İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 25.11.2025 tarih ve 92 sayılı yazısına konu EDESSA TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 03.10.2025 tarihinde saat 08:05’te yayınlanan sunuculuğunu Filiz Aslan’ın “Gezgin Mikrofon” adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesinde “Kış turizminin önemli rotalarından biri. Turların, turistik rotaların önemli merkezlerinden biri. Çok sayıda Ermeni'nin ziyaret ettiği bir yer. Evet şimdi girelim ve Ani Harabeleri'nin içinde yatan o muhteşem kiliseleri, katedralleri ve sonradan kondurulan camileri görelim. Camiler de diyorum çünkü Alparslan 1065'te bu şehri ele geçirdikten sonra camiye çevirmiş çoğu kiliseleri ve yeni camiler de yaptırmış. Ne yazık ki işte bizim bu vandal kültürümüzün bir yansıması...” ifadelerine yönelik daire başkanlığı “Ani kentindeki kilise ve katedralleri camiye dönüştürmesinin “vandallık” olarak nitelendirilmesinin tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı, millî ve manevi değerlerin toplumun birlik, beraberlik ve bütünlüğünü sağlayan, huzurlu bir toplumsal yaşam için önemli ve korunması gereken değerler olduğu gerçeği dikkate alındığında mezkur yayında kullanılan ifadelerin toplumun milli manevi değerlerine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.” denmiş ve toplantıda dairenin kanaati doğrultusunda toplantıda söz konusu yayında, 6112 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin ihlal edildiği gerekçesi ile oy çokluğuyla” verilen yaptırım kararına karşı
Karşı Oy Gerekçemdir:
Anayasa’nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi uyarınca; ifade özgürlüğü sadece toplumun çoğunluğu tarafından kabul gören "hoş" fikirleri değil, aynı zamanda "sarsıcı, rahatsız edici veya aykırı" gelen düşünceleri de kapsar. Yayıncının tarihi olaylara ve kültürel mirasın korunma biçimine dair getirdiği eleştiri, bu özgürlüğün sınırları içerisinde değerlendirilmelidir.
Raporda belirtilen "vandalizm" nitelemesi, sunucunun şahsi kanaati ve bir kültürel mirasın orijinal formunun değiştirilmesine yönelik sert bir eleştirisidir. Tarih, farklı bakış açılarıyla yorumlanmaya açık bir alandır. Bir yapının işlevinin değiştirilmesini (kiliseden camiye dönüşüm) "fetih hakkı" veya "egemenlik göstergesi" olarak gören görüşler olduğu gibi, bunu "kültürel dokunun bozulması" olarak niteleyen görüşler de mevcuttur.
Yayıncının bu ikinci bakış açısını dile getirmesi, bir inanç sistemine saldırı değil, kültürel varlıkların korunması etiğine dair bir değer yargısıdır. Bu tür yorumların idari yaptırıma tabi tutulması, yayıncıların tarihi ve kültürel konularda "tek tip" bir anlatıya zorlanması sonucunu doğurur ki bu durum demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
İfade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle insanlarla paylaşabilme serbestisidir. İfade özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmez ana unsurlarından en önemlisidir. İfade özgürlüğü, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk, Anayasamız, çeşitli yasalar, Yargıtay içtihatları ve AİHM kararları ile güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine) AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976).
Bir başka AİHM kararına göre; ifade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için AİHM’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (AİHM Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, Para. 49).
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun tüm işlemlerindeki yegane saik kamu yararını gözetmek olmak zorundadır. Kamu yararı haricinde siyasi saiklerle yapılan işlemler doğrudan hukuka aykırı hale gelirler. Bu yüzden siyasi ve sosyal saiklerle Türkiye’nin dini, ulusal yapısına veya tarihi geçmişine yönelik eleştiri veya tespit mahiyetindeki sözlere karşı cezalandırma yoluna giderek bu yöndeki tartışmaları kısıtlamak, ekseriyetin dünya görüşü doğrultusundaki ifadeler haricinde ifadelere imkan sağlamamaktır.
T.C. Anayasası’nın 26. maddesi, herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu, bu özgürlüğün haber veya fikir alma ve verme serbestisini de kapsadığını açıkça düzenlemiştir.
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan; “Toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.” ilkesi, yayıncıların her türlü eleştirel düşüncesini cezalandırmak için kullanılan bir "torba madde" haline getirilmemelidir. Söz konusu yayında, İslam dinine veya Türk milletine yönelik genel bir aşağılama, nefret söylemi ya da hakaret unsuru bulunmamaktadır. Sunucunun kullandığı "vandal kültürümüz" ifadesi, toplumun tamamını hedef alan bir hakaretten ziyade, tarihi süreçteki belirli uygulamalara yönelik özeleştiri ve sert bir retorik olarak kabul edilmelidir.
Raporda sunucunun kullandığı ifadeler "milli ve manevi değerlere aykırılık" olarak nitelendirilmiş olsa da, bu kavramların belirsizliği yayıncılar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmamalıdır. Yayıncının tarihi eserlerin korunması ve orijinal işlevlerinin değiştirilmesine yönelik getirdiği sert eleştiri, bir inanç sistemine yönelik doğrudan saldırı değil, bir yönetim anlayışına ve tarihi uygulamaya yönelik sert bir özeleştiridir.
Programın içeriği bir bütün olarak incelendiğinde; amacın bir inancı aşağılamak değil, Ani Harabeleri'ndeki mimari dönüşümü kendi perspektifinden eleştirmek olduğu görülmektedir. Eleştirinin sertliği veya doğruluğu RTÜK’ün değil, izleyicinin ve tarih disiplininin takdirindedir. Bu kararla getirilen yaptırım, ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahaledir.
Eleştiri hakkının bu şekilde sınırlandırılması, medya kuruluşlarının toplumsal ve tarihi konularda fikir yürütmesini engelleyecek bir caydırıcı etki yaratacaktır.
Sonuç olarak:
Yayın hizmetinin 6112 sayılı Kanun’un 8/1-f bendini ihlal etmediği, yapılan yorumun özeleştiri ve retorik bir değerlendirme kapsamında kaldığı kanaatiyle, EDESSA TV hakkında alınan idari yaptırım kararına katılmıyor, işbu karşı oyu kamuoyunun ve Üst Kurulun dikkatine sunuyorum.


