İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.04.2026 tarih ve 22 sayılı yazısına konu TV8 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 07.04.2026 tarihinde saat 15:31’de yayınlanan "Zuhal Topal’la Yemekteyiz" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, TV8 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta hafta içi her gün yayınlanan, 70 yaşında ve emekli devlet memuru olduğu belirtilen S.D. yarışma evi olarak düzenlenen stüdyoda günün ev sahibi olarak yarıştığı, diğer yarışmacılar tarafından menünün kolay seçildiğine, yemek hazırlık sürecinde yarışmacının yavaş hareket edeceğine ve menüyü yetiştiremeyeceğine ilişkin yorumların yapıldığı, “Zuhal Topal’la Yemekteyiz” isimli programın 07.04.2026 tarihinde saat 15:31’de yayınlanan bölümünde, geçen diyaloglarda; “(S.D.'nin kıyafetindeki püsküller, çorba tabaklarının içine giriyor gibi): İçine batıyor. Kokoşum görmüyor, ful içine batıyor. Titreme, titreme. İlaçlarını filan içtin mi S. Hanım? Yok ben ilaç kullanmıyorum. Hiçbir hastalığım yok. Tansiyonun var ya, şekerin var. Şekerim sınırda. Ha iyi, şükür. Hadi bakalım (...) Bazen çok sinirlendiğimde tansiyonum çıkıyor. Aman sinirlenme, sinirlenme. Titriyorsun zaten, dökeceksin. Tepsi kayıyor. Allah kimsenin tepsisini kaydırmasın…Sen bunu daha önce yapmadın mı? Dün burada karşımızda konuşuyordun; sabah beşlerde kalkıyordun (...) Bunu mu yaptın sen sabah beşte kalktın da? (...) Hayatım yaptım diyorsun ya, kokoşum; bunu mu denedin diyorum beşte kalkıp? (...) Deneyeme gerek yokmuş, boş yere kendini yormuşsun. Niye katıldın kokoşum, sen bu yarışmaya? Kendini göstermek için mi? (Taklit yaparak) “Ben bu yaştayım, şöyle kokoşum” (...) Ben enerjimin bitmediğini, yaşımın enerjimle uyumlu olmadığını düşünüyorum. Enerjin mi? Yürüyemiyorsun, tabağı tutamıyorsun, enerji diyorsun…(Arka planda kemençe çalar, yarışmacılar masada elleriyle ritim tutar) Hadi bakalım enerjini burada görelim kokoşum. Hadi göster enerjini. (...) (Kadınbudu köftenin üzerindeki yumurta topaklanmasına ilişkin): Onları sizin kirpiklerinize veriyorum ben. Herhalde kirpiklerden göremediniz…(Menüde yer alan 'antioksidanlı renkli salata' hakkında): İsmini biraz kallavi koymuş. Kendi gibi kokoş. Yani biraz entrikalı bir isim aslında. Bir de yaşı gereği antioksidanlı. Aslında yaşında bir şey yok. Yani daha 70 yaşında. 75. Dedim ya onun akranları ... (bipleme, muhtemelen mezarlık ismi söyleniyor) Tövbe estağfurullah, ayıp ama tövbe estağfurullah, niye öyle diyorsun. 70 yaşında ya. 70 mi 75 mi S. Abla? 70. 70 yaşındaymış. Eh, fark etmez. Zaten onun...70 ... (bipleme, muhtelen “ama iş bitmemiş” söyleniyor) Aa... Ayıp. Ben yaşımın kadını değilim yalnız. Onun için kendime güvenip geldim. Nasıl değilsin? Yürüyemiyorsun. Üç kat boya var suratında. Sekiz bakıyorsun. Niye geldin buraya? Yani 200 bin lirayı gerçekten almak için mi geldin? Niye geldin ben çok merak ediyorum. (...) Gelemedin de zaten mutfaktan gelemiyorsun. S. Hanım, 200 bin TL'yi nasıl almayı düşünüyorsunuz? Beni tanıyanlar, alacağıma inandıkları için. 10 dakikadır tabak bekliyoruz. Yanlış tanımışlar seni, yeniden tanısınlar seni. (...) S. Hanım öfleyecekseniz niye geldiniz buraya? Burası yarışma. Öflüyorsunuz, gelmediniz. (...) Buraya gelmeseydiniz, televizyondan izleseydiniz daha iyiydi bence. Size mi soracağım? Renk katmaya gelmiş ama pek renkli olmamış. S. Hanım aslında örgü örmeye gelmiş ama yanlışlıkla mutfağa girmiş (...) Senin yaşıtların ne yapıyor, evde örgü örüyor S. Hanım. Yaşımı katmayın işin içine, ben yaşımın kadını değilim diyorum. Daha gençsin, hadi bakalım. Değilim. 55 yaşındakinde yok bendeki enerji. Göremedik. Benim yaşıtlarım köşede oturuyor, hepsi nine gibi. Keşke sen de o köşelerinde birinde otursaydın. Ben öyle değilim ki oturayım. Ben enerjiğim diyor. Göremedik o enerjiyi. (...) Sen daha yolunu bulamıyorsun. Ne zaman müracaat ettiniz S. Hanım? (...) (Yemeği tadar) Ah hah, yandın şimdi kokoşum…(Yemeği yorumlarken) Pilav yanmış. Daha doğrusu enginarı yanmış. Et yanmış. Bezelye hazır, bunun sosu hazır, salatanın sosu hazır. Ben dedim zaten sana, sen buraya sallan boyuna bakayım der gibi sallanmaya gelmişsin. Düşünmeye gerek yok, görüyoruz. Sen bir kalk sallana sallana mutfağa (...) İşin en güzel yanı biraz sonra geliyor, o zaman konuşacağız tatlım. Salatayı da beğenmedim çünkü hazır, her şeyi hazır (...) Bunun sosunu bile hazır yapacaksan sen niye geldin? “Ben şunu yapmaya geldim.” Cık. Sen bir şey yapmaya gelmemişsin. S. Hanım, dinler misin lütfen. Yine tekrar ediyorum. Yemek yapmaya değil, rahmetli üstadın bir şarkısı var, Neşet Ertaş'ın bir türküsü var; "Sallan boyuna bakayım". Sallan boyuna bakayım. Yemek dışındaki konulara yorum yapmayın lütfen. Yemek dışında değil ki doğruyu söylüyorum. (...) Yemeği yapamamışsın, o zaman niye geldin? Bakın bu özele giriyor, özele girmeyelim. S. Hanım, yanlış anlamayın ama siz domates sosum hazır değil diyorsunuz, hazır alıyorsunuz. Salata sosum hazır değil diyorsunuz, hazır alıyorsunuz. Hani, hiç yaşınızın kadını değilsiniz (...) Arkadaşlar, bir daha yaşımla ilgili konuşmanızı istemiyorum. Konumuz yaş değil. O zaman yaşınızın kadını olacaksınız, yalan konuşmayacaksınız. Hazır kullandıysanız (...) hazır kullandım diyeceksiniz (…) Sizin bu menüde ne emeğiniz var? Hazır domates sosu mu, hazır bezelye mi? Titriyor, tabağı düşürecek göreceksiniz şimdi.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere kitle iletişim araçları, modern toplumun kültürel, ahlaki ve normatif altyapısını inşa eden, dönüştüren ve sürdüren en güçlü sembolik aygıtların başında gelmektedir. Günümüz televizyon yayıncılığı, salt bir enformasyon ve eğlence mecrası olmasının çok ötesine geçerek, toplumsal gerçekliğin nasıl algılanacağını belirleyen, ötekileştirme pratiklerini meşrulaştırabilen veya tam tersine insan onurunu yüceltebilen stratejik bir platform işlevi görmektedir.
Yayıncılık endüstrisinin giderek artan ticari yapısı, reklam gelirlerinin maksimizasyonu ve reyting rekabeti, medya hizmet sağlayıcılar tarafından yayın ilkelerinin sistematik olarak esnetilmesine veya açıkça ihlal edilmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle ana akım televizyon kanallarında, “gündüz kuşağı” veya “akşam ön-kuşağı” olarak tabir edilen zaman dilimlerinde yayınlanan reality şov programlarında bu ihlaller yaşanabilmektedir.
Günümüzde yaşlı ayrımcılığı, tıpkı ırkçılık veya cinsiyetçilik gibi bireylerin yalnızca ‘kronolojik yaşları’ temel alınarak stereotipleştirilmesi, ötekileştirilmesi ve haksız muameleye tabi tutulması durumunu ifade etmektedir. Medya, bu ayrımcı ideolojinin hem bir yansıtıcısı hem de en güçlü yeniden üreticisidir. Akademik literatürde ve kapsamlı saha araştırmalarında elde edilen bulgular, Türkiye’de yaşlı ayrımcılığının Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha derin, yapısal ve kültürel kodlara işlemiş sorunlar barındırdığını göstermektedir. Avrupa Sosyal Araştırması (European Social Survey) verilerine göre, Türkiye’de gençliğin çok erken bittiği ve yaşlılığın çok erken başladığı yönünde genel bir toplumsal kabul bulunmaktadır. Örneğin, Avrupa genelinde bir bireyin “yaşlı” statüsüne geçiş sınırı, ortalama ‘62’ yaş olarak kabul edilirken; Türkiye’de bu sınır, ‘55’ yaş olarak belirlenmiştir. Bu istatistik, araştırmaya dâhil edilen tüm Avrupa ülkeleri arasındaki en düşük yaş sınırı olarak dikkat çekmektedir.
Modern, kapitalist ve hız odaklı toplum yapısı içerisinde yaşlı bireyler, sistemin “üretici” çarklarından çıkarak salt bir “tüketici” ve hatta sağlık sistemi ile ekonomi üzerinde bir “yük” olarak kodlanmaktadır. Bu algı, yaşlıların “ekonomik tehdit” veya “sosyal yük” kategorisi altında değerlendirilmesine yol açmakta, onlara yönelik önyargıları ve tahammülsüzlüğü dolaylı veya doğrudan beslemektedir. Nitekim incelenen ilgili programda; genç yarışmacıların, yaşlı yarışmacıya yönelik sergilediği sabırsız, nobran ve üstenci tavırlar, bu durumun tezahürüdür.
Diğer taraftan, televizyon yayıncılığının dijital çağdaki dönüşümü, dezavantajlı grupların medyadaki temsili sorununu daha da çetrefilli hâle getirmektedir. Yayınlanan programların internet platformlarında, video paylaşım sitelerinde ve sanal (sosyal) medyada sürekli olarak yeniden dolaşıma girmesi, “dijital hafızada unutulma hakkı” bağlamında ciddi etik ve hukuki tartışmalar doğurmaktadır. Reality şov programlarında, diğer katılımcıların organize psikolojik baskısına uğrayan, giyimiyle veya fiziksel dezavantajlarıyla alay edilen yaşlı bir bireyin yaşadığı bu travma ve küçük düşürülme hâli, dijital platformlar aracılığıyla kalıcı hâle gelmektedir. Literatürde gazetecilik ve medya profesyonellerine yönelik yapılan alan araştırmaları; dezavantajlı grupların, engellilerin ve yaşlıların medyadaki mağduriyetlerinin dijital ortamda sonsuza dek yaşamasının, insan onuruna yönelik mütemadi bir saldırı niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Bu nedenle, televizyon kanallarının yayın anındaki editoryal sorumluluğu, sadece anlık bir yayın veya reyting unsuru değil; bireyin kalan ömrü boyunca medya mecralarında maruz kalacağı itibar suikastının da kaynağı olabilmektedir.
Yargı alanındaki içtihatlar incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarına bakıldığında; basın ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumların işleyişindeki kilit rolünü, “düşüncenin dolaşımını sağlama” işlevi üzerinden defalarca vurgulandığı görülmektedir. AYM’ye göre televizyon, internet ve basın, bireylerin bilgiye ulaşması ve demokratik süreçlere katılımı için hayati bir araçsal değere sahiptir. Ancak AYM, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, Anayasa’nın 26’ncı maddesinin ikinci paragrafında belirtilen meşru amaçlarla (başkalarının şöhret ve haklarının korunması gibi) adil bir dengede tutulması gerektiğini de belirtmiştir. AYM, televizyon programlarının eğlence amacı gütse dâhi insan onuruna saygılı olma yükümlüğünü ortadan kaldırmayacağını; insan onuru kavramının, kişinin manevi varlığına ilişkin olup şeref ve itibar kavramı ile iç içe olduğunu ve yayınların sunuluş şeklinin eleştiri sınırlarını aşmaması gerektiğini kurala bağlamıştır. AYM’nin bu noktainazarından bakıldığında, televizyon kanallarında yayınlanan reality şov program türlerinde durum çok daha mühimdir. Nitekim yaşlı bir yarışmacı, her ne kadar programa kendi rızasıyla katılmış olsa da bir politikacı veya kamuoyuna mal olmuş bir sanatçı değildir. Dolayısıyla, söz konusu yaşlı bir bireye yöneltilen eleştirilerin tahammül sınırı, sıradan bir vatandaşın tahammül sınırı olarak değerlendirilmelidir. Dezavantajlı grupların haklarının korunması ve insan onurunun zedelenmemesi esas olup yaşlı bir bireyin yaşından kaynaklanan fiziksel kısıtlılıklarının dramatikleştirilerek ekrana taşınması ve programdaki diğer yarışmacıların aşağılayıcı ve ötekileştirici yorumlarının teşhir edilmesi, AYM’nin koruma altına aldığı “maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi” hakkına yapılmış doğrudan bir saldırı olarak takdir edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yanı sıra Danıştay ve Yargıtay kararları da incelendiğinde, eleştiri sınırlarının aşılması kıstası net bir biçimde çerçevelenmiştir. Yargı organlarına göre eleştiri; sert, sarsıcı, çarpıcı veya incitici olabilir. Ancak eleştirinin meşru sayılabilmesi için amacının “konuyu tartışmak, bir durumu tespit etmek veya kamu yararına bir fikri savunmak” olması gerekmektedir. Eğer eleştirinin tek amacı kişiyi toplum nezdinde küçük düşürmek, hakaret etmek, onun fiziksel veya zihinsel özellikleriyle alay ederek onu insanlık onuru ile bağdaşmayacak şekilde etiketlemek ise ortada hukuka uygunluk nedeninden söz edilememektedir.
Türk yargı sisteminin yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararlar da incelendiğinde AİHM, metin olarak yaşlıları kategorik bir zümre olarak ayrıca tanımlamamış olsa da dinamik içtihatlarında yaşlı bireyleri, sahip oldukları kırılganlıkları ve savunmasızlıkları nedeniyle özel bir koruma çemberine almaktadır.
Yaşlı bir yarışmacının yemek masasında linç edilmesinin hiçbir demokratik, kültürel ve kamusal yararı olmayıp; bu eylemler tamamen ticari (reyting) amaçlıdır. Zira söz konusu program, sıradan bir sözlü hakaretin ötesinde açık bir yaşlı ayrımcılığını ihtiva etmekte olup; bu durum yayın ve etik ilkeleriyle, erişebilirlik hedefleriyle ve devletin bütünleştirici vizyonuyla temelden çatışmaktadır.
Televizyon ekranlarının her haneye ve her yaş grubuna nüfuz eden tartışılmaz gücü, yayın içeriklerinin ahlaki ve hukuki denetimini demokratik bir toplum için zorunlu kılmaktadır. Türkiye özelinde, “Zuhal Topal’la Yemekteyiz” gibi realite formatlarında gerçekleşen yaşlı ve dezavantajlı bireylerin maruz kaldığı ötekileştirme ve aşağılama pratikleri, izole edilmiş basit tartışmalar olarak görülemez. Bu pratikler, “yaşlı ayrımcılığı” gibi olumsuz temsillerin reyting uğruna ticari bir meta hâline getirilerek kitlesel ölçekte yeniden üretilmesinden ibarettir.
6112 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları, ifade ve basın özgürlüğünün, yaşlı ve kırılgan bireylerin haysiyetini ayaklar altına alan bir tahakküm aracına dönüşmesine asla izin vermemektedir. Nitekim devletin, medya regülasyon organları aracılığıyla dezavantajlı grupları koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü mutlaktır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; yarışmacı olarak misafirlerini ağırlayan 70 yaşındaki S.D.’ye diğer yarışmacılar tarafından; “Kokoşum. Görmüyor. Titreme, dökeceksin. İlaçlarını içtin mi? Yarışmaya niye katıldın? Senin burada ne işin var? Kirpiklerinizden göremiyorsunuz. Yürüyemiyorsun. Üç kat boya var suratında. Sekiz bakıyorsun. Niye geldin buraya? Buraya gelmek yerine televizyonda izleseydiniz. Yaşıtların örgü örüyor. Sallan boyuna bakayım. Yaşınızın kadını değilsiniz.” şeklinde, ayrıştırıcı ve aşağılayıcı söylemlerin insan onuruna aykırı ve kişiyi eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler olduğu, “Yaşı 75. Dedim ya onun akranları …” ifadesinde bipleme olsa da bağlamdan ve sunucunun tepkisinden “mezarlık” gibi bir olumsuz ifadenin dile getirildiği anlaşılmakta ve yarışmacının kronolojik yaşının ölüm ile ilişkilendirilerek ötekileştirme yapıldığı, benzer şekilde “Yaş 70 …” ifadesinin devamı biplenmiş olsa da yine bağlamdan ve sunucunun tepkisinden “yaş 70 ama iş bitmemiş” ifadesinin dile getirildiği değerlendirilmekte ve toplum ahlakında gayrimünasip bir sözün yine yaşlılık ve dolaylı olarak cinsiyet ile ilişkilendirildiği, yarışmacı S.D’nin yaş polemiğinden rahatsız olduğunu ve eleştirilerin yemek ile alakalı olması gerektiğine ilişkin ifadelerine rağmen uzun süre araya girip uyarıda bulunmayan sunucunun tutumunun diğer yarışmacılar için bir “cesaret” oluşturduğu ve diğer yarışmacılar tarafından da ağır eleştiri içeren benzer söylemlerin sürdürüldüğü; dolayısıyla mezkur programda, bir yarışmacı tarafından hazırlanan yemeğin lezzetine, masa düzenine veya ağırlamaya ilişkin husus ve kriterlerin diğer yarışmacılar tarafından eleştirisi, meşru ve makul kabul edilebilecekken; yarışmacının şahsiyetine, yaşına ve fiziksel kapasitesine yönelik eleştirilerin “küçük düşürme” ve “insan onuruna saldırı” niteliğinde olduğu, ayrıca, katılım kıstaslarının oldukça geniş olduğu bu program türünde; kişinin salt jenerasyon farkı ve yaşı nedeniyle “dezavantajlı” bir muameleye ve dışlanmaya maruz bırakılmasının insan onurunu incitici, küçük düşürücü, aşağılayıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 815.768.610,12 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 16.315.372,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


