İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 14.03.2023 tarih ve 290 sayılı yazısına konu Tele 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 06,07,08,09.03.2023 tarihlerinde saat 19:59’da yayınlanan "18 Dakika" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; Tele 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 06,07,08,09.03.2023 tarihlerinde saat 19:59’da canlı olarak yayınlanan, Dr. Merdan Yanardağ ve Prof. Dr. Emre Kongar tarafından gündeme dair konuların ele alındığı "18 Dakika" adlı programın,
6 Mart 2023 tarihinde yayınlanan bölümünde; "İnsanlar tercihini yapmış. Dinci, faşizan, totaliter rejime karşı demokratik muhalefetin çıkaracağı adayı destekleyecekler. Bu aday kim olursa olsun. O nedenle Kılıçdaroğlu hiç olmadığı kadar güçlü bir siyasi aktördür şu anda. Hiç olmadığı kadar. O yüzden bazı pazarlıklar, birtakım ucuz pazarlıklara, hesaplara hiçbir biçimde prim vermemelidir. Ya liderlik yaparsınız ya da Türkiye'yi bir yönetmeye çalışan, bir hesapla yönetmeye çalışanlara teslim olursunuz.",
7 Mart 2023 tarihinde yayınlanan bölümünde; "Ama Türkiye yakın ve vahim bir tehlikeyi, nedir o yakın ve vahim tehlike Türkiye dinci, gerici ve faşizan bir, yani gerici ve faşizan bir diktatörlük tehdidini, bir totaliter rejim tehdidini yenilgiye uğratmış olacak. Şöyle bitiriyorum, bu önemli. Dün geceye kadar Türkiye'nin cumhuriyetçi geleneği ve Türkiye'nin oluşumundaki ve tarihindeki Cumhuriyet Halk Partisi çizgisi bir daha geri dönüşü olmamak üzere kırılmak istendi. Dün gece önlenen budur. Türkiye'nin o cumhuriyetçi ekseninin kırılması önlenmiştir. Cumhuriyetçi geleneğinin kırılması önlenmiştir. Bu geleneği şu ya da bu düzeyde Cumhuriyet Halk Partisi temsil ediyor.", "Dünyada ve Türkiye’de önemli bir olayla karşı karşıyayız, önemli bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Ya Türkiye bir diktatörlüğe; gerici, faşizan bir diktatörlüğe, bir karanlığa sürüklenecek ya da Türkiye yeniden cumhuriyetçi ve demokratik bir çizgiye girecek. Seçim bunların ikisinin arasında olacak ve muhalefet sonuç olarak bir aday etrafında birleşmiş durumda.",
8 Mart 2023 tarihinde yayınlanan bölümünde; "Ben merak ediyorum ya. Bu ülkede bir diktatörlük, bir faşizm, bir totaliter rejim, örneğin bir olağanüstü savaş filan mı var? Bir kadın yürüyüşü neden yasaklanır? Şu nedenle yasaklanır: Çünkü iktidar kadından korkuyor, gericiler kadından korkuyor, faşizm kadından korkuyor ve korkar. Kadınların değişim talepleri onların en çok korktukları şeydir.", "Bir daha soruyorum ve Emre Hocama bırakıyorum. Merak ediyorum. Türkiye ve bu iktidar demokratik olduğunu mu düşünüyor? Bu nedenle AKP iktidarı değişmelidir. Kadınlar özgürce yürüyebilsin ve kendi taleplerini ifade edebilsin diye bu iktidar değişmelidir. Bu iktidar totaliter bir rejimi, bu iktidar bir diktatörlüğü simgeliyor çünkü. Bu ülke, bu ülke böyle bir iktidarı hak etmiyor. Bugüne kadar bu iktidara destek vermiş yurttaşlarımız açısından da bu böyle. Bugün sizi yürütmeyen bu iktidar yarın sizin taleplerinizi de bastıracaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Bu iktidarın anladığı tek özgürlük tarikat özgürlüğüdür. Tek özgürlük şeri özgürlüklerdir. Yani Taliban Afganistan'ında ne serbestse onlar özgür olabilir ancak. Onun dışında her şeye düşmandır bu iktidar. Bu nedenle Taksim'deki kadın yürüyüşünden de korkuyorlar.",
9 Mart 2023 tarihinde yayınlanan bölümünde ise; “Şimdi bakın bu tablonun anlattığı şey şu. Artık Türkiye'de gericiliği, siyasal İslamcılığı temsil eden AKP'dir. Demokratik güçlerin dışına düşen parti AKP'dir. Irkçı-faşizan bir parti ile işbirliği yapan AKP'dir. Evet tablo bu, tablo bu. Daha yakın gece görüntüsü de var."- "Ha evet. Bu çok önemli."- "Bu Mustafa Kemal Atatürk posteri daha da büyük bir biçimde asılmıştı yani ilk katın eşiklerine kadar geliyordu. Gece görüntüsünü de bulabilirseniz arkadaşlar onu da verin. İşte bu tablo önemli, bu tablo artık artık AKP'nin Cumhuriyet dışı ve demokratik güçlerin karşısında, gerici-faşizan bir siyasal parti olarak tescil edilmesi anlamını taşır. Türkiye'de inananların, inanan Sünnii Müslüman nüfusun diyelim daha doğrusu daha doğru bir ifadeyle bir bölümünün onların siyasal olarak kendini temsil ettiğini düşündükleri parti kendi safını demokrasi güçlerinden yana belirlemiş durumda. Bunun dışına düşen kim AKP. AKP artık marjinal bir partidir, AKP marjinal bir partidir. Toplumda deklase kesimlerin, lümpen proleterya dediğimiz; yani belli bir sınıfa mensup olmayan, daha çok işte vurguncu vesaire belli bir mesleği olmayan, başarısız, toplumun en altındaki ve öfkeli, toplumun merkezine, eğitimlilere, üreten ve yaratanlara, kültüre ve sanata düşmanlık duyan ve geleneksel olarak da bütün dünyada sosyolojik bakımdan faşizm ve gericiliğin tabanı oluşturan bir kesim vardır; bu kesime dayalı bir partidir. Giderek marjinalleşecektir, göreceksiniz. Türkiye'deki demokrasi güçlerinin dışında ve onlara karşı konumlanmış bir partidir artık. Bu tablo onu gösteriyor.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Anayasa'nın 26. maddesinde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır. Anayasa'nın 90. maddesinde ise temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karsın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir. Medyanın dördüncü güç rolüne ilişkin klasik değerlendirme, hükumet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükumet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medyanın, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet ettiği yönündedir. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların haklarının da gözetilmesi gerekliliği akıldan çıkarılmamalıdır.
Demokratik idare biçimi siyasal anlamda bireylerin haklarını yasayla koruma altına alan değerler bütününü ifade ederken, sosyolojik anlamda ise bu değerler bütününün uygulamaya yönelik içeriğinin düzenlenmesini ifade etmektedir. Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin ifade bulduğu mecra yani kitle iletişim araçları marifetiyle başka bireylerin de korunma ve saygı duyulma hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici ya da yargılayıcı bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkaracağı açıktır.
Bireyleri siyasi düşüncesine ve yaşam biçimine göre sınıflandırmak, her tür platformda tehlikeli sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu tür yaklaşım veya söylemlerden uzak durulması, toplumsal barış açısından önemli bir husustur. Kamusal bir görevi olan yayın kuruluşlarının eleştiri sınırlarına riayet etmeleri, yayıncılık etiği açısından da dikkat edilmesi gereken bir konudur. Programlarda izleyiciye sunulan görüntü ve ifadeler, toplumsal dengelerin sağlanması açısından önemlidir. Yayın kuruluşundaki söz konusu programda, sunucu tarafından yapılan yorumlarda, toplumdaki hassasiyetlerin göz önünde bulundurulmadığı görülmüştür. Dolayısıyla yayın kuruluşundaki söz konusu programda sunucu tarafından dile getirilen ifadelerin, eleştiri sınırlarını aşan değerlendirmeler olduğu düşünülmektedir. Bilindiği üzere insan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımaktadır. Ancak gerek uluslararası sözleşmelerde ve gerekse ulusal hukuk belgelerinde bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının, yorum programlarında toplumda geniş temsili olan siyasi parti ya da kuruluşlar hakkında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensupları ve yayına katılan konukların görüşlerini açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla bilgi ve belgeye dayanarak kullanılmalıdır. Ayrıca bu hak kullanılırken kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde, yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, "Dinci, faşizan, totaliter rejim; dinci, gerici ve faşizan; gerici ve faşizan bir diktatörlük; bir totaliter rejim; Ya Türkiye bir diktatörlüğe, gerici, faşizan bir diktatörlüğe, bir karanlığa sürüklenecek ya da Türkiye yeniden cumhuriyetçi ve demokratik bir çizgiye girecek; bu iktidar totaliter bir rejimi, bu iktidar bir diktatörlüğü simgeliyor; bu iktidarın anladığı tek özgürlük tarikat özgürlüğüdür; Türkiye'de gericiliği, siyasal İslamcılığı temsil eden AKP'dir; demokratik güçlerin dışına düşen parti AKP'dir; ırkçı-faşizan bir parti ile işbirliği yapan AKP'dir; AKP'nin Cumhuriyet dışı ve demokratik güçlerin karşısında, gerici-faşizan bir siyasal parti olarak tescil edilmesi anlamı taşır", "AKP artık marjinal bir partidir. Toplumda deklase kesimlerin, lümpen proleterya dediğimiz; yani belli bir sınıfa mensup olmayan, daha çok işte vurguncu vesaire belli bir mesleği olmayan, başarısız, toplumun en altındaki ve öfkeli, toplumun merkezine, eğitimlilere, üreten ve yaratanlara, kültüre ve sanata düşmanlık duyan ve geleneksel olarak da bütün dünyada sosyolojik bakımdan faşizm ve gericiliğin tabanı oluşturan bir kesim vardır; bu kesime dayalı bir partidir." şeklinde Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılan demokratik seçimler sonucu mecliste en çok sandalye sayısına sahip siyasi parti olan Ak Parti ve Ak Parti iktidarı yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti hakkında söylenen ifadelerin eleştiri sınırlarının ötesinde hakaret içeren küçük düşürücü, aşağılayıcı ve itibarsızlaştırıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; “İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Şubat 2023 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 505.100,95 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2023 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 85.738,00 (seksenbeşbinyediyüzotuzsekiz) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi İlhan TAŞCI’nın karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


