.com/genelgundemdetay/ankaradaki-bomba-secim-ayarli-kurulmus-67 Erişim Tarihi: 12.03.2023
3- Ancak, her ne kadar o dönemde bu ve benzer açıklamalar yapılsa da, 13.11.2022’deki bombalı saldırı, medyada benzer tartışmaları tekrar gündeme getirmiştir. Örneğin, yayından bir gün sonra da, aynı tartışmalar bir köşe yazısına konu edilmiştir:
15.11.2022 tarihinde, Gazeteci İsmet Berkan, “Ak Parti, 2015 Kasım seçimini terör sayesinde mi kazandı?” başlıklı yazısında, “İstanbul’daki terör saldırısı pek çok kişinin aklına aynı şeyi getirdi. Yaygın inanış, 2015 Haziran ayında yapılan seçimde Meclis çoğunluğunu kaybeden Ak Parti’nin seçimi Kasım ayında tekrar ettirip bu kez yüzde 50’ye varan bir başarıyla kazanmasının ardında, iki seçim dönemi arasında yükselen terör olaylarının büyük bir rolü olduğu yönünde. 7 Haziran 2015’te 46 milyon 163 bin 243 geçerli oy vardı; 1 Kasım 2015 seçiminde ise 47 milyon 837 bin 577. Seçime katılım oranı 7 Haziran’da yüzde 83,92 olmuştu, 1 Kasım’da ise yüzde 85,18’e yükselmişti. Ak Parti, 7 Haziran’da 18 milyon 867 bin 411 oy almıştı, 1 Kasım’da ise oyları 4 milyon 800 bin 522 artarak 23 milyon 669 bin 933’e yükseldi. Sadece 5 ay arayla Ak Parti’yi fazladan 4 milyon 800 bin kişi tercih ediyorsa zaten o ülkede çok önemli bir kayma yaşanmış demektir. Peki neydi bu kayma? Tek bir nedene indirgenebilir mi? Artan terörün bu oy kaymasındaki rolü ne kadardı?...”
https://www.karar.com/yazarlar/ismet-berkan/ak-parti-2015-kasim-secimini-teror-sayesinde-mi-kazandi-1594706 Erişim Tarihi:12.03.2023
4- Dolayısıyla, bir siyasi parti milletvekilinin konuk edildiği programda, kamuoyunda yaşanan tartışmaların yayına taşınarak, milletvekilinin görüşlerinin alınması, yayıncılık sorumluluğu kapsamındadır.
5- Medyanın “kurumların işleyişindeki aksaklıkları ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır. Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir. Söz konusu yaptırım kararıyla, bir yandan medyanın asli görevini yapmasına müdahale edilmiş, bir yandan da halkın, var olan sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirilmiştir. Bildiğimiz üzere, demokratik toplumlarda böylesi haksız uygulamalar kabul görmez. Çünkü medya, iktidar sahiplerinin eksik/yanlış ve hatta bazen yasalara aykırı olabilecek faaliyetlerini, bir tür “denetleme” şeklinde belirlenebilecek görev tanımı nedeniyle, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine ek dördüncü bir kuvvet olarak nitelendirilebilmektedir.
6- Ayrıca, yerleşik içtihatlar siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
7- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
8- Anayasa Mahkemesinin de yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
9- Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
10- Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
11- Anayasa’nın 28. maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü yer alırken, ikinci fıkrada “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. İfade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
12- Üstelik ifade özgürlüğü fikirlerin sadece içeriğini değil iletilme usulünü de korur (Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 79). Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., §§ 41, 42; Ergün Poyraz (2), § 77; İlhan Cihaner (2), § 59, 86; Kadir Sağdıç, § 52, 76).
13- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkûr Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir.
14- AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
15- Ayrıca yine aynı karara atfen, AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
16- Yine AİHM’ye göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
17- Öte yandan, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına bakıldığında da görülecektir ki kamu görevlilerine yönelik eleştiriler de fikir ve ifade özgürlüğünün geniş koruması altındadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır.” (AYM, Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55) Bununla birlikte Mahkeme kamu görevlilerine siyasetçiler gibi geniş koruma sağlamakla birlikte kamu görevlileri ile siyasetçiler arasında bir ayrıma gitmektedir.
18- Anılan düzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.
19- Ayrıca, Danıştay tarafından onaylanan ve aşağıda ayrıntıları yer alan bir kararda da; Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda, doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği belirtilmektedir. Şöyle ki;
a) Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu ve “Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.” unvanlı kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinden yaptırım uygulanmıştır.
b) Kuruluş bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda; “…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilmiştir.
c) RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir.
d) Ardından RTÜK; BİM kararı nedeniyle Danıştay’a başvurmuş, Danıştay Onüçüncü Dairesi, 15.06.2021 tarihli, E:2021/2226 ve K:2021/2262 No.lu kararında da; “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” şeklinde hüküm bildirerek davalı RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, gerekse Danıştay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Sonuç itibarıyla, söz konusu yayına, gerçeğe aykırı olduğu gerekçesiyle müeyyide uygulanmasının, hem tarafsız bir şekilde uymakla ve uygulamakla yükümlü olduğum 6112 sayılı Kanun çerçevesinde ihlal olduğunu düşünmediğim, hem de demokratik toplumların olmazsa olmazı düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne aykırı bulduğum için, söz konusu Üst Kurul kararına karşı oy kullandım. 13.03.2023


