Aşağıda detaylandırdığım gerekçelerle bu karara katılmamaktayım:
Yaptırıma konu edilen programda konuk Dr. Murat Kubilay, iktidarda bulunan siyasi partilerin tarihsel referanslarını, ideolojik arka planlarını ve güncel politik stratejilerini analiz etmiştir. Konuğun, bu iki partinin "iktidarın nimetlerinden devam edebilmek için" muhalefeti etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir "çıkar ortaklığı" kurduğuna dair tespitleri, kişisel bir hakaret veya iftira değil; kamu kaynaklarının, sermayenin ve politik gücün nasıl paylaşıldığına dair yapısal bir sorgulamadır. Siyasi partilerin devlet aygıtı ve kamu kaynakları üzerindeki tahakkümünü eleştirmek, demokratik bir toplumda basının en temel kamusal işlevidir. Bu eleştirileri 6112 sayılı Kanun'un 8/1-(ç) bendi kapsamında "küçük düşürücü ve aşağılayıcı" bulmak, siyasi iktidarı olağanüstü bir dokunulmazlık zırhına büründürmek ve gücün/sermayenin bölüşüm mekanizmalarının halk tarafından sorgulanmasını engellemek anlamına gelmektedir. Raporda ihlal unsuru olarak gösterilen; MHP'nin laiklikten ve devletçilikten bahsetmediği, "halkçılık" kavramını tehlikeli bulduğu ve iki partinin tarihsel bir "sol düşmanlığı" barındırdığı yönündeki ifadeler, Türkiye'nin siyasi tarihine ve sağ-muhafazakar siyasetin kökenlerine dair sosyolojik okumalardır. Toplumsal olayları ve siyasi ittifaklar analiz edilmiştir. İktidar partilerinin geçmişte veya bugün üstlendiği ideolojik rolleri eleştirmek ifade özgürlüğünün çekirdeğini oluşturur. Karara dayanak gösterilen uzman raporunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Lingens/Avusturya kararına atıf yapılarak basının kamuyu ilgilendiren siyasi meselelerde bilgi ve fikirleri açıklama görevi olduğu kabul edilmesine rağmen, varılan sonuç ve üst kurulun aldığı karar bu evrensel içtihatla taban tabana zıttır. AİHM içtihatları, siyasetçilerin ve iktidar sahiplerinin, sıradan yurttaşlara göre çok daha ağır ve sarsıcı eleştirilere tahammül etmesi gerektiğini açıkça belirtir.
“İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir” (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976).
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda, iktidar politikalarına yönelik benzer, hatta daha ağır siyasi içerikli eleştiriler yapıldığında, Üst Kurulca verilen ancak Danıştay tarafından iptal edilen kararlara baktığımızda da; basın/ifade özgürlüğünün ön planda
tutulduğu ve ifadelerin haber verme ile halkın haber alma özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği görülecektir. Üst Kurulun 15.12.2021 tarih ve 2021/49 sayılı toplantısının, 20 No.lu kararıyla, Halk TV logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun “İki Yorum” programında; “Tarih, Erdoğan ve Bahçeli bu ikisini bu ülkeyi yıkan liderler olarak kaydedecek… Bu ülkenin yıkımına ortak oldular…Siz devlet misiniz Allah’ını severseniz. Devlet dediğinin bir kurumu olur, o kurumun bir haysiyeti olur o kurumun bir yaklaşımı olur. O kurumun siyasetten bağımsız bir tavrı olur…19 yıldır buna hazırlanıyorduk. Neye hazırlanıyordun? Yıkmak için mi hazırlanıyordun? Neye hazırlandın tam olarak? Dövizi alıp başını götürecek kadar mı? BAE gibi ne olduğu belli olmayan, Ortadoğu’nun çetesi bir devletin ayağına kadar götürttü seni bu yıkım. Buna mı hazırlanıyordun? Üç kuruş. Türkiye’nin ekonomik olarak işgal edilmesine mi hazırlanıyordun? 19 yıldır tam olarak neye hazırlanıyordun? İşsizlik? Çözemiyorsun. Yoksulluk? Çözemiyorsun. TL değer kaybediyor, çözemiyorsun. O değer kaybının sonunda bütün yüzyıllık emekler iki tane Arap’a üç tane yabancıya peşkeş çekiliyor bunu çözemiyorsun… Kalkıyorsun 19 yılın sonunda ve buna kendin olmadığı gibi sözüm ona devletin diğer kurumlarını da ortak ediyorsun. Bu devlet değil ki bu bir iktidarın aymazlığıdır bu iktidarın bu ülkeyi yıkıma sürüklemesi. Bu Bahçeli ile Erdoğan’ın bu ülkeyi yıkıma sürüklemesine bu üniformalı kendini devlette bir kurumun sözcüsü temsilcisi yetkilisi görenlere de ortak ederek bu resim… Ekonomik olarak işgale uğramadık, bu ülke bir yıkıma sürüklenmedi özür dilerim, derim. İnşallah ben böyle demek durumunda kalırım. Ama demezsek ama bu ülkeyi bir yıkıma sürüklersek, bu fotoğraftaki isimlerle beraber (MGK toplantısından fotoğraf) başta Erdoğan ve Bahçeli ve bu fotoğraftaki resimdeki olanların tamamı bu ülkeyi yıkanlar olarak bu ülkenin tarihinde yerini alacaklar… Her birinin adını her birinin resmini bu ülkenin tarihi bu ülkeyi yıkıma sürükleyenler olarak kaydedecektir” şeklindeki söylemlerin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez."” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanmıştır. Ankara 12. İdare Mahkemesi, 28/11/2022 tarih ve E:2022/527, K:2022/2541 sayılı kararlıyla, söz konusu sözlerin, demokratik bir ülkede basının haber verme ve halkın haber alma özgürlüğü kapsamı içerisinde olduğu gerekçesiyle, işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varmış ve dava konusu Üst Kurul Kararını iptal etmiştir. Ankara BİM 10. İdari Dava Dairesi de, RTÜK’ün istinaf başvurusunu reddetmiştir. Nihayetinde, Danıştay Onüçüncü Dairesi, 27/09/2023 tarih ve 2023/2034 E., 2023/3773 K. sayılı kararıyla, RTÜK’ün temyiz isteğini reddetmiş ve davacı yayın kuruluşunun lehine verilen Bölge İdare Mahkemesi kararını oybirliğiyle onamıştır.
RTÜK'ün görevi, eleştirel yayınları cezalandırarak mevcut hegemonik ilişkileri korumak değil; çoğulculuğu, toplumcu düşünceyi ve haber alma hakkını güvence altına almaktır. Mevcut yayın, kişi veya kurumları kişisel bir husumetle aşağılamamış; aksine, Türkiye'deki siyasetin yapısal mimarisini, siyasi kutuplaşmanın arkasındaki maddi çıkar ortaklıklarını ve devlet teorisinin nasıl araçsallaştırıldığını makro bir çerçevede masaya yatırmıştır. Tartışmayı kişisel bir atışmadan çıkarıp yapısal bir sorgulama zeminine çeken bir yayının yaptırıma tabi tutulması, basının iktidarı denetleme işlevine yönelik bir sansür girişimi olarak algılanacaktır.
Açıklanan bu gerekçelerle, "h halk" logolu kuruluşa 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında idari para cezası verilmesi yönündeki çoğunluk kararına katılmıyor, işbu karşı oyu kamuoyunun ve Üst Kurulun dikkatine sunuyorum.


