İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 07.03.2023 tarih ve 270 sayılı yazısına konu FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 21, 27.02.2023 tarihlerinde saat 16:30’da yayınlanan "Cemil Kılıç ile Aydınlanma" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 21, 27.02.2023 tarihlerinde saat 16:30’da yayınlanan, sunuculuğunu Cemil KILIÇ’ın yaptığı, "Cemil Kılıç ile Aydınlanma" adlı programın, 21.02.2023 tarihli bölümünde geçen diyaloglarda; “Ben tarikat, cemaat ve siyasal dincilerin niye sapıklık sözcüğünün tam karşılığına oturduğunu ifade ederken, aman öyle değil diyenlerin bugün aynı kavramı kullandığını rahatlıkla artık görebiliyorum. Niye bunlara sapık dediğimin karşılığını ve bunlara asla güzelleme yapmak bir yana, etrafından dönen ifadelerle bile seslenmemek gerektiğini artık halkımız kabul ediyor.- Din sizin oyuncağınızsa eğer, bunların tarif ettiği şey dinse ben bunların dininden değilim arkadaş. Yani ya Allah'a ait olacak bu din ya da bu sapıkların söylediği olacak...- O kadar sapkınlık içerisindeler ki, şu deprem kırımını bile Allah'a fatura ediyorlar utanmadan. Ölen 40 bine yakın, yaşamını yitiren 40 bine yakın yurttaşımızın katili olmakla Allah'ı suçluyorlar. Efendim kendilerinin hiçbir kabahati yokmuşçasına hareket ediyorlar. Bu sapkınlığın doruk noktasıdır aslında. Takdir-i İlahi kavramı etrafında efendim kayıpları, yetikleri yani Allah'a fatura etmek, efendim yöneticilerin bir suçunun olmadığını neredeyse söylemeye çalışmak sapkınlıktır. Doğru yoldan ayrılma anlamında...,- Öyle bir sürecin içerisindeyiz ki her gün din konuşuyoruz. Çünkü dinbazlığın, sizin deyiminizle dindoşluğun maalesef pirim yaptığı bir çağdayız. Ve bugün bakıyoruz böylesi bir atmosferde akılla, izanla, dinle, Kuran'la, İslam'la asla bağdaştıramayacağımız açıklamalara tanık oluyoruz. Bir tanesi işte bugünlerde konuşuyoruz. Diyanet kalkıp açıklama yapıyor. Evlatlıkla evlenmeye engel yoktur. Bu nedir Allah aşkına! Bu bir takım çocuklarımızı evlat edinmek sureti ile evlat edinme görüntüsü altında ileride istismar etmek isteyenlere kapı açmaktır Allah muhafaza...- Diyanet gerçek kimliğinden sapmış durumda. ... Halkın bakmayın siz camilere daha çok esnaf ve memur takımının gittiğine. Camilere kimse gitmiyor. Ben bunu 3-4 senedir söylüyorum. Gitmiyor kardeşim. Yırtının, cuma namazlarına gitmiyorlar. Sırf sizin yüzünüzden... Halkı camilerden kopartmaya başladılar... Ben St. Antuan kilisesinin oradan geliyorum. İçeriye, avluya giren kişi kendisini emin olarak görüyor... Ama sizden korkuyor ve sizin anlattığınız dinden; dindoş veya dinbaz ne dersek diyelim. Bunların dininden Allah bile bıktı... Yani bunların din anlayışından Allah da bıktı. Bu kadar din konuşulmaz. Allah dini bu kadar konuşulsun, üzerinde spekülasyonlar yapılsın diye göndermedi. Din böyle bir şey değildir. Dinin karşılığı sosyolojide modadır. Moda olacaksın. Moda derken böyle gömlek değiştir o demek değil. Güncelleyeceksin. Kendini her ana anlatacaksın. Anlatmıyorsun? Evrensel değilsin. Kaldırılmaya mahkûmsun- İlk bana sordular onu cumhuriyet gazetesinde. Hocam böyle böyle enkazda tekbir çekenler var. Onun üzerine ben bir şeyler söylemiştim. Editör çocuk da güzel toparladı verdi ve hala Türkiye'de en çok okunan yazıdır o. Ben bunların bir kısmına safiyane gerçekten dinin gereğiymiş gibi tekbire katılanları ayrı tutuyorum ama bunu yöneten var. Ben bunlara tekbirli tekfirci diyorum yani insanları kâfir yapmaya da çalışan. Bunların tuhaf çelişkiler dünyası vardır. Hem herkesi müslüman yapmaya çalışır hem herkesi kâfir yapmaya çalışır bunlar.- Tabi. Çünkü saldırmayı seviyor onlar. Heykel meselesi, hani işte tapıcılık falan veya risale-i nurlarda bir sürü saçmalıklar, gölgeli tanrılardır falan gibi bir sürü ifade tiyatro için kebayir ifadesini büyük günahlardandır diyor ve reenkarnasyonun zamanımıza yansımasıdır gibi bir sürü aptalca açıklamalar var…- … Ha Atatürk şunu bütün devrimleriyle birlikte, şunu laiklik hani dinsizlik olarak veriliyor ya. Allah'ın gizli isimlerinden birisidir laiklik. Allah laik bir varlıktır. Net!... -Bir de hocam şunu mutlaka ekleyeyim. Tekbir şovundan sonra ben şu anda gıyabi cenaze namazı şovu bekliyorum. Bunu da bir ekleyerek…”,
27.02.2023 tarihli bölümde geçen diyaloglarda ise; “Yani burada anlatılan şey bana göre tamamen hayal mahsulüdür. İslam tarihinde öyle müslümanlar, gayrimüslimler, adaletli yönetimler falan diye bir şey olmamıştır. İslamiyet Kerbela'da doğduğu topraklara gömülmüştür. Ondan sonra İslam Tarihi dediğimiz kan deryasıdır...- Bravo, Ganimettir- Fetihtir. İşgaldir. Saltanattır. Cariye peşine düşmektir. Ülkeleri işgal edip insanları haraca boğup ya Müslüman ol ya kelleni alırım ya da para ver diyen adamlarla doludur. Sarayları da cariyelerle doldurmuşlar. Yanlarına da kapıkulu uleması koymuşlar. Söylediklerini meşrulaştırmışlar. Bunun neyini öveceksin? Böyle bir medeniyet falan yok. İslam medeniyeti diye bir şey yok Bunların hepsi safsata...” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, insan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber, gerek uluslararası sözleşmelerde ve gerekse ulusal hukuk belgelerinde bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade özgürlüğünün düzenlendiği 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmekte ve ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün kullanılmasının görev ve sorumluluk istediği ifade edilerek; demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak başkalarının şöhret ve haklarının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği belirtilmiştir.
Anayasamızın 26. maddesinde de benzer şekilde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hak da olayların eleştirisidir. Bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Şüphesiz ki eleştiri hakkı sınırsız değildir. Bu hak yasa ve ahlak kuralları içerisinde ve özellikle kamuoyunun olumlu yönde oluşmasına ve toplumun daha ileriye götürülmesine yardım amacıyla yapılmalıdır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. İfade özgürlüğünün başka özgürlüklerin kullanılmasını kısıtlayacağı ve zarar görmesine yol açacağı durumlarda sınırlandırılabileceği, dolayısıyla sınırsız olmadığı ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.
Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ifadelere yer verilmemesi, ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumun belirli bir kesimini ayrıştırıcı beyanlardan kaçınılması gerekmektedir.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak, şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Ayrıca yayınlarda eleştiri hakkı kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek ve toplumun belirli bir kesimini hedef göstererek kamuoyunu kin ve düşmanlığa sevk edebilecek unsurlara yer verilmemelidir.
Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin kendine ifade alanı bulabildiği kitle iletişim araçlarında başka bireylerin korunma ve saygı duyulma hakkı kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek aşağılayan, dalga geçen, itham eden, ayrımcılık yapan, nefret dili kullanılarak toplumun bir kesimini ötekileştirici bir dil ve üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeyde çeşitli toplumsal sorunları ortaya çıkaracak nitelik arz etmektedir. Yaşanmış büyük bir depremin ardından, toplumun psikolojik yönden zor zamanlar geçirdiği bir dönemde, program sunucu ve yapımcılarından bu sorumluluk çerçevesinde yayın yapmaları beklenmektedir.
Yayıncılık faaliyetinde; toplumun genelinde var olan farklı fikir, kültür, duygu, inanç, köken, ekonomik durum gibi unsurların göz önünde tutularak her programın verdiği mesajın toplumda nasıl algılanacağını bilmek, kitlelerin bunları seyrettikten sonra duygu, düşünce ve davranışlarında nelere yol açacağını hesaplamak, sorumlu yayıncılık anlayışının bir gereğidir. Ayrıca önemli fonksiyonları olan kitle iletişim araçlarının sahiplerinin, yöneticilerinin veya sunucularının yaşadıkları toplumun değerlerine, inanç ve dini hassasiyetlerine, evrensel insan hakları veya insan onuru gibi kavramlara özel hassasiyet göstermesi, yayınlarında bunlara titizlikle uyması, sahibi oldukları medya mecrasında yer alan program içeriklerinde bu değerlerin korunması noktasında çaba göstermesi öznel inisiyatife bağlı ihtiyari bir durum değil yayıncının yasal sorumlulukları arasındadır.
Medyanın insanları etkileme ve kamuoyu oluşturma kabiliyeti çok güçlüdür. Bu kabiliyet medyanın bütün insanlara rahatlıkla ulaşabiliyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte medyanın sahip olduğu bu güç, beraberinde büyük sorumluluklar da getirmektedir. Özellikle yayın esnasında kullanılan ifade ve üslupta sorumlu yayıncılık anlayışıyla hareket edilerek toplumsal barış ve huzuru bozabilecek nitelikte her türlü yorum ve değerlendirmelerden uzak durulması yayın kuruluşlarının kamusal sorumluluğudur.
Bilindiği üzere yayın kuruluşlarının, dini değerler ve inanca dair konuları toplumsal hassasiyetleri göz önünde bulundurarak yayın yapmaları yayın etiği açısından önemli bir husustur. İfade özgürlüğü, yayın özgürlüğünün temeli olmakla beraber yayın kuruluşlarının ekranları aracılığıyla izleyiciyle buluştuğu programlarında dikkatli bir dil ve üslup kullanmaları yine yasal yükümlülükleri arasındadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2019/10194 ve K. 2019/11813 sayılı kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ve çeşitli AİHM kararlarına atıfta bulunulmuştur. Atıfta bulunulan 13.12.2005 tarihli İ. D. - Türkiye Davası'nda AİHM'e göre din ve inanç özgürlüğü söz konusu olduğunda başkalarına zarar verecek nitelikteki söylemlerden ve saygısızlık edecek davranışlardan kaçınılması gerekir. Yine AİHM kriterlerine göre mahkemenin bir anlatımın ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesinde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin yasal dayanağının meşru bir amacının olması, meşru amacın başkalarının şöhret ve haklarının korunması ile dini barışı ve dini duyguları koruyarak kamu düzensizliğini önlemesi ve sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması şeklinde üç aşamalı bir ölçüt belirlenmiştir. Karara konu somut olay hakkında ise "AİHM'e göre, dinsel görüşler ve inançlar söz konusu olduğunda, kamusal bir tartışmaya hiçbir katkısı olmayan başkaları için ucuz saldırı olarak görülebilecek ifadelerden kaçınmak gereklidir." değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun üç fıkradan oluşan 216. maddesinin 3. fıkrasında ise "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü yer almaktadır.
Toplumsal düzeyde ele alındığında birtakım konuların tartışma, yorum, eleştiri ve teşbih kapsamının dışında tutulması gerekmektedir. Tanrı anlayışı ve dini inanca dair konular bunların başında gelmektedir. Tanrı ve dini değerlere dair inanışlar dünya üzerinde birçok toplumda farklı anlayışlara dayalı çeşitli hususiyetler arz etmektedir. Burada önemli olan içinde bulunulan toplumun inanç değerleri üzerinde sorumlu bir yayıncılık anlayışı ile hareket etmektir. Büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir toplumda ulusal yayın yapan bir yayıncı kuruluşta Allah’ın isim ve sıfatlarına ait kişisel bir yorumda bulunulduğunda konunun hassasiyeti göz ardı edilemez. İslam Dininde Allah’ın isimleri ve sıfatları Kur’an-ı Kerîm ve Hz. Muhammed’in açıklamaları doğrultusunda toplum nezdinde oturmuş dini anlayışta “Esmaül-Hüsnâ (Allah’ın en güzel isimleri)” şeklinde malumdur. Tanrı ancak isim ve sıfatları aracılığı ile bilinebilir olması hasebiyle başta Allah ismi olmak üzere diğer isim ve sıfatları da Kitabı ve elçisi aracılığı ile bildirilmiştir. Son yüzyıllarda ortaya çıkmış (laik, demokrat, liberal, sosyal vb.) siyasi nitelikli kavramlar ile tanrıyı adlandırma ve tanımlamaya çalışma gayreti öznel algıya ait, dini gerçeklikten uzak, Tanrının kendini tanıttığı isim ve sıfatlarla ilgisiz olduğu gibi aksine Tanrıya lakaplar takma kabilinden asılsız ifadelerdir. İslam Dininde imanın ilk şartı olan Allah inancı ve ona dair inanç konuları yer almaktadır. Bu noktada yayınlar sırasında herhangi bir durumla ilgili olarak sarf edilen sözlerin toplumsal değerlere ilişkin hassasiyetleri göz önünde bulundurması gerekmektedir. Programda yer alan konuşmacının bireysel olarak hangi görüşe sahip olursa olsun toplumun genelini ilgilendiren kutsal ve manevi değerlere dair yorumlarında otokontrol sahibi olması, toplumun inanç değerlerinin rencide edilmemesi bakımından yayıncıların sorumluluğundadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında, "sapık, sapkınlık, yaşamını yitiren 40 bine yakın yurttaşımızın katili olmakla Allah'ı suçluyorlar, sapkınlığın doruk noktasıdır, dinbazlığın, sizin deyiminizle dindoşluğun maalesef pirim yaptığı bir çağdayız, Yırtının, cuma namazlarına gitmiyorlar. Sırf sizin yüzünüzden... Halkı camilerden kopartmaya başladılar..., Ama sizden korkuyor ve sizin anlattığınız dinden; dindoş veya dinbaz ne dersek diyelim, Ben bunlara tekbirli tekfirci diyorum yani insanları kafir yapmaya da çalışan. Hem herkesi müslüman yapmaya çalışır hem herkesi kafir yapmaya çalışır bunlar, saldırmayı seviyor onlar, gibi bir sürü aptalca açıklamalar, Hocam, bu tipler nasıl tipler demiş ya öğrenciler, çirkin, korkunç, Allah'ın gizli isimlerinden birisidir laiklik. Allah laik bir varlıktır, Tekbir şovundan sonra ben şu anda gıyabi cenaze namazı şovu bekliyorum., Gıyabi cenaze namazı şovu gelecek, İslam tarihinde öyle müslümanlar, gayrimüslimler, adaletli yönetimler falan diye bir şey olmamıştır. İslamiyet Kerbela'da doğduğu topraklara gömülmüştür. Ondan sonra İslam Tarihi dediğimiz kan deryasıdır..., Fetihtir. İşgaldir. Saltanattır. Cariye peşine düşmektir. Ülkeleri işgal edip insanları haraca boğup ya Müslüman ol ya kelleni alırım ya da para ver diyen adamlarla doludur. Sarayları da cariyelerle doldurmuşlar." şeklinde sarf edilen ifadelerle, toplumda olumsuz yargı ve tutum geliştirebilecek, gerilime, ayrışmaya ve toplumsal iç barışı bozabilecek, Müslümanları incitici, inanca saygı sınırlarını aşan ve toplumun manevi değerlerine aykırı nitelikte yayın yapıldığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan; "Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz." hükmünün ihlal ettiği sabit görülmüştür.
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak idari tedbir olarak program yayınının üç (3) kez durdurulmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan; "Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, program yayını durdurma idari tedbirinin uygulanması gerektiği,
a) İdarî tedbir olarak, ihlale konu PROGRAM YAYINININ TAKDİREN 3 (ÜÇ) KEZ DURDURULMASINA, bu idari tedbirin uygulanma zamanın kuruluşa yapılacak tebligatta bildirilmesine,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan; “…Yükümlülük veya yasağa aykırılık dolayısıyla idarî tedbir olarak programın yayınının durdurulması kararının verilmesi halinde, yaptırım uygulanmasına sebebiyet veren fiilin işlenmesinden dolayı sorumluluğu olan programın yapımcısı veya varsa sunucusu, yayının durdurulduğu süre zarfında, aynı veya farklı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta hiçbir ad altında başka bir program yapamaz veya sunamaz.” hükmü uyarınca, işlem yapılması hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
c) İdari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan programın yerine, Üst Kurulca gönderilen programların, programın başında; “Bu program, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun 08.03.2023 tarih ve 2023/10 sayılı toplantısında alınan 21 No’lu kararı uyarınca, kuruluşumuzun 21,27.02.2023 tarihlerinde saat 16:30’da yayınladığı "Cemil Kılıç ile Aydınlanma" adlı programda, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan, yayın hizmetleri ‘Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.’ ilkesinin ihlali nedeniyle idari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan program yerine yayınlanmaktadır.” metninin anlaşılır şekilde okunarak DVD/CD’de yer aldığı şekliyle ticari iletişim yayını içermeksizin yayınlanmasına,
d) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ile İlhan TAŞÇI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.


