İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.02.2023 tarih ve 146 sayılı yazısına konu HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 08.02.2023 tarihinde saat 20:00’da yayınlanan "Fatih Altaylı ile Bire Bir Deprem Özel" isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
HABER TÜRK logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 08.02.2023 tarihinde saat 20:00’da yayınlanan sunuculuğunu Fatih Altaylı’nın yaptığı, "Fatih Altaylı ile Bire Bir Deprem Özel" adlı programda, program sunucusu tarafından; “...Üç televizyonun ortak yayınında bu akşam beraber olacağız. Aslında bu akşam biz başka bir şey planlamıştık. Dün de biraz bahsettim yayında. Bu akşam bir yardım ve destek programı yapmak istiyorduk; sanatçılar, sporcular, Türkiye'den ve yurt dışından Türk sporcular, yabancı sporcular, bilim adamları hep beraber olacaktık. İş dünyasından isimler. Ve depremdeki ihtiyaçları gidermek için bir kısım ihtiyacı en azından gidermek için bir kampanya yapacaktık. Amacımız konteyner evler yapabilmekti. Birkaç bin tane bile olsa sağlamak niyetindeydik. Ancak son dakikada bize dediler ki RTÜK'ten gelen bir talimatla bunu yapmayın dendi niyeyse ortak bir yayın falan olacakmış galiba bilemiyoruz. Uymak zorunda olduğumuz kurallar var ne yazık ki. Katılsak da katılmasak da. O yüzden bu akşam deprem konuşmaya devam edeceğiz, depremde etkilenenleri konuşmaya devam edeceğiz, depremin açtığı yaraları ve bu yaraların nasıl sarılabileceğini konuşacağız. Çok değerli konuklarım var." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir Medyanın dördüncü güç rolüne ilişkin klasik değerlendirme, hükûmet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükûmet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medyanın, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet ettiği yönündedir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 2007 yılında kabul ettiği "Kriz Zamanlarında İfade ve Haber Alma Özgürlüğünün Korunması Hakkında Rehber İlkeler"de hangi durumların kriz olarak nitelendirilebileceği belirtilmiştir. 1’inci maddeye göre kriz terimi savaşlar, terörist saldırılar, doğal ve insanlar tarafından oluşturulan afetler vb. durumlardır. Krizler ciddi geniş kapsamlı bir tehdit, yüksek oranda belirsizlik özellikleri ile normal olaylardan ayrılmaktadır. Tam da bu noktada medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara birçok sorumluluk düşmektedir.
Haber aktarımında doğruluk ve gerçeklik haberciler açısından hem hukuki hem de ahlaki zorunluluktur. Gerçek olmayan haber ve duyurular, mesleki etik değerlerle ters düşen durumlardandır. Medya kuruluşlarının kamuoyunu aydınlatma, bilgilendirme görevi bilhassa kriz durumlarında hassasiyetle ve sorumlulukla ele alınmalıdır. Bir yayın sırasında yayına konu olan net ve doğru bilgilere erişim izleyici kitle nezdinde çok önemlidir. Kesinlikten uzak bilgilerle yapılan haberlerin, habere ve haberciye karşı güven kaybına neden olduğu da bilinen bir gerçektir.
Medya gündelik hayatta edindiğimiz izlenimlerimizden çok daha etkili bir biçimde algımızı şekillendirir. Sahip olduğumuz birçok fikir ya da ön yargı kişisel deneyimlerimizden ziyade görsel ya da yazılı medyadan edindiğimiz bilgiler çerçevesinde oluşmaktadır. İhlale konu programda taraflı kişisel görüşlerle, kamuoyunda kanaat oluşturarak tüm ülkeyi derinden sarsan bir deprem afeti üzerinden toplumu yanlış yönlendirebilecek ve farklı değerlendirmeye sebebiyet verecek nitelikte yayın yapıldığı görülmektedir.
Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla kanunlarda yer alan ilkelere ve Basın Meslek İlkelerine uygun olarak sunmalıdır. Bu ilkelere göre tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün vererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılmalı, soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanmamalıdır. Bu nedenle bu ve buna benzer her türden haberin aktarımında yayıncıların editoryal bağımsızlık hakları saklı kalmak kaydıyla genele hitap eden haberlerin ön hazırlık süreçlerinde tarafsızlık ilkesi temelinde doğruluk ve gerçekliğinin araştırılarak izleyicilere sunulması yayıncı kuruluşların kamusal sorumluluğudur.
Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının halka karşı sorumlulukları bulunan siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Bu nedenle doğruluğundan tam anlamıyla emin olunmadan ya da durumun tamamına vâkıf olunmadan sarf edilen sözlerin sonucunun çeşitli olumsuzluklara yol açabileceği yıllardır hem basılı medyada hem de görsel medyada birçok kuruluşun bünyesinde çalışmış ve farklı görev sorumluluklarını yerine getirmiş bir gazeteci ve sunucunun bilgisinin ve tecrübesinin dışında olamayacağı değerlendirilmektedir.
Gazeteciler seçtikleri haberleri topluma ileterek bireylerin hem yakın çevrelerinde hem de ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanılan olaylar hakkında toplumun bilgi edinmesini sağlar. Toplumun bağımsız temsilcileri olarak isimlendirilen gazeteciler, toplum içindeki grupların kanaatlerini birbirlerine ileterek toplumsal iletişimin gerçekleşmesine yardımcı olurlar. Gerçeklerin değiştirilerek aktarılması, kişinin yanlış bilgilendirilmesine ve toplum içinde yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu durum ise sorumlu yayıncılık anlayışı ile uyuşmamaktadır.
Ülkemizi derinden sarsan ve yaralarını sarması hem maddi hem manevi olarak uzun süreli çabaları gerektiren söz konusu deprem felaketi, herkesin milli bir dayanışma ve bütünlük içinde hareket etmesini gerektiren ciddi bir kriz durumudur. Felaketin şoku hâlen devam ederken toplumun her kesiminden insanın iyi niyetli çabaları ile hareket etmeye çalıştığı, hem bireysel hem de kamusal düzeyde gerçekleştirilmeye çalışılan yardım toplama faaliyetlerinin, toplumsal dayanışma ve bilinç durumumuzdaki yüksek vicdan ve merhamet duygularımızın, yaraların sarılmasında bir nebze de olsa katkı sağlayacağı aşikârdır. Bu noktada yardım kampanyası yapılırken kişi ya da kuruluşların değil, topyekûn işbirliğinden doğacak kuvveti önceleyen bir bakış açısıyla hareket edilmesi gerektiği ortadadır.
Ayrıca savaş, çatışma, terör, doğal afet vb. gibi olağanüstü olaylar “kriz dönemlerini" ifade etmekte ve yayın kuruluşlarının bu dönemlerde haber aktarım biçimlerinin toplumda oluşturabileceği infial nedeniyle zaman zaman birtakım sınırlılıklar getirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu tür dönemlerde toplumsal işbirliği ve kurumlar arası koordinasyon; yardım toplama ya da dağıtımı noktasında ortak hareket edilmesi ve bu doğrultuda belirlenen yol haritasına tarafların mutabık kalması, içinde bulunulan zor durum nedeniyle son derece elzemdir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında, program sunucusu tarafından; "Depremdeki ihtiyaçları gidermek için bir kısım ihtiyacı en azından gidermek için bir kampanya yapacaktık. Amacımız konteyner evler yapabilmekti. Birkaç bin tane bile olsa sağlamak niyetindeydik. Ancak son dakikada bize dediler ki RTÜK'ten gelen bir talimatla bunu yapmayın dendi niyeyse ortak bir yayın falan olacakmış galiba bilemiyoruz. Uymak zorunda olduğumuz kurallar var ne yazık ki. Katılsak da katılmasak da." şeklinde sarf edilen ifadelerle, yapılan açıklamaların ortak tavır alınması gereken durumlardan biri olan söz konusu felaketle ilgili olarak toplumun her kesiminin hassasiyetle yaklaştığı bir ortamda, bir kurumun adını vererek ve de onun yardım toplanmasını engelleyen bir tutum içinde olduğunun iddia ederek hedef haline getirildiği, sunucunun yargılayıcı nitelikte olabilecek bir tavır ile seyirci önünde dile getirdiği RTÜK'ün engelleyici bir tutum sergilediği iddiası, halkın gözünde RTÜK'ü böylesine bir felaket karşısında yardım toplanmasını desteklemeyen ve toplumun yanında olmayan bir noktada konumlandırılabileceği, oysa ki sunucunun yayıncılar tarafından ortak yapılacak yardım kampanyasına Üst Kurul'un da destek vereceği bilgisine sahip olmasına rağmen, toplumun genelinde büyük üzüntüye neden olan devletin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların tüm imkânları ile mücadele ettiği ve konunun uzmanları tarafından "Yüzyılın Felaketi" olarak nitelendirildiği bu afetle ilgili olarak bilgi ve haber aktarımında tarafsızlık, gerçeklik ilkelerine ve toplumun yaşanan olayla ilgili olarak özgürce kanaat edinmesine engel olabilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan, "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur. ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2023 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 13.487.562,51 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde üç oranı (%3) 404.627,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ile İlhan TAŞÇI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


