İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 17.02.2026 tarih ve 16 sayılı yazısına konu MALATYA VUSLAT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 27.12.2025 tarihinde saat 21:00’de yayınladığı "Gündem Özel" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, MALATYA VUSLAT logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 27.12.2025 tarihinde saat 21:00’de yayınlanan, sunuculuğunu Necdet Akboğa’nın yaptığı, Malatya ilinin gündemine dair konu ve meselelerin işlendiği, Vuslat TV Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Bayrak'ın konuk olarak katıldığı ve Akçadağ ilçesinin girişinde yer alan "Hoş Geldiniz" tabelası ile ilgili olarak değerlendirmelerin yapıldığı "Gündem Özel" adlı programda, program sunucusu ile konuk arasında geçen diyaloglarda; “Hemen bir şey söyleyeceğim. Ben burada yine tekrar söylüyorum. O kadar vicdan ve merhamet yok ki! Biz deprem bölgesindeyiz ya. Bizim burada, herkesin işe ihtiyacı var. Herkesin var. Göster tabelayı bana. (Akçadağ ilçe girişine yeni yaptırıldığı beyan edilen mavi renkli giriş tabelası ekrana getirilir.) Bu tabela, ne biliyor musunuz? Bu tabelayı, Malatya'da 750 bin nüfusta yapacak reklamcı yok diye; bu tabelayı siz, Ankara'da 850 bin TL'ye yapacaksınız. Yapma ya. Artı KDV. Yani 1 milyon, Necdet Bey. Bu tabelayı, Ankara firmasından 850 bin TL'ye yapacaksınız. Yalansa çık konuş. De ki Vuslat TV Yönetim Kurulu Başkanı, yalan söylüyor. 850 bin TL bu tabela. Bu tabelayı Malatya'da yapacak kimse yok mu? Bu tabela Ankara'dan. Neden? Altında pis kokular var. Kim ne bilecek? "Efendim teklif aldım. 3 tane teklif aldım; Ahmet, Mehmet dedim. Fiyat yazdım, en düşük teklifi bunlar verdi" diyecekler. 850 bin TL. Artı KDV. 1 milyon. Hayır. 1 milyon ediyor işte. Hayır etmiyor. Yüzde 10 ne yapar? 85 bin TL. Yüzde 20 ne yapar? 170 bin TL yapar. Ne yaptı? Bir milyon yüz. Yani, 100'ü de unutmayalım. Bak, 100 bin TL ya. Bugün beş tane asgari ücretle çalışanın bir aylık maaşı. Bugün burayı bir milyon yüz bine yapmışız. Eski parayla bir milyar. Eski parayla. Bir trilyon. Bir trilyon pardon. Bir trilyon yüz milyar diyoruz. Ben burada, Sayın AK Parti İl Başkanına ve milletvekillerine…Yani tabela parasına iki tane daire alınır hemen hemen TOKİ'lerden falan. Şimdi ben şunu söyleyeyim: Sayın Ulutaş, mahalle gezileri yaparken tabii ki bölgesindeki meclis üyelerini almak zorundadır. Atıyorum ben bugün Şeyhler Köyüne gidersem Sayın Murat Turcan'ı almak zorundayım. Niye? Mahalleme gittim. Bak Necdet Bey, AK Partili seçilmiş olan meclis üyeleri ile mahalleye gitmiyorsun. Kiminle gidiyorsun? Ama Ören'e giderken Cumhuriyet Halk Partisi seçilmiş üyeleriyle gidiyorsun. E, ben size söylüyorum Sayın Ulutaş; kendi partinin meclis üyesini neden alıp gitmiyorsun? Cumhuriyet Halk Partisi üyeleriyle neden gidiyorsun? Antep'e gittiğinde, herkes çok iyi biliyor; siz şu anda CHP'nin bütün meclis üyeleriyle gezerken kendi meclis üyelerinizle gitmiyorsunuz. Antep'e giderken, Bakanlığa giderken, Veli Ağbaba'ya her anlamda yapıyorsunuz ziyaret. Bütün etkinliklerinize çağırıyorsunuz, AK Parti çağırmamışsınız. Burada AK Parti İl Başkanı ve milletvekillerinin, Sayın Belediye Başkanına dersini vermek zorundadır (...)” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokratik toplumların sağlıklı işleyişi, vatandaşların doğru bilgiye erişimine ve farklı görüşlerin medeni bir çerçevede tartışıldığı kamusal alanın varlığına bağlıdır. Demokratik rejimlerde medya, halkın haber alma hakkını kullanmasında ve kamuoyu oluşumunda hayati derece öneme sahip bir aktör olup; yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen "dördüncü güç" olarak kabul edilmektedir. Medyanın bu gücünün en somut tezahürü ise haber bültenleri ve haber programlarıdır. Toplumun bilgi edinme hakkının güvencesi olan haber bülten ve programları, sadece olayları aktarmakla kalmamakta aynı zamanda toplumsal gündemi belirleme gücünü de sahiptir. Ancak bu güç, denetimsiz veya etik dışı kullanıldığında dezenformasyona, kişilik haklarının ihlaline ve toplumsal kutuplaşmaya yol açabilmektedir.
Vatandaşların havadis ve malumatlara ulaşmasında önemli bir rol üstlenen medya, hükumet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükumet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medya, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet etmektedir. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Medya mensuplarının toplumu ilgilendiren önemli olaylara ilişkin kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmakla birlikte bu hakkın kullanılmasında; tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması ve kişi, kurum ve kuruluş haklarının gözetilmesi gerekmektedir. Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla kanunlarda yer alan ilkelere ve basın meslek ilkelerine uygun olarak sunmalıdır. Bu ilkelere göre tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün vererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılmalı ve soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanmamalıdır.
Haber aktarımında doğruluk, gerçeklik ve tarafsızlık ilkeleri, haberciler açısından hem hukuki hem de ahlaki zorunluluk teşkil etmektedir. Gerçek olmayan haber ve duyurular, mesleki etik değerlere ters düşen durumlardandır. Medya kuruluşlarının kamuoyunu aydınlatma ve bilgilendirme görevi, her durumda hassasiyetle ve sorumlulukla ele alınmalıdır. Öyle ki bir yayın sırasında yayına konu olan net ve doğru bilgilere erişim, izleyici kitle nezdinde çok önemli olup kesinlikten uzak bilgilerle yapılan haberler; habere, haberciye ve yayınlandığı medyaya karşı güven kaybına neden olmaktadır. Nitekim haber unsur ve ögeleri için ön önemli ilkeler, doğruluk ve gerçekliktir: Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından tüm kamuoyunu ilgilendiren haberlerin, meslek ilkeleri uyarınca teyit edilmeksizin yayınlanmaması gerekmektedir.
Bilindiği üzere haber programları, güncel olayların sadece sunulmadığı aynı zamanda ayrıntılarıyla ele alınıp değerlendirildiği; bildiri, mülakat, söyleşi veya tartışma formatında gerçekleştirilen bir program türü olup kitle iletişim araçlarının bilgi verme, habercilik, tartışma ve diyalog işlevlerini yerine getirmektedir. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarıyla topluma sunulan haberlerde veya bunların yorumlanmasında, belirli ölçütlerin bulunması gerekmektedir. Haberlerin üretilmesi ve topluma sunulmasında nesnellik, tarafsızlık ve dengelilik, yorumdan ayrılık, yansızlık, sadelik, doğruluk, açıklık ve kesinlik ilkelerinin esas alınması önem arz etmektedir.
Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Bu ilkelere göre tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün vererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması gerekmekte, soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmamalıdır. Bu hususlar, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrasında sıralanan Yayın Hizmeti İlkelerinin (ı) bendinde de ifade edilmektedir: Yayıncıların tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması ve soruşturulması; Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde mümkün olan haberleri, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlamaması, toplumda özgürce kanaat oluşumunun sağlanması için önem arz etmektedir.
Geleneksel medya etiğinde "haber kutsal, yorum hürdür" ilkesi hakimken, günümüz tartışma programlarında "haber" ile "yorum" arasındaki çizgi bulanıklaşmıştır. Olgusal gerçekliğe dayanmayan, spekülatif ve "duygusal reaksiyon" üretmeye odaklı haber ve yorum içerikler; "doğruluk" ilkesini ihlal ederek medyanın güvenirliğini erozyona uğratmakta ve doğruluğu teyit edilmemiş içerikler, dezenformasyonun kurumsallaşmasına neden olmaktadır.
Haberciliğin toplumsal sorumluluk temelinde gerçekleştirilmesi ve dördüncü güç rolünü yerine getirebilmesi için gerekli olan başlıca koşullardan biri de haberlerde "objektiflik" kriterinin sağlanmasıdır. Habercilikte objektifliğin temel bileşenlerini "tarafsızlık, partizan olmama, olgusallık ve denge" şeklinde sıralanan habercilik; taraf tutmadan, partizanlık yapmadan, olgusal gerçekliğe dayalı olarak ve demokratik toplumun tüm bileşenlerinin haklarını gözeterek dengeli bir şekilde yapılmalıdır.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) incelendiğinde, Sözleşme'nin "İfade özgürlüğü" başlıklı 10'uncu maddesinde "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır. AİHS ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre ülkelerin yetkili mercilerince ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahale, şu üç koşulun da gerçekleştiği takdirde meşru olacaktır: (1) Müdahalenin, yani sınırlama veya yaptırımın yasalarda öngörülmüş olması; (2) müdahalenin yukarıda atıf yapılan ikinci maddede sayılan çıkar veya değerlerden birini veya birkaçını korumaya yönelik olması ve (3) müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması. Yargı yerince yapılacak irdemelerde, ifade özgürlüğünün kullanımında yazılı, işitsel ve görsel yayınların demokratik ülkelerde gördüğü merkezi işlev göz önünde bulundurularak ifade özgürlüğünün çatıştığı, korunan diğer değerler karşısındaki durumu ve yapılan sınırlamanın elde edilmek istenen amaçla orantılı olup olmadığı hususlar değerlendirilecektir.
AİHM içtihatlarında, ifade özgürlüğü davalarında "olgusal ifadeler" ve "değer yargıları" ayrımı önemli bir yer tutmaktadır. Bu ayrıma göre olgusal ifadeler; somut bir durumu, gerçekleşmiş bir olayı veya maddi bir vakıayı kanıtlanabilir niteliklerle ortaya koymaktadır. Değer yargıları ise kişisel bir görüşü, eleştiriyi, yorumu veya kanaati ifade etmektedir. Bu noktainazardan hareket edildiğinde, yeterli olgusal dayanak olmaksızın değer yargılarının doğruluğunun kanıtlanmasını istemek, gerçekleştirilmesi imkansız bir talep olup; ifade özgürlüğünü ihlal etmektedir.
6112 sayılı Kanun'un "Medya hizmet sağlayıcının bağımsızlığı ve sorumluluğu" başlıklı 6'ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca medya hizmet sağlayıcılar, ticari iletişim ile üçüncü şahıslar tarafından üretilenler de dahil olmak üzere, yayınlanan tüm yayın hizmetlerinin içeriğinden ve sunumundan sorumludur. "Malatya Vuslat" logolu televizyon kanalının yukarıda bahse konu yayınında yer verilen ifadelerin, bu doğrultuda değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Mevcut yayınların, kamuoyuna sağlıklı ve doğru bir şekilde aktarılmasındaki en büyük sorumluluğun, yayıncı kuruluşta ve yayıncı kuruluşun temsilcisi olan sunucuda olduğu bilinmektedir. Ayrıca "Gündem Özel" isimli programa konuk olan ve "Vuslat TV Yönetim Kurulu Başkanı" beyanıyla ifadelerde bulunan Selahattin Bayrak'ın, mezkur fıkrada belirtilen sorumluluklara riayet etmesi gerektiği de bir "medya hizmet sağlayıcı kuruluş temsilcisi" olması açısından aşikardır. Medyanın dikkatli ve sağduyulu olması beklenmekte, aktarılacak bilgilerin teyit edildikten sonra izleyici ile buluşturulması gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; "Bu tabela, ne biliyor musunuz? Bu tabelayı, Malatya'da 750 bin nüfusta yapacak reklamcı yok diye; bu tabelayı siz, Ankara'da 850 bin TL'ye yapacaksınız. Artı KDV. Yani 1 milyon, Necdet Bey. Bu tabelayı, Ankara firmasından 850 bin TL'ye yapacaksınız. Yalansa çık konuş. De ki Vuslat TV Yönetim Kurulu Başkanı ferdi, yalan söylüyor. 850 bin TL bu tabela. Bu tabelayı Malatya'da yapacak kimse yok mu? Bu tabela Ankara'dan. Neden? Altında pis kokular var. Kim ne bilecek? "Efendim teklif aldım. 3 tane teklif aldım; Ahmet, Mehmet dedim. Fiyat yazdım, en düşük teklifi bunlar verdi" diyecekler. 850 bin TL. Artı KDV…Yapma ya ... Eski parayla bir milyar. Eski parayla ... Bir trilyon pardon ... Yani tabela parasına iki tane daire alınır hemen hemen TOKİ'lerden falan." şeklinde ifadelerle, herhangi bir olgusal değerler sunulmaksızın spesifik bir konuda suçlayıcı ve itham edici iddialara yer verildiği, yayın kuruluşunun kamusal sorumluluktan uzak ve izleyicinin özgürce kanaat edinmesine engel olabilecek nitelikte bir içeriğin yayınlanmasına aracılık ettiği, söz konusu yayın ile doğruluk ilkesine aykırı ve toplumda özgürce kanaat oluşumunu engelleyebilecek bir nitelikte ve toplumu belli bir düşünceye sevk etmeye çalışılarak yayıncıların sahip olması gereken sorumlu yayıncılıktan uzak bir tutum sergilendiği, dolayısıyla mezkur yayında; ilgili kurum ve kişi hakkında doğruluğundan emin olmaksızın iddiaların dile getirildiği, tarafsızlık, doğruluk ve gerçeklik ilkelerine aykırı yayın yapıldığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle söz konusu yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz;...” hükmünün ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “... Üst Kurul; ihlalin ağırlığı, haksız ekonomik kazancın ve tekrarın varlığı ile son beş yılda uygulanan idarî yaptırımlar gözetilmek suretiyle ikinci fıkrada belirtilen her bir ihlal için bir defaya mahsus olmak üzere, idarî para cezası uygulamak yerine medya hizmet sağlayıcı kuruluşu uyarabilir” hükmü uyarınca, bir defaya mahsus olmak üzere UYARILMASINA,
Tekrarı halinde, 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükümleri uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Tuncay KESER’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


