İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 05.06.2023 tarih ve 413 sayılı yazısına konu FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 22.05.2023 tarihinde saat 21.02.47’de yayınladığı “Serbest Kürsü” isimli program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenerek Üst Kurul’da değerlendirmeye ilişkin yapılan görüşmeler sonucunda;
FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 22.05.2023 tarihinde saat 21:02’de yayınlanan sunuculuğunu Betül Begüm Aydoğan’ın yaptığı, Önay Alpago, Cemal Enginyurt, Türker Ertürk ve Erk Acarer’in konuk olarak katıldığı, "Serbest Kürsü" adlı programda, geçen diyaloglarda; “Öncelikle Sinan Oğan Cumhur ittifakından yana tavır aldı, domuz bağcıları destekledi diyebiliriz…Sinan Oğan, cehennemin kapılarını kapatacağız dedi bugün cehennemin kapısını açtı. Eğer cehennem AKP ile bir olmaksa kapı, Erdoğan yönetimini kastetmişti. Çünkü her söyleminde bunu açık ve net bir şekilde ifade etmişti…Sinan Oğan'a oy verenler milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına aldım diyen, bozkurtlara hayvan sürüsü diyen, Türklük ırkçılıktır diyen, andımızı kaldırdım diye gurur duyan, Türkiye Cumhuriyeti yazılarını devlet dairelerinden silen, Habur'da çadır mahkemeleri kurup PKK'lıları serbest bırakan, Diyarbakır'da Şivan Perver ile Megri Megri diye türkü çağıran, BOP'un eş başkanlığını yapan, kendi torunları da dahil, birçoğunun torunları Amerikan vatandaşı olan, sermayeleri yurtdışına kaçıran, ülkenin ekonomik anlamda iflasına sebep olmuş bir iktidara ve Recep Tayyip Erdoğan'a Sinan Oğan istedi diye o iki milyon sekiz yüz bin kişi ne diye oy verecek?...Recep Tayyip Erdoğan seçimi almak için yeter ki ben kazanayım da nasıl olursa olsun diye domuz bağcısından tut işine geleni yanına almaktan imtina etmiyor. Önder Aksakal, Merve Kavakçı'yı meclise sokmayan DSP idi. DSP'nin genel başkanı da Önder Aksakal. Onu bile yanına aldı. Başörtülü bacım demeye devam ediyor ama başörtülü Merve'yi meclise sokmayanı üç vekil vererek yanına aldı. Domuz bağcıları yanına aldı. Şimdi de tuttu Milliyetçiliği, Türkçülüğü, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan, bunu slogan haline getiren ama ne hikmetse hangi pazarlıkla ki pazarlık diyorum...Kendi bedavaya gitmem demişti, bedavacılık yok demişti…Sinan Oğan çık samimiyetle HÜDAPAR'la ilgili nasıl bir araya geldiniz? nasıl aynı masaya oturdunuz? Sana mezar soyguncusu demişti MHP'liler. Nasıl bir araya geldin mezar soyguncusu olarak? Sana at pazarlığı yapıyor demişlerdi hangi pazarlığı yaparak bir araya geldin? Çık samimiyetle bunları anlat…Erdoğan ülkeyi ekonomik olarak çökertmiş bir yöneticidir. Bunu yaparken de çok yakın çevresine, ailesine ve dar alanına büyük bir nemalanma biçimi sağlayarak yapmıştır. Dolayısıyla burada hem toplumsal bir ihanet hem de ekonomiyi yönetememe durumu vardır…Evet çok doğru, Türkiye tarihinin en gerici, en muhafazakar, hani o domuz bağı üzerinden kurarsak en şeriatçı meclisi olacak…Mesela, geçtiğimiz günlerde Doçent Doktor Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin sanıkları bir gece yarası bırakılması konusunu hiç tartışmadı. Bu isimlerin tümü, bilhassa Levent Göktaş başta olmak üzere ve onun öğrencisi Gökhan Nuri Bozkır başta olmak üzere söylendiği gibi derinlerde olan AKP ile zaman zaman işbirliği yapan kişilerdir. Bakın ne oluyor? Şu oluyor. Bir yandan kirli bir pazar kuruluyor, bir yandan radikal İslam Türkiye sınırları içerisine taşınıp demografi bozuluyor ve oy taşınıyor. Ama bir yandan da silah ticareti yapılıyor. Neden silah ticareti yapılıyor? Bakın cezaevinden çıkan 6 sanıktan birinin bugün Hatay civarında neden ve kimlerle dolaştığına Nuri Gökhan Bozkır'dan söz ediyor. Eski ortaklıklarına silah üzerinden nasıl dönmeye çalıştığına baktığınızda aslında … büyük bir mekanizma kurduklarını görüyorsunuz. Çok tehlikeli bir mekanizma kurduklarını görüyorsunuz ve Türkiye'nin başına çok ciddi anlamda daha fazla belalar açacak mekanizma kurduklarını görüyorsunuz. Bunların tümünün kamuoyuna anlatılması gerekiyor. Bu konularda çalışan gazetecilerin raporlarının istenmesi gerekiyor. Çok tehlikeli oynuyor Akp iktidarı. Emin olun saray rejimi çok tehlikeli oynuyor…Hatay bölgesinde çalışma yapıyorlar, fabrikalar üzerine, silah fabrikaları üzerine. Bunların hepsi çok tehlikeli girişimler. Neden çıkarttılar? Bu ticareti konsolide edebilmek için bir yanıyla. Bir yanıyla da o eksik kalan rejmi istihdam etmek istiyor Recep Tayyip Erdoğan yeniden kazanırsa. Derincilerin etkisi kaotik düzlemlerde buradan devreye giriyor. O nedenle, yani benim tavsiyem siyasetin ve medyanın bu konularla biraz daha yakından ilgilenmesine yönelik. Yoksa gerçekten ısrarlılar yani Türkiye'yi felakete sürüklemek konusunda ısrarlılar. Hizbullahıyla ısrarlalılar, tarikatlarıyla ısrarlılar. Kadın düşmanıyla İşte sayın Alpago’nun söylediği gibi ısrarlılar ve kirli ticaretler yapma konusunda ısrarlılar. Ya biz hala tartışmıyoruz şunu. Yani limanlarımızdan uyuşturucu gönderildi bizim. Silah ticaretleri yapıldı. Petrol kaçakçılığı yapıldı. Bunun 10 katını yapmak için bir sistem kurmayı istiyorlar şimdi. Bu sistemi, bu tarikatlarla bu örgütlerle derinleştirmek istiyorlar…” şeklinde ifadelere yer verildiği gerekçesiyle 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,“oy çokluğu” ile aldığı karara karşı oy kullandım.
KARARA KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Medyanın görevi halkı ilgilendiren tüm konularda sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymaktır. Söz konusu açıklamaların canlı olarak yayınlanması ise açıklamaların önemi açısından, hem sorumlu yayıncılık gereği yayıncıların görevi hem de halkın haber alma hakkı kapsamındadır. Kaldı ki, kamuya mal olmuş kişilerin açıklamaları, her zaman canlı olarak ekrana taşınmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), pek çok kararında basın özgürlüğünün önemini vurgulamaktadır. AİHM, Castells/İspanya kararında “... hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir devlet içinde basının seçkin rolü unutulmamalıdır. Gerçi basının ‘düzensizliğin önlenmesi’ ve ‘başkaların haysiyetlerinin korunması’ için konan sınırları aşmaması gerekir, ancak basın, siyasi sorunlar hakkında ve kamu yararıyla ilgili konularda haber ve düşünceleri yayma görevini üstlenmiştir. Basın özgürlüğü, halkın siyasi liderlerin düşünceleri ve davranışları hakkında fikir sahibi olmalarını sağlamaktadır. Ayrıca siyasetçilere, kamuoyunun zihnini meşgul eden sorunlar hakkında düşünceleri ve yorumlarını belirtme fırsatı vermektedir. İfade özgürlüğü herkesin, demokratik bir toplumun özünde yer alan serbest siyasi tartışmaya katılmasını mümkün kılmaktadır ((AİHM, Castells/İspanya Başvuru No: 11798/85)” şeklinde, basın özgürlüğü ve siyasi tartışmalarda basının rolünün çerçevesi çizilmiştir.
Ayrıca yine AİHM kararları ile Yargıtay kararlarında, devlet adamı, politikacı, üst düzey bürokrat, yazar gibi kamuoyunda tanınmış kişilere yönelik eleştiri sınırının, daha geniş olabileceği hüküm altına alınmış durumdadır.
FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 22.05.2023 tarihinde yayınlanan "Serbest Kürsü" programına katılan siyasetçi ve gazeteciler gündemi değerlendirmiş, seçim döneminde yaşanan siyasi tutum farklılıkları ile ilgili kimi siyasetçilere yönelik görüşlerini paylaşmışlardır.
Kurul Kararı ve karara esas olan Uzman Raporu incelendiğinde; kimin hangi ifadeleri nedeniyle hangi ilkenin ihlal edildiği tespitinin yapılmadığı, programa katılan Önay Alpago, Cemal Enginyurt, Türker Ertürk ve Erk Acarer’in konuşmalarından alınan kimi bölümler birleştirilerek hazırlanan metin üzerinden bir hüküm oluşturulduğu görülecektir.
Yayındaki konu ve eleştirilerin hedefinin anlaşılabilmesi ve ihlal teşkil edip/etmediğinin saptanabilmesi için programın bütün olarak değerlendirilmesi ve ihlale gerekçe sayılan ifadelerin bağlamının göz ardı edilmemesi gerektiği açıktır. Ancak uzman raporu ve raporu esas alan Kurul Kararında bunun yapılmadığı da açıktır. Dolayısıyla programda ifade edilen düşünceleri bağlamı ve bütünlüğü içinde değerlendirmekten uzak şekilde oluşturulan yaptırım kararı, orantısız, ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlayıcı, toplumda özgürce kanat oluşumunu engelleyici nitelikte olacaktır.
Bu kapsamda program konuklarından Cemal Enginyurt’un kimi ifadelerinin incelenmesi yerinde olacaktır. Cemal Enginyurt’un konuşmalarından bazı bölümler şöyledir:
“Cemal Enginyurt: (21.06.08) Tabi Sinan Oğan ‘bir ülkücü HÜDAPAR’la işbirliği kessen de yapmaz” derken doğru söyledi… Dolayısıyla ülkücüler yine kesseniz de HÜDAPAR’la aynı sandığa girmeyecekler.
... Hizbullah’ın partisi HÜDAPAR’la hiçbir ülkücü yan yana gelmez. Bu doğru. Ama Sinan Oğan’a bugünkü tavrından dolayı ben inanıyorum ki, oy verenler dahi gözyaşı döküyorlar. Büyük bir vicdan azabı çekiyorlar.
...Madem ülke bu kadar güzeldi, madem ülkede istikrara ihtiyaç vardı, madem Recep Tayyip Erdoğan iyi bir Cumhurbaşkanıydı öyleyse niye %5 oy alarak bunu ikinci tura bıraktın? Birinci turda Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleseydin, Recep Tayyip Erdoğan seçilseydi, ülke bir 15 gün daha kaybetmeseydi.”
Program konuğu Cemal Enginyurt’un Kurul Kararına da alındığı şekliyle Sinan Oğan’a yönelik sözlerinin, seçim döneminde yaşanan siyasi tutum değişikliğinin eleştirisi olduğu açıktır. Benzer şekilde diğer konukların da Sinan Oğan’ın, “Bir ülkücü HÜDAPAR’la işbirliği kessen de yapmaz” şeklinde son derece kesin bir dil kullanmasına rağmen, içinde HÜDAPAR’ın da yer aldığı Cumhur İttifakı’na katılmasını eleştirdikleri görülmektedir. Konuşmaların tamamına bakıldığında, güncel siyasi sürecin değerlendirildiği, hakaret içerikli ya da politikacılar için daha geniş şekilde tanımlanan eleştiri sınırlarını aşan bir söylemin bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Program konuklarının düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içindeki açıklamaları nedeniyle medya hizmet sağlayıcısı kuruluşa yaptırım uygulanması, haksız ve orantısız olacak, basın özgürlüğünü daraltacaktır.
Ayrıca Kurul Kararında, program konuklarının hangisine ait olduğu belli olmaksızın alınan ve ihlal teşkil ettiği belirlemesi yapılan ifadelerin, Anayasa, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları ile birlikte değerlendirilmesi, sağlıklı bir sonuca ulaşmaya yardımcı olacaktır.
1- Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
2- Anayasa’nın 28. maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü yer alırken, ikinci fıkrada “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. İfade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
3-Anayasa Mahkemesi’nin de yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
4- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir.
5- Anayasa Mahkemesi’nin, 27/10/2015 tarihli, Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, kararında da; “70. Aynı şekilde siyasetçilere yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, diğer kişilere yönelik eleştiri sınırına göre daha geniştir. Bir siyasetçi diğer kişilerden farklı olarak her sözünü ve eylemini bilerek halkın ve aynı zamanda diğer siyasetçilerin denetimine açar; bu nedenle de daha geniş hoşgörü göstermek zorundadır (Lingens/Avusturya, § 42).” kararında da söz konusu karara atıf yapılarak, siyasi kimliklerin eleştiri konusunda daha geniş olmaları gerektiği hüküm altına alınmıştır.
6- AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
7- Ayrıca yine aynı karara atfen, AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
8- Yine AİHM’ye göre hükümete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir. Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı makamlarının değil aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın incelemesine tabi tutulmalıdır.(AİHM Castells/İspanya, Başvuru No: 11798/85, Para. 46)
9- Öte yandan, AİHM, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına bakıldığında da görülecektir ki kamu görevlilerine yönelik eleştiriler de fikir ve ifade özgürlüğünün geniş koruması altındadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır.” (AYM, Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55) Bununla birlikte Mahkeme kamu görevlilerine siyasetçiler gibi geniş koruma sağlamakla birlikte kamu görevlileri ile siyasetçiler arasında bir ayrıma gitmektedir.
10- AİHM’nin, Axel Springer AG / Almanya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012 kararında; ifade özgürlüğü hakkı ile kişilik haklarının ihlali noktasında, çatışan hakların dengelenmesine ilişkin bazı ölçütler sunmuştur.
Mahkeme kişilik hakkının basın yoluyla ihlalinde kullanılacak ölçütleri şu şekilde ortaya koymuştur: “(i):Kamu yararının bulunduğu tartışmaya katkı: Bu ölçüt uyarınca bir kimsenin günlük hayatındaki gelişmeler haber konusu yapılamayacaktır. (ii) İlgili kişinin ne kadar tanınır olduğu/ kamuya mal olmuş olup olmadığı ve yayının konusu. (iii) İlgili kişinin önceki davranışları. (iv) Bilginin elde ediliş yöntemi ve doğruluğu. (v) Yayının içerik, biçim ve sonuçları. (vi) Hükmedilen yaptırımın ağırlığı.” Mahkeme, somut yayının yukarıdaki ölçütleri sağladığını tespit etmiş bu nedenle yayıncı şirketin ifade özgürlüğünün ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir.
AİHM’nin söz konusu kararı doğrultusunda; programda seçim dönemindeki tutumları eleştirilen politikacıların yukarıda belirtilen tüm ölçütleri sağladığı ortadadır. Kaldı ki, bir siyasetçinin, başka bir siyasetçiyi, politik hamleleri konusunda eleştirmesi, siyasetin doğasında bulunmaktadır. Çünkü siyasetçiler bu gibi durumları göze alarak siyasete girmekte ve ayrıca her platformda kendini savunabilecek olanağa sahip oldukları için eleştirilere daha toleranslı olmaları gerekmektedir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara verilen bu ve benzeri haksız yaptırım kararlarının, medyanın asli görevini yapmasında caydırıcı etkiye neden olabileceği de açıktır.
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, gerekse Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yayında; Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un “milletvekili” sıfatıyla yaptığı tüm açıklamalarıyla birlikte, kamuoyunun bilgi sahibi olmasında en etkili meslek gruplarından biri olan gazeteci Erk Acarer ile diğer konukların eleştiri sınırları içinde kalan açıklamaları ifade özgürlüğü kapsamında ele alınmalıdır. Bu yönüyle de programda 6112 sayılı Kanun çerçevesinde ihlal bulunmamaktadır.
Üst Kurul, ayrıntılı bir inceleme yapmaksızın, yayına yaptırım uygulayarak, bir yandan halkı temsil hakkı bulunan bir milletvekilinin siyaset yapma özgürlüğü hakkıyla, fikir ve ifade özgürlüğü hakkına müdahale etmiş, bir yandan da halkın temel sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirmiştir. Bilindiği üzere, eksik ve/veya yanlış olduğu düşünülen hükümet politikalarının kamuoyunda gündeme getirilerek tartışılması, bu şekilde düzeltilmesine olanak sağlanması gibi hususlar, hem siyasilerin hem de medyanın birincil görevlerinin başında gelmektedir.


