Üst Kurul’un 03.10.2025 tarihli toplantısında, TELE 1 logolu yayın kuruluşunda 21.09.2025 tarihinde yayınlanan "Türkiye'nin Yönü" adlı programda, alt bantta (KJ) yer alan "RTE'NİN NETANYAHU'DAN FARKI NE?" ifadesi nedeniyle kuruluşa 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca %3 oranında (195.543,00 TL) idari para cezası verilmesine oy çokluğuyla karar verilmiştir. Aşağıda detaylandırdığım gerekçelerle bu karara katılmıyorum:
Uzman raporu ve Üst Kurul kararı, ekrana 9 kez getirilen ve toplamda 144 saniye kalan söz konusu KJ ifadesini, doğrudan Cumhurbaşkanı'nın kişisel haklarına yönelik bir hakaret ve "aşağılayıcı bir etiketleme" olarak yorumlamıştır. Ancak meseleyi kişisel bir atışma ya da bireysel bir hakaret zemininde okumak, gazeteciliğin toplumsal işlevini ve iktidarı denetleme rolünü göz ardı etmektir. Gazetecilik, tam da gücün ve sermayenin nasıl kullanıldığını, devletlerin dış politikadaki konumlanışlarını sorgulama pratiğidir. Bu yüznden bölgesel bir savaşın ve insanlık dramının yaşandığı bir konjonktürde, ülkeyi yöneten en üst makamın politik tutumunu uluslararası bir figür üzerinden sert bir biçimde sorgulayan retorik sorular medya kurumları tarafından sorulabilir. Siyasal iktidar sahipleri, sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha ağır, sarsıcı ve rahatsız edici eleştirilere tahammül etmek zorundadır. Kanalın bu programın yayınlandığı dönemdeki genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ, 22 Eylül'de "4 Soru 4 Yanıt" isimli programda alt bant yazısında yer alan ifadeleri "doğru bulmadığını" şöyle belirtmiştir. "Gazze'de soykırım yapan siyonist faşist Netanyahu ile Erdoğan karşılaştırılamaz. Bu doğru değil. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim bu dil doğru değil. Sağa sola bükmeye gerek yok. KJ'deki ifadeye katılmıyoruz, doğru bulmuyoruz ve reddediyoruz.” demiştir. TELE1’in kurumsal sosyal medya hesabından TELE1 TV YAYIN KURULU imzasıyla 22 Eylül 2025 tarihinde de bir açıklama yapılmıştır. Açıklama şu şekildedir: “Dün gece (21 Eylül 2025) TELE1 ekranına gelen ‘Türkiye’nin Yönü’ programında, meslek terminolojisinde KJ dediğimiz altyazıda kısa süreli de olsa (yaklaşık bir dakika) kanal yönetimi olarak kesinlikle onaylamadığımız bir ifade kullanılmıştır. Programda Trump-Erdoğan görüşmesine ilişkin bir değerlendirme yapılmasına karşın KJ’de Erdoğan ile Netanyahu karşılaştırması yer almıştır. Kesin hüküm içeren bir ifade olmamakla birlikte yanlış anlamalara açık olan bu cümleyi doğru bulmuyoruz. Reji kadromuzdan kaynaklanan ve sehven yapılan bu hata nedeniyle özür dileriz. İdari araştırmayı yaptıktan sonra gerekli kararları alacağımızı da belirtmek isteriz. Saygıyla duyurulur…” Erişim linki şu şekildedir: https://twitter.com/tele1comtr/status/1970059743126249818
Karara dayanak teşkil eden uzman raporunda, Erving Goffman’ın "damgalama" (stigma) kuramına atıf yapılarak, en üst düzey devlet yetkilisinin "bozulmuş kimlik" olarak kodlandığı ve itibarsızlaştırıldığı iddia edilmiştir. Bu, sosyolojik bir kavramın gücü elinde bulunduranlar lehine oldukça heterodoks ve bağlamından koparık bir yorumudur. Damgalama kavramı; toplumdaki dezavantajlı, azınlık veya tahakküm altındaki grupların maruz kaldığı baskıyı açıklamak için kullanılır. Devletin en üst makamında bulunan bir siyasi liderin, eleştirel bir televizyon kanalındaki 144 saniyelik bir alt bant yazısıyla "damgalanıp" toplumsal itibar kaybına uğrayacağını iddia etmek, sosyolojik gerçeklikle ve güç dinamikleriyle bağdaşmamaktadır.
Kuruluşa, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aya ait ticari iletişim gelirinin %3'ü oranında idari para cezası kesilmiştir. Medya kuruluşlarının mülkiyet yapısının ve sermaye dağılımının iktidar lehine bu denli asimetrik olduğu bir ortamda, TELE 1 gibi bağımsız ve eleştirel yayıncılık yapmaya çalışan mecralara kesilen bu cezalar, basit bir idari uyarı olmaktan çıkıp doğrudan kanalın varoluşunu tehdit eden ekonomik bir şiddete dönüşmektedir. Bu tür cezalar, basının haber verme ve soru sorma özgürlüğünü boğan, medyanın tek tipleşmesinin önünü açan yaptırımlardır.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi kapsamında güvence altına alınmıştır. Söz konusu yayında, siyasi gücü elinde bulunduran makamların dış politikasına yönelik sert bir sorgulama yapılmış olup, bu durum 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez" hükmünün ihlali olarak değerlendirilemez. Kaldı ki kurum yanlış anlaşılmalara sebebiyet verdiğini anlayıp olayın sehven gerçekleştiği belirtip özür dilemiştir. Bu ceza, halkın haber alma hakkına ve medyanın iktidarı denetleme görevine yönelik orantısız bir müdahaledir.
Bu gerekçelerle çoğunluk kararına katılmıyor, işbu karşı oyu kamuoyunun ve Üst Kurulun dikkatine sunuyorum.


