İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 25.03.2025 tarih ve 47 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 21.03.2025 tarihinde saat 20:00’de yayınlanan "Gündem Özel" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 21.03.2025 tarihinde saat 20:00’de canlı olarak yayınlanan, moderatörlüğünü Seda Selek'in yaptığı, siyasetçi Yavuz Değirmenci, Sosyolog Semih Turan, Gazeteci Necdet Saraç, Siyaset Bilimci Berk Esen, CHP İzmir Milletvekili Salih Uzun ve ekonomist Emre Şirin'in yorumlarıyla katıldığı, tamamının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk ve terör suçlamalarından gözaltında bulunması ile ilgili haber ve yorumlara ayrıldığı "Gündem Özel" adlı programda geçen diyaloglarda; "Bu ülkenin geleceği adına fikirlerimi söylüyorum. Ama nedense herkes birbirini uyarıyor. Bu korku imparatorluğu bugün yıkılıyor. Toplumun üzerindeki o ölü toprağı yıkılıyor. Normalde tabi kimse sokağa çıkmak istemez, biz değişimleri sandıkta yapan, sandık geleneği olan bir ülkeyiz. Ama siz sandık geleneğini ortadan kaldırıyorsunuz. Sıkıntı burda. Siz sandığı ortadan kaldırıyorsunuz, insanların sandık yoluyla değişim umudunu yok ediyorsunuz. E umudunu yok ettiğin insan sandığı da elinden aldığın zaman anayasanın 34. maddesinde ne diyor. Herkes izinsiz bir şekilde yürüyüş ve protesto yapma hakkına sahiptir. Sen kimsin ya insanları tehdit ediyorsun? Ben bunu anlamıyorum. Adalet Bakanı benzer açıklamalar yapıyor. kardeşim sen hukuk fakültesinden eğitim almadın mı ya? Sen eğitim almadın mı hani nerden kasaptan mı aldın diplomanı? Onun da diploma tartışmasını yapalım…Şimdi Ankara'ya, Kızılay'a dönüyoruz. Muhabir arkadaşımız Ali Yağız Baltacı var. Çünkü Ankara'da çok ciddi bir müdahale var, polis müdahalesi. Tıpkı İzmir'de olduğu gibi. O sıcak anları bize önce bir Ali Yağız anlatsın Ankara Kızılay'da. Neler oluyor Ali Yağız?...Seda SELEK, şu anda Kızılay'da son yılların en şiddetli polis müdahalesi ile ve toplumsal olayıyla karşı karşıyayız. Burada eyleme geçen çok sayıda kişi -evet, bize doğru da geliyor- polisin müdahalesi ile karşı karşıya kaldılar. Metroların kapalı olmasından dolayı ODTÜ'ye yürümek istediler. Polis de Kızılay'da yolları kapattı ve şu anda polis hem tazyikli suyla hem biber gazıyla kalabalığa müdahale ediyor. Aynı zamanda göstericiler de eylemciler de geri adım atmıyorlar ve polisle karşı karşıya gelmiş durumdalar. Şu anda oldukça sert bir müdahale gerçekleşiyor, (Bu sırada ekrandaki görüntülerde göstericilerden birisi TOMA'ya bir madde fırlatıyor.) ekranlara da geliyor. Bulunduğumuz nokta Ankara'nın en merkezi noktalarından birisi, Kızılay meydanındayız ve bulvarda şu anda yol kapanmış durumda. Bilindiği üzere burada Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde bir miting gerçekleşmişti ve Mansur YAVAŞ'ın da konuştuğu mitingin ardından burada kalabalık dağılmadı, ODTÜ'ye yürümek istediler (Bu sırada görüntülerde göstericilerin sabit duran TOMA'ya demir bariyerleri attıkları izlenmektedir) ve şu anda evet kendilerine, kendilerine müdahale eden TOMA'ya karşılık veren göstericiler ekranlarınıza geliyor. Polisin yolu kapatmasından dolayı bu bölgeye de biz de şu anda TOMA'nın yanında bu yayını yapıyoruz ve evet karşılıklı sert müdahalelerle şu anda oldukça şiddetli görüntüler ekranlarınıza yansıyor. Ve Kızılay'da adeta bir savaş alanı var. Bizlerde şu anda evet buraya doğru gönderilen taşlardan nasibimizi alıyoruz. Çok şiddetli görüntüler ekranlara geliyor. (TOMA'ların geri geri gittiği görülen görüntülerde göstericilerin saldırma amaçlı olarak TOMA'ya doğru ilerlediği izlenmektedir.) Ankara'da Kızılay meydanında polisin yolu kapatmasına karşı eylemcilerin geri adım atmaması ve polisin üzerine doğru gelmeye devam ediyorlar. Müdahalede aynı zamanda devam ediyor. Şu anda ekranlara yansıtmaya çalışıyoruz burada yaşananları. Evet polis şu anda göstericilerin ilerleyişi karşısında bir geri adım attı ama aynı zamanda tazyikli suyla, biber gazıyla müdahaleler devam ediyor. Göstericilerin yine karşılık vermesi ile birlikte oldukça sert görüntlüler ortaya çıkıyor. Şu anda Ankara'da Kızılay meydanında, İstanbul'da gerçekleşen gözaltı ve operasyonlara karşı yükselen tepkilerin doruğa ulaştığı bir noktadayız ve bu saat itibari ile şu an itibari ile Ankara'da polis ve göstericiler arasında arbede yaşanmaya devam ediyor. Polisin müdahalesi devam ediyor, geri adım atmayan eylemciler var, çok büyük bir kalabalık var. Şu an için bir anons da yapılıyor tekrardan. Burada, Kızılay medyanında durum bu şekilde. Evet gözaltılar olduğunu görüyoruz. Bazı eylemciler tartaklanarak gözaltına alınıyorlar. Ama tabi bu gözaltılarda bu müdahalelerde durumu sakinleştirmiyor bilakis daha fazla göstericiler kararlılıkla ilerlemeye çalışıyorlar, karşılık vermeye çalışıyorlar. TOMA müdahalesi var şu anda aynı zamanda tazyikli suyla. Çok soğuk bir hava var Ankara'da ona rağmen kalabalık dağılmıyor. (Bu arada ekrandaki görüntülere ek olarak polisin uyarı amaçlı yaptığı anonslar duyulmaktadır.) Evet şu anda tazyikli suyla polisin müdahalesinin çok şiddetli olduğunu söyleyelim. Hasan YANCI lütfen gösterelim. Üç dört farklı noktadan polisin tazyikli suyla kalabalığı dağıttığını şu anda görüyoruz. Evet polislere gelen ek takviye kuvvetlerle şu anda kalabalığın üzerine tazyikli sularla yeni bir müdahale yapılıyor. Bizler de buradaki havadan, atmosferden etkilenmiş durumdayız. (Bu sırada polisin "Lütfen eyleminize son vererek dağılınız." anonsları tekrar tekrar duyulmaktadır.)Evet şu anda göstericiler geriye doğru itiliyor ve tazyikli sularla polisin ek bir müdahalesi var. Evet şu anda bu görüntüler eşliğinde aslında bir çok şeyde meydanda. Çok sert bir polis müdahalesini şu anda ekranlara getiriyoruz. Evet, eylemcilerin dağılması isteniyor. Buna karşın kararlı bir şekilde dağılmıyorlar. Şu anda bulvarda bir TOMA'nın müdahalesini yine ekranlara getiriyoruz. Bir taraftan müdahaleler, bir taraftan da yine eylemcilerin direnişi devam ediyor. Evet, şu anda TOMA'ya da bir mukavemet söz konusu. TOMA tazyikli su sıkmaya devam ettikçe eylemcilerin de müdahalesi bu TOMA'ya karşı direnişi devam ediyor. Evet, Ankara'da Kızılay'da bir savaş meydanını aratmayacak görüntüler ekranlara geliyor. Halihazırda bütün bu müdahaleye rağmen de hala bulvar üstünde geri adım atmadan bulunmaya devam eden kalabalık ekranlara geliyor….Ekrem İmamoğlu; seçilmiş belediye başkanı, 16 milyonun oyunu alarak bu göreve gelmiş. Ekrem İmamoğlu'na oy verenler seçme hakkına sahip çıkıyor, demokrasiye sahip çıkıyor. Bunun için meydanlarda. Fakat belli ki bu müdahale devam edecek. Gözaltına alınanlar olduğunu da söyledi. Belki de bu sayı artacak. Sevgili Ali Yağız bu bilgileri verdi. Şu anda orada protesto hakkını kullanmak isteyenlere polis tomalardan su sıkıyor, dağıtmaya çalışıyor ama kalabalık gitmemekte, dağılmamakta kararlı….İzmit'te de Cumhuriyet Halk Partililer ama onlarla beraber iradesine sahip çıkmak isteyen vatandaşların yine orada öğrencilerin yürüyüşü polis tarafından engellenmek istendi. Bir barikat kuruldu. Hazır mı o görüntüler arkadaşlar? Verelim. Evet işte o anlar, o görüntüler. Bakın o barikat aşıldı. Toplanan kalabalık polise karşı yürüme kararlılığını gösteriyor. Biraz dinleyelim. (Polis ve halk arasındaki arbede görüntülerine yer veriliyor.) İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, evet onun öncülüğünde o barikat açılıyor, kırılıyor ve gördüğünüz gibi "Kurtuluş yok." tek başına sloganıyla direniyor orada göstericiler….Ankara Güvenpark'tan. (Polis ve halk arasındaki arbede görüntülerine yer veriliyor.) değerli konuklarımla birlikte bu görüntüleri izliyoruz. Lütfen araya girin bu görüntüler üzerine söylemek istediğiniz bir şey varsa. Çünkü bakar mısınız TOMA'larla su sıkıldı, müdahale edildi, yer yer yerlerde sürüklendi. Şimdi de kasklarıyla arka arkaya protestoculara vurduğunu görüyoruz polisin. Bakın şiddetli bir şekilde vuruyor. Ağır yaralayacak neredeyse. Yani her şey olabilir." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Yukarıda aktarılan yayın içeriklerine ek olarak, ilgili medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 24 Mart 2025 tarihinde 20:00'de Saraçhane'ye canlı bağlanılmış, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in açıklamalarında; "ey ey Tayyip Erdoğan'ın aparatı Akın Gürlek"; "Ekrem İmamoğlu alnınıza çaksın, alnınıza çaksın. Tayyip Bey; ben, benim belediye başkanım senin sorularını canlı yayında yayınlanacak mahkemede cevaplamaya, seni rezil rüsva etmeye, savcının yalanlarını onun burnundan fitil fitil getirmeye, seni milletin önünde sorgulamaya, yaptığın iftirayı alnına vurmaya hazır", "bak gençler ne diyor Tayyip Bey?" diyerek yönlendirdiği kalabalığın "Hırsız Tayyip, Hırsız Tayyip" şeklinde ifadelerle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a hakarete varan, ayrıştırıcı nitelikte, suçlayıcı, zan altında bırakıcı, saygı içermeyen, türden ifadelerin net bir biçimde duyulacak şekilde ekrana getirildiği görülmüştür.
Yayıncının haberlerle kamuoyunu bilgilendirmek görevini icra ederken, haberciliğin hassas dengelerini akılda tutması beklenmektedir. Sorumlu yayıncılıkta haber bilgilerinin veriliş tarzı ve dilde otokontrol yapılmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Ancak yayın kuruluşunun bahse konu yayınında bu ilkeye uymadığı değerlendirilmektedir. Özellikle toplumsal olaylar sırasında medya tarafından kullanılan çerçeveleme teknikleri, olayın niteliğini ve faillerini değiştirebilecek kadar güçlüdür. Haberlerin çerçeveleme yoluyla nasıl bir algı yönetimi mekanizmasına dönüştüğü ortaya konulmuş ve medyanın gerçekliği inşa eden bir aktör olarak hareket ettiğini vurgulanmıştır. Türkiye’de yapılan araştırmalar, ana akım medyanın haber sunumunda olayları belirli ideolojik yönlendirmelerle sunduğunu göstermektedir. Örneğin, güvenlik güçlerinin toplumsal olaylarda hukuka uygun şekilde müdahalede bulunması bile belirli medya organları tarafından “baskı” veya “şiddet” söylemiyle sunularak kışkırtıcı bir atmosfer oluşturulabilmektedir.
Medya, toplumsal olayları kamuoyuna aktarırken yalnızca bilgi sunmakla kalmayıp, aynı zamanda belirli bir çerçeve oluşturarak bireylerin olayları algılama biçimlerini de yönlendirmektedir. Haberlerin dilsel ve görsel sunumu, izleyicilerin gerçekliği nasıl yorumladığını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Özellikle güvenlik güçleriyle ilgili haberlerde kullanılan söylem, polis teşkilatına yönelik kamu algısını şekillendirmekte, güven veya güvensizlik duygularının pekişmesine neden olabilmektedir. Bu bağlamda, medyanın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve olayları çarpıtmadan aktarması, toplumun güvenliğe ve hukukun üstünlüğüne olan inancını koruyabilmesi açısından hayati önem taşır.
Toplumsal olaylarda, polisin olay yerinde bulunması kamu düzenini koruma görevinin gereğidir. Devlet güvenlik kuvvetleri aracılığıyla toplumsal barışı ve düzeni korumak adına önlemler almak zorundadır. Polisin toplumsal olaylarda önlem alma görevi bulunmasına rağmen, ülkemizde oluşturulan genel algı polisin her koşulda olaya müdahale etmek için istekli olduğu ve orada bulunduğu şeklindedir. Bu algının ortaya çıkmasının temel nedeni, medyanın toplumsal olayların sunumunda olayın sosyal boyutundan ziyade, polis ile göstericiler arasında yaşanan gerilim, şiddet ve müdahale görüntülerinin ön plana çıkmasıdır. Haber olmayan yüzlerce barışçıl gösteri yaşanırken, müdahale olanların haber değeri kazanması ve müdahale görüntüleri eşliğinde sunulan olumsuz haber ve haber kalıpları yaygın ve gelenekselleşmiş bir medya pratiği olarak ortaya çıkmaktadır. Polislik mesleği, kamu düzenini sağlama, bireylerin can ve mal güvenliğini koruma ve hukukun uygulanmasını temin etme gibi kritik görevler üstlenmektedir. Demokratik toplumlarda polis teşkilatları, yalnızca bir güvenlik aygıtı değil, aynı zamanda adaletin ve toplumsal barışın teminatı olarak da görülmelidir. Ancak, medya kuruluşlarının güvenlik güçlerini tek taraflı ve manipülatif bir çerçevede sunması, polis-halk ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek kurumsal güvenin zedelenmesine yol açabilmektedir.
Medyanın etik sorumlulukları çerçevesinde, habercilik faaliyetinin yalnızca reyting kaygısıyla değil, kamu yararını gözeterek yürütülmesi gerekmektedir. Gazeteciliğin temel ilkelerinin nesnellik, doğruluk ve tarafsızlık olduğunu vurgulayarak, etik dışı haberciliğin kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini belirtilmektedir. Bu bağlamda, medyanın kolluk kuvvetleriyle ilgili haberlerde sansasyonel dil kullanmaktan kaçınması, kamuoyunun güvenlik güçlerine duyduğu güvenin korunması açısından kritik öneme sahiptir. Dolayısıyla, medyanın haber dilini ve içerik çerçevesini belirlerken toplumsal hassasiyetleri gözetmesi, demokratik düzenin sürdürülebilirliği açısından kritik bir gerekliliktir. Güvenlik güçlerine yönelik haberlerde bağlamından koparılmış, eksik ya da manipülatif bilgi sunumu, yalnızca kamuoyunun yanlış yönlendirilmesine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda halkı güvenlik güçlerine karşı kışkırtarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir. Medyanın özellikle kriz anlarında sansasyonel ve provokatif bir söylem kullanması, bireylerin otoriteye olan güvenini sarsarak kamu düzeninin istikrarsızlaşmasına neden olabilir. Bu bağlamda, medyanın etik habercilik ilkelerine bağlı kalarak, dezenformasyon ve ideolojik yönlendirmelerden kaçınması, toplumsal barışın korunması ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir kamusal alanın inşası açısından zorunludur. Dolayısıyla, medya organlarının haber üretim süreçlerinde objektiflik, tarafsızlık ve doğruluk ilkelerini temel alarak, toplumun farklı kesimleri arasında gerilim yaratabilecek söylemlerden kaçınması, demokratik normların güçlenmesi için elzemdir.
Demokratik idare biçimi siyasal anlamda bireylerin haklarını yasayla koruma altına alan değerler bütününü ifade ederken, sosyolojik anlamda ise bu değerler bütününün uygulamaya yönelik içeriğinin düzenlenmesini ifade etmektedir. Her bireyin her konuda kendine has kanaati olacağı ön kabulüyle, her fikrin ifade bulduğu mecra yani kitle iletişim araçları marifetiyle başka bireylerin de korunma ve saygı duyulma hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici ya da yargılayıcı bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeydeki çeşitli sorunları ortaya çıkaracağı açıktır.
Canlı yayınlar, izleyicilere anlık bilgiler sunarak toplumsal olayların hızla yayılmasına olanak tanır. Bu bağlamda, canlı yayın sırasında kullanılan dilin toplumsal algıyı nasıl şekillendireceği, büyük bir sorumluluk gerektirir. Özellikle toplumu birleştiren, sosyal barışı pekiştiren bir dil kullanmak, medya kuruluşlarının görevlerinden biridir. Yayıncılar, toplumu bölücü veya kutuplaştırıcı/aşağılayıcı ifadelerden uzak tutmalı, her türlü şiddet veya nefret söyleminin yayılmasına engel olmalıdır. Medyanın toplumsal olayları yansıtma şekli, yalnızca haber verme işleviyle sınırlı değildir. Medyanın aynı zamanda toplumsal düzeni, barışı ve güvenliği koruyacak bir sorumluluğu bulunmaktadır. Canlı yayınlar, izleyicilerin hızlı ve geniş bir şekilde bilgilendirildiği mecralar olarak, medyanın toplumsal etkilerinin en fazla hissedildiği alanlardır. Bu nedenle, canlı yayınlarda sunulan içerikler, yalnızca doğru ve tarafsız olmakla kalmamalı, aynı zamanda toplumsal barışı zedelemeyecek şekilde hazırlanmalıdır.
Kamusal alan içerisinde muhtelif ideolojiler tarafından üretilen söylemler, belirli bir karşıtlık içerisinde iktidar mücadelesi eder. Demokratik bir toplumda farklı dini, ulusal, etnik vs. kimlikleri haiz muhtelif gruplar arasındaki fikir ve inanç farklılığının korunması hem kamusal alanı oluşturan kurumlar hem de bireyler açısından temel bir gerekliliktir. Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Medya organlarının günümüzde toplum üzerinde oldukça etkili olup kamuoyu oluşumunda pay sahibi haline gelmesi, medya hizmet sağlayıcıların dikkat etmesi gereken sorumlu yayıncılık anlayışı ve öz denetim ilkesini de beraberinde getirmiştir. Medyanın gücü ne kadar artarsa medya mensuplarının sorumluluğu da o ölçüde artmaktadır.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın geldiğini söylemek mümkündür. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve Devlet'in ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir. Özetle, demokratik toplumlarda iktidarın denetlenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi işlevi açısından basın zaruri bir unsurdur. Anayasa'nın 26. maddesinde de "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" ile basının özgürce haber verme hakkı desteklenmektedir. Fakat bu özgürce haber verebilme hakkı sınırsız olmayıp basın, kamu güvenliği ve düzeninin korunması bakımından hassasiyetini her daim korumak zorundadır.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir. Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir, bu, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi, siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır.
Her ne kadar medya, görüş ve eleştirilerin ifade edilebildiği mecra olarak görev yapsa da bu görev yerine getirilirken bazı değerlerin ve hassasiyetlerin gözetilmesi gerekmektedir. Medya, topluma sürekli bir “anlam sistemi” sunmakta olağan ve doğal olan ile olağan dışı ve doğal olmayanın neler olduğunu göstermekte, kısacası, normalin ne olduğunun başlıca belirleyicisi olmaktadır. Bu yüzden medya aracılığıyla yapılan çağrışımlar, anlamlandırmalara dikkat edilmesi gerekmektedir, aksi takdirde kamuoyunda farklı bir geri dönüş ile karşılaşabilir. Bu noktada medyaya yönelik Baudrillard, “Günlük yaşamda önemli rol oynayan ve özerk hipergerçek alanını oluşturan imajlar, işaretler ve kodlar üreten ana simülasyon makineleri.” ifadelerini kullanmaktadır. Medya izleyicisinin deneyimini aktif süreçten geçirme veya anlam üretme bağlamında ele almaktadır. Medyada üretilen içeriğe anlam yüklemede, izler kitlenin yapacağı katkıların da göz önünde bulundurulması ve gerekli hassasiyetlerin taşınması sorumlu yayıncılık açısından önemlidir.
Yukarıda görüldüğü üzere tüm temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi ifade özgürlüğünün kullanım alanının sınırları yasal düzenlemelerle açık ve net bir şekilde çizilmiştir. Bu bağlamda kişilerin düşüncelerini açıklarken nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik ifadeler kullanmaları eleştiri sınırlarının aşılması olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Danıştay 13. Dairesi'nin 2020/613 E. ve 2021/229 K. sayılı kararında belirtilen; "... Buna göre, ifadenin muhatabının konumu, ifadeyi kullananlar açısından sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı bahşetmez. Bu nedenle demokratik toplumların çoğunda; ifade özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek, kişileri yalnızca karalamak, aşağılamak, asılsız suçlamalarda bulunmak, kişilerin özel hayatlarına ölçüsüz saldırıda bulunmak gibi ifade özgürlüğünün açıkça kötüye kullanıldığı durumlar hukuken korunmaktadır. Bu anlamda; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi söz ve beyanlar ile özel hayata ve hayatın gizliliğine karşı saldırılar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedefleyen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmektedir." hükmü ile "savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedefleyen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadelerin" ifade özgürlüğü alanı olmadığının altı çizilmiş ve ifade hürriyetinin kapsamı bu hüküm çerçevesinde belirlenmiştir. Bu nedenle nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik sözler söylemek, ifade özgürlüğünün kapsamı içinde değerlendirilmez.
Bu anlamda ırk, etnik köken, renk, cinsiyet, milliyet, inanç gibi unsurlar ön plana çıkartılarak herhangi bir kişiyi rencide edici, küçük düşürücü, aşağılayıcı ve hatta bulunduğu toplumdan ayrıştırıcı nitelikte söylem ve ifadelerde bulunulması, hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda birleştirici, bütünleştirici bir etkiye sahip olan insani değerlerin yozlaşmasına ve toplumda huzursuzluğa, çatışma ve kavga ortamının doğmasına neden olabilecektir. Çünkü toplumları bir arada tutan, barış ve huzurun sürekliliğini sağlayan toplumsal değerlerimizdir.
Medyanın güncel siyasi meselelerle ilgili kamuoyunun özgürce kanaat edinmesinde bilgi kaynağı olarak etkili rolü olduğu bilgisinden hareketle toplumun doğru habere ulaşarak özgürce kanaat oluşturabilmesi yayıncıların objektif şekilde, ithamdan uzak haber ve bilgi paylaşımıyla mümkün olacaktır. Bu noktada, medya hizmet sağlayıcı kuruluşların üretilen içeriğe anlam yüklemede, izler kitlenin de yapacağı olası katkıları göz önünde bulundurmaları ve gerekli hassasiyetleri taşımaları sorumlu yayıncılık açısından önemlidir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında sarf edilen; "siz sandığı ortadan kaldırıyorsunuz" ve "insanların sandık yoluyla değişim umudunu yok ediyorsunuz." ifadelerin demokratik toplumların gereği olan seçimleri itibarsızlaştırma amaçlı olduğu, sandığın itibarsızlaştırılma çabası ve buna yönelik halkın tepki göstermesi gerekliliğinin savunulmasının toplumda düşmanlık, kutuplaşma ve ötekileştirme hissi yaratarak halkın bir kesimini diğerine karşı kışkırtma ve ayrımcılık yaratma riski taşıdığı, göstericiler ile polisin karşı karşıya kaldığı anlar muhabir tarafından panik havasında anlatılırken programın tamamı boyunca, görevini yapmaya çalışan ve sık sık anonslarını yineleyerek halkı uyaran polisler sert müdahalede bulunan, orantısız güç kullanır nitelikte anlatılmaya çalışıldığı, öyle ki, göstericilerin TOMA'ya yabancı cisim attıkları, yoldaki polis bariyerlerini kaldırarak TOMA'ya fırlattıkları görüntüler verilirken bile "göstericilerin kararlılıkla ilerlediği ve eylemlerinden geri adım atmadıkları" sözleri kullanılarak göstericilerin kamu malına verdikleri zararın olumlanmaya çalışıldığı, programda kullanılan ifadelerin izler kitlenin kendi özgül anlamlandırması ve bunun sonucunda gerçekleşecek travmalara yol açabilecek nitelikte olduğu, 24 Mart 2025 tarihinde 20:00'de Saraçhaneden canlı yayında, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "ey ey Tayyip Erdoğan'ın aparatı Akın Gürlek"; "Ekrem İmamoğlu alnınıza çaksın, alnınıza çaksın. Tayyip Bey; ben, benim belediye başkanım senin sorularını canlı yayında yayınlanacak mahkemede cevaplamaya, seni rezil rüsva etmeye, savcının yalanlarını onun burnundan fitil fitil getirmeye, seni milletin önünde sorgulamaya, yaptığın iftirayı alnına vurmaya hazır", "bak gençler ne diyor Tayyip Bey?" diyerek yönlendirdiği kalabalığın "Hırsız Tayyip, Hırsız Tayyip" ifadelerle ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a hakarete varan, ayrıştırıcı nitelikte, suçlayıcı, zan altında bırakıcı, saygı içermeyen, türden ifadelerin net bir biçimde duyulacak şekilde ekrana getirildiği, dolayısıyla mezkur yayınlarda ülkemizdeki demokratik hak arama ve siyasal katılım araçlarının yok olduğu öne sürülerek toplumun muhalefet ekseninde ayrıştırılması ve akabinde topyekûn eylemler silsilesine dahil edilmesi şeklinde ısrarla kullanılan ifadelerin provoke edici, kışkırtıcı, ayrıştırıcı, yanıltıcı, yayıncı kuruluştan beklenen sorumlu yayıncılıktan oldukça uzak ve toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan; "Irk dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz." hükmünün ihlal edildiği sabit görülmüştür.
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, %5 oranında idari para cezası uygulanmasına ve idari tedbir olarak program yayınının beş (5) kez durdurulmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan; "Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası ve program yayını durdurma idari tedbirinin uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Şubat 2025 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 22.518.258,58 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde beş oranı (%5) 1.125.913,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) İdarî tedbir olarak, ihlale konu PROGRAM YAYINININ TAKDİREN 5 (BEŞ) KEZ DURDURULMASINA, bu idari tedbirin uygulanma zamanın kuruluşa yapılacak tebligatta bildirilmesine,
d) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan; “… Yükümlülük veya yasağa aykırılık dolayısıyla idarî tedbir olarak programın yayınının durdurulması kararının verilmesi halinde, yaptırım uygulanmasına sebebiyet veren fiilin işlenmesinden dolayı sorumluluğu olan programın yapımcısı veya varsa sunucusu, yayının durdurulduğu süre zarfında, aynı veya farklı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta hiçbir ad altında başka bir program yapamaz veya sunamaz.” hükmü uyarınca, işlem yapılması hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
e) İdari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan programın yerine, Üst Kurulca gönderilen programların, programın başında; “Bu program, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun 27.03.2025 tarih ve 2025/13 sayılı toplantısında alınan 13 No’lu kararı uyarınca, kuruluşumuzun 21.03.2025 tarihinde saat 20:00’de yayınladığı "Gündem Özel" adlı program yayınında, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan, yayın hizmetleri ‘Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.’ ilkesinin ihlali nedeniyle idari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan program yerine yayınlanmaktadır.” metninin anlaşılır şekilde okunarak DVD/CD’de yer aldığı şekliyle ticari iletişim yayını içermeksizin yayınlanmasına, ayrıca anılan metnin program yayını süresince ekranın altında akar yazı ile verilmesine,
f) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerindeki ilkelerle dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapılmasını müteakip verilecek yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının on güne kadar durdurulmasına; ikinci tekrarı halinde ise, yayın lisansının iptaline karar verilir. … Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Ahmet Can BUĞDAY, Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 27.03.2025 tarih, 2025/13 sayılı toplantısında alınan 13 No’lu karara karşı oy yazısı.
Tuncay KESER Şerhidir.